|
Tweet |
Mehmet Zeki Özer özel
Güneydoğu Güncel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Zeki Özer’in gerçekleştirdiği röportajda; yeni çözüm süreci, halkın sürece yaklaşımı, Amedspor’un toplumsal rolü, dünyadaki çatışma çözümü örnekleri, sürecin Meclis zemininde ilerlemesi ve Türkiye’nin geleceğine ilişkin değerlendirmeler ele alındı.
“HALKIN BÜYÜK KISMI ÇÖZÜM SÜRECİNİ DESTEKLİYOR”
Mehmet Zeki Özer: Yeni çözüm sürecine toplumun yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Av. Muhammed Dara Akar: Gördüğümüz kadarı ile halkın büyük kısmı çözüm sürecini destekliyor. Mecliste bulunan siyasi partilerin (İYİ Parti hariç) tamamı bu sürecin devam etmesini istiyor. Bu partiler hem Mecliste oluşturulan Komisyona üye verdiler hem de çerçeve yasaya destek verdiler. Çerçeve yasa, Meclis tarihinde az rastlanır bir rakam ile, 467 kabul oyu ile yasalaştı. Türkiye’nin geleceği açısından bu çok önemli bir gelişme.
Bununla beraber insanlar bazı endişelerini de dile getiriyorlar. Bu da doğaldır. Çünkü Türkiye yeni bir yola girmiş durumda. Yeni olan her şey insanları endişeye sevk eder. Kırk yıllık bir çatışma sürecinden sonra şimdi siyasal çözümden bahsediyoruz. Yeni bir Türkiye’yi inşa etmekten bahsediyoruz.
Elbetteki insanlar soru soracak, kuşkularını dile getirecekler. Süreç toplumsallaştıkça, halk bilgi sahibi oldukça halkın desteği daha da artacak, kuşkular yerini güven duygusuna bırakacaktır.
Türkiye siyasetindeki kimi siyasi partiler süreç karşıtı bir tutum almış görünüyorlar. Halkın bazı endişelerini istismar ediyorlar. Bunların iyi niyetli davrandığını söyleyemeyiz. Yapıcı eleştiri ayrı şey, oy alma uğruna halkı endişeye sevk etmek ayrı şeydir.
Bu mesele hepimizin ortak geleceğini ilgilendiriyor. Küçük hesaplara feda edilecek bir mesele değildir.

“YENİ SÜRECİN YENİ BİR DİLİ OLMALI”
Mehmet Zeki Özer: Sürecin başarıya ulaşması açısından kullanılan dil ve söylemi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Av. Muhammed Dara Akar: Maalesef gerek medyada gerek ise kimi siyasi çevrelerde hala eski alışkanlıklar devam ediyor. Madem ki çözüm odaklı bir süreç var, o halde bu sürecin ruhuna uygun bir söylem geliştirmek lazım.
Örneğin Türkiye’nin akademik dünyasında tanınan bir hoca çıkmış, “Amed ismi ırkçılık kokuyor” diyor. Adama sormazlar mı; 12 Eylül darbesi sonrası zoraki şekilde Türkçeleştirilen binlerce köy ismi ne kokuyor peki? O gün buna itiraz ettiniz mi?
Aynı dönemde Bulgaristan’da yaşayan Türklerin ismi ve yerleşim yerlerinin ismi yasaklanırken haklı olarak hepimiz itiraz ettik. Almanya’da Türklere karşı yapılan ırkçı saldırıları hep beraber lanetledik.
Halepçe’de binlerce Kürt zehirli gazlar ile katledilirken sesiniz çıktı mı? Buna ırkçı bir etnik temizlik dediniz mi?
Bu dil ve anlayış çok yanlış. Nereden icap etti bu açıklama? Türkiye’nin büyük barışına ne katkısı var bu tür açıklamaların?
Medyada yorum yapan kimi yorumcularda da gereksiz açıklamalar görüyorum. Bence halk bu süreci iyi kavramış. Esas sorun bu tuzu kuru, keyfi yerinde olanlarda. Nasıl olsa bedeli bunlar ödemiyor. Konforları bozulmuyor. Çatışmaların maddi, manevi ve beşeri bedelini halk ödedi.
“SÜRECİN BUNDAN SONRA DAHA DA HIZLANACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM”
Mehmet Zeki Özer: Önümüzdeki dönemde süreç açısından ne gibi gelişmeler bekliyorsunuz?
Av. Muhammed Dara Akar: Çerçeve yasanın Mecliste kabul edilmesi ile süreç yeni bir aşamaya geçmiş bulunuyor. Alt komisyonların belirlenmesi önemli bir gelişme.
Sanırım, Öcalan’ın sürece daha aktif katılması için bir komisyonda görev alması söz konusu. Aynı zamanda İmralı’daki yaşama ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için bazı düzenlemeler gündemde.
Sürecin kurumsal mimarisi şekilleniyor. İmralı ve Kandil arasında direkt bir diyalog dönemine giriyoruz. Bu da silahların daha hızlı bir şekilde terk edilmesini sağlayacaktır.
Süreç iki yıl önce Sayın Bahçeli’nin çağrısı ile başladığında birçok kişi kuşku ile bakmıştı. Bu gelişmelerin yaşanacağına dair umut güçlü değildi. Ama şimdi artık somut gelişmeler yaşanıyor. Umut ve inanç her geçen gün daha da artıyor.
Bu aşamada süreç karşıtı provokasyonlara dikkat etmek gerek. Geçmişteki tecrübelerden ders çıkarmak lazım. Hem içeride hem dışarıda sürecin akamete uğramasını isteyen güçler var. Zamansız talepler ile, gereksiz açıklamalar ile süreç karşıtlarının ekmeğine yağ sürmek doğru olmaz.
2013 yılında başlayan birinci çözüm sürecinin nasıl sabote edildiğini hep beraber gördük. Aynı yanlışlardan kaçınmak gerekiyor. Bunun vebali ağırdır. Halk, süreci sabote edeni affetmez. Bu herkes için geçerli. Çünkü büyük bir ümidi yeşerttikten sonra halkı hayal kırıklığına uğratmaya hakkımız yok.

“AMEDSPOR’A BAŞARI DİLİYORUM”
Mehmet Zeki Özer: Amedspor’un Süper Lig’e yükselmesini ve yeni sezondaki atmosferi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Av. Muhammed Dara Akar: Amedspor’un Süper Lig’e yükselmesi önemli bir gelişme oldu. Hükümet ve siyasi partilerin büyük kısmı tebrik mesajları yayınladı.
Bu yılki ilk maçı izlemek için bakanlar ve siyasi partiler, basın ve STK’lar Diyarbakır’a adeta akın ettiler. Şu ana kadar yapılan maçlar dostluk ve kardeşlik ikliminde yapıldı. Bazı küçük grupların taşkınlığı dışında bir sorun yaşanmadı.
Ancak dikkati elden bırakmamak lazım. Özellikle şunu söylemekte fayda var. Zaman zaman stat ve tribünlerden karşılıklı olarak yükselen sloganlar hoş manzaralar değil. Stadyumları siyasi arenaya çevirmek doğru değil.
Amedspor büyük bedeller ödeyerek Türkiye spor camiasının vazgeçilmez bir unsuru haline gelmiştir. Bundan sonra Amedspor, dostluğun, kardeşliğin, centilmenliğin adresi olarak Türkiye’nin her yerinden taraftar desteği bulacaktır.
“SÜRECİN TOPLUMSALLAŞMASI DÖNEMİ BAŞLIYOR”
Mehmet Zeki Özer: Bundan sonraki süreçte toplumun bilgilendirilmesi ve sürecin toplumsallaşması açısından neler yapılmalı?
Av. Muhammed Dara Akar: Bu sürecin halka anlatılması ve toplumsal rızanın üretilmesi için yeni bir dönem başlıyor.
Bir taraftan hükümet çevreleri ve siyasi partiler, diğer yandan STK’ların sahaya indiğini görüyorum. Geçen hafta Dışişleri Bakanı Sayın Fidan Diyarbakır’a gelip sivil toplum kuruluşları ve ekonomi çevreleri ile bir araya geldi. Şehir içinde gezdi, halk ile buluştu. Önemli açıklamalar yaptı.
Aynı zamanda TGTV İstişare Heyeti Başkanı Sayın Bilal Erdoğan da Sur içinde halkla buluştu. Sivil toplum kuruluşları ile bir araya geldi. Süreç hakkında halkın ve STK’ların görüşlerini aldı.
Diğer yandan DEM Partili vekiller de şehir ziyaretleri yapıyor, süreci anlatıyor.
Bundan sonra bu çalışmalar daha da artacak. Siyasi aktörler ve sivil toplum kuruluşları sahaya inip halka süreci anlatacak, halkı dinleyecekler.
Bu sabır gerektiren bir süreç. Her bölgenin ve sosyal kesimin farklı hassasiyetleri var. Bunlara dikkat etmek lazım.
Türkiye homojen bir toplum değil. Hiçbir toplum homojen değil. Türkiye’de farklı etnik gruplar, halklar, inanç kesimleri asırlardır birlikte yaşıyor. Farklılıklar ile beraber tarih içinde ortak değerler de oluşmuş. Bu ortak değerleri daha çok öne çıkarmalıyız.
Geçen haftalarda belki de masumane yapılan açıklamalar Alevi toplumunu rahatsız etti. Günlerce süren tartışmalara neden oldu. Türkiye’deki etnik ve inanç fay hatları hala kırılgan.
Gerek çözüm süreci anlatılırken gerek ise siyasi çalışmalar yürütülürken toplumsal hassasiyet gözetilmelidir.
“TÜRKİYE’NİN MODELİ PARLAMENTODA ÇÖZÜM ÜRETME MODELİDİR”
Mehmet Zeki Özer: Dünyadaki çatışma çözümü örnekleri açısından Türkiye’nin yürüttüğü süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Av. Muhammed Dara Akar: Dünyada çatışma çözümlerine ilişkin farklı modeller uygulandı.
Güney Afrika modelinde; Hakikatlerle Yüzleşme ve Uzlaşma Komisyonu kurularak çatışma sonlandırıldı, barış sağlandı.
Kuzey İrlanda’da “Hayırlı Cuma” süreci ile başlayan bir silahsızlanma ve toplumsal entegrasyon dönemi yaşandı. Kapsamlı siyasi müzakere neticesinde barış sağlandı.
Kolombiya’da FARC ve devlet arasında süren müzakereler neticesinde kapsamlı siyasi, ekonomik ve kırsal kalkınma reformları yapıldı.
Türkiye kendine özgü bir metot uygulamaktadır. Arabulucu, üçüncü göz ve siyasi müzakere gibi yöntemlere başvurulmadan süreç yürütülmektedir.
Gerek İmralı, gerek Kandil, gerek ise Kürt siyasi aktörleri sık sık şu çağrıyı yaptılar: Silahların bırakılması ve Kürt sorununun parlamentoda çözüme kavuşturulmasına hazırız dediler.
Sonuçta 22 Ekim 2024’te Sayın Devlet Bahçeli o tarihi çağrıyı yaptı. Çözüm adresi olarak Meclisi işaret etti. Bu çok önemli bir çağrı idi. Sadece çözüme dair bir irade beyanı değil, aynı zamanda çözümün yöntem ve adresini de açıklıyordu.
Bu çağrı kısa sürede yankı buldu. Destek açıklamaları yapıldı. Aylar süren çalışmalar neticesinde Mecliste bir çalışma komisyonu kuruldu.
Hemen hemen tüm partiler komisyonda yer aldı. Bu komisyon haftalarca halkı dinledi. Türkiye’nin dört bir tarafından siyasi gruplar, akademisyenler, kanaat önderleri, STK’lar, şehit ve gazi aileleri, devlet güvenliğinde yer almış deneyimli bürokratlar davet edildi. Fikirlerine ve deneyimlerine başvuruldu.
Ardından da zaten çerçeve yasa çıkarıldı. Şimdi bu çerçeve yasanın uygulanması için Cumhurbaşkanı yardımcısı başkanlığında bir Takip ve Değerlendirme Kurulu oluşturuldu.
Kurul yaptığı ilk toplantı neticesinde dört farklı komisyon kurulmasını kararlaştırdı. Şimdi bu komisyonların çalışma esas ve ilkeleri şekilleniyor. Abdullah Öcalan’ın da silahsızlanma komisyonunda görev alması bekleniyor. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum da bunu doğruladı. Bu formül, resmi statü talebine de yanıt olacaktır.
Ayrıca Mecliste de bir izleme kurulu olacak.
Yılbaşına kadar silahların bırakılması alanında önemli gelişmeler bekliyoruz. MGK’nın teyit kararı ile beraber bir yandan cezaevlerinden çıkış, diğer yandan kırsaldan dönüş ve toplumsal bünyeye entegre oluş konusunda önemli gelişmeler yaşanacaktır.
Bunlar çok değerli gelişmelerdir.
Binlerce ailenin gözü yoldadır. Cezaevlerinin kapıları açılacak, kamplardan ve yurt dışından dönüşler olacak, anne-babalar evlatlarına sarılacak, çocuklar babalarına kavuşacaktır. Hasret bitecektir.
Türkiye kendi yöntemini uygulayarak 40 yıllık bir çatışma sürecini tamamen sona erdirmiş olacaktır.
Ardından Mecliste yasal düzenlemeler yapılacaktır. Türkiye’nin yapısal sorunlarına neşter atılacak, siyasi ve hukuki düzenlemeler ile ülkemiz kendi kamburlarından kurtulacaktır.
“GÜÇLÜ VE DEMOKRATİK BİR TÜRKİYE’NİN İNŞASINDA HERKESTE HEYECAN GÖRÜYORUM”
Mehmet Zeki Özer: Son olarak Türkiye’nin geleceğine ilişkin beklentiniz nedir?
Av. Muhammed Dara Akar: Güçlü ve demokratik bir Türkiye’nin inşası noktasında herkeste bir heyecan ve istek görüyorum.
Elbette ki gerçekçi olacağız. Sabırlı olacağız. Sağduyu ile hareket edeceğiz. Toplumsal barışı hep birlikte inşa edeceğiz.
Bu siyasi ve hukuki reform sürecinde yeni, sivil, demokratik bir anayasaya kavuşacağız.
Türkiye’nin büyük barışı inşallah tüm Ortadoğu’nun büyük barışına yol açacaktır. Kavga herkese kaybettirir. Barış herkese kazandırır.
Çatışmanın sona ermesi ve silahların terki ile beraber komşu ülkelerde yaşayan Kürtler de olumlu etkilenecektir. Suriye’deki Kürtlerin entegrasyon süreci önemlidir. Rojava bölgesinde bulunan sınır kapılarının açılması temel bir beklenti haline gelmiştir.
Güneydoğu bölgesinin kalkınması açısından Irak Kürdistan Bölgesi ve Suriye Rojava bölgeleri ile ticaretin gelişmesi lazım.
Aynı zamanda İran, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan ile daha güçlü ticari ve sosyal bağlar kurulmalıdır. Uçak seferleri başlamalı. Demiryolu projeleri üzerine kafa yorulmalıdır. Avrupa’da hızlı trenler sayesinde birkaç saat içinde bir baştan bir başa konforlu şekilde seyahat ediliyor.
Basra’dan başlayıp Habur ve İpek Yolu üzerinden Avrupa’ya uzanacak Kalkınma Yolu Projesi ve GAP kalkınma programı ile bambaşka bir gelecek inşa edilecektir.
Silah ve çatışmalara harcanan paramız bölgesel kalkınmaya harcanacaktır. Düşünün bir kere; Silvan Barajı ve diğer barajların sulama kanallarının tamamlanması ile sulanmayan bir karış toprak kalmayacaktır.
Tüm bu gelişmelerden elbetteki bazı bölgesel ve küresel güçler rahatsız olacaktır. Provokasyonlara başvurabilirler. Ancak Türkiye artık eski Türkiye değil. İçeride ve dışarıda bu süreçten rahatsız olanların etki gücü zayıflamış durumda.
Türkiye toplumu demokratik olgunluk ile sorunlarını çözme ve güçlü bir kalkınma hamlesi yapma kabiliyetine sahiptir.