İslam, getirdiği evrensel ve devrimci hukuk nizamıyla bu sınırsızlığı, bu
keyfiliği, bu zulüm düzenini bıçak gibi kesmiş ve maksimum sınırı dörde
indirmiştir. Ancak buradaki en hayati, en can alıcı nokta, bu iznin arkasına
konulan ve adeta çelikten bir zırh gibi kadını koruyan şartlardır. Kur'an-ı Kerim,
(Nisa Suresi 3. Ayet) şöyle buyurmaktadır:
“Eğer hanımlarınız arasında adalet sağlamaktan korkarsanız, o zaman bir tane
ile yetinin.”
Aynı surenin 129. ayetinde ise Yüce Rabbimiz, insanoğlunun fıtrî zafiyetine,
duygusal yönelimlerine dikkat çekerek adalet sağlamanın ne kadar ağır, ne
kadar dehşetli bir yük olduğunu açıkça beyan eder:
“Ne kadar üzerine düşseniz de kadınlar arasında adaleti sağlamaya asla güç
yetiremezsiniz.”
Buradan açıkça anlaşılmaktadır ki, İslam’da asıl olan, ideal olan ve teşvik
edilen evlilik modeli tek eşliliktir.
Birden fazla evliliğe izin verilmesi ise erkeğin heva ve hevesini, şehvani
arzularını tatmin etmesi için değil; tarihin her döneminde yaşanan savaşlar,
salgın hastalıklar, büyük göçler veya toplumsal krizler neticesinde ortada
kalan, hamisiz kalan, fuhuş ve sefalet bataklığına düşme tehlikesi yaşayan dul
kadınların ve yetim çocukların hukukunu, iffetini ve geleceğini korumayı gaye
edinmiş olmasındandır.
İslam hukukunda ikinci bir evlilik yapan erkek, fantezi dünyasında yaşayamaz.
Evlendiği her kadına ayrı bir mesken, her bakımdan aynı hayat standartlarında
bir yaşam, tam bir ekonomik özgürlük ve nafaka sağlamak zorundadır. Sevgi,
ilgi, zaman paylaşımı ve maddi imkanların bölüştürülmesinde en ufak bir
haksızlık, ahirette erkeğin yakasına yapışacak dehşetli bir zulüm ve azap
sebebi olarak nitelendirilir.
Yusuf İslam’ın da o sığ muhabirin suratına çarparken ifade ettiği gibi: Batı’da
bir erkek yüzlerce kadınla gayrimeşru, gizli saklı, metres hayatı yaşayıp,
kadınları hamile bırakıp hiçbirinin sorumluluğunu almazken; bunu özgürlük ve
aydınlanma sayan cahil cühela takımı, İslam’ın kadını her yönden koruma
altına alan, hukukunu tescilleyen bu asil, dürüst ve şeffaf duruşunu
algılayamaz. İslam, zinayı, gizli dost hayatını ve gayrimeşru ilişkileri kesin
olarak yasaklarken; toplumsal dengeleri, neslin korunmasını ve kadın onurunu
muhafaza etmek adına meşru, hukuki sorumluluğu erkeğin sırtına yükleyen bir
kapı açmıştır.
PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V.)’İN BU KONUDAKİ SÜNNETİ VE NEZİH
HAYATI
Meseleyi sulandırmak, kendi cehaletlerini örtbas etmek ve İslam’a saldırmak
isteyen cahil cühela muhabirlerin, oryantalistlerin ve yerli işbirlikçilerinin en çok
dil uzattığı, saptırmaya çalıştığı alanlardan biri de Sevgili Peygamberimiz Hz.
Muhammed (S.A.V.)’in evlilik hayatıdır. Oysa Allah Resulü’nün hayatı
kronolojik, sosyolojik, tarihi ve insani olarak incelendiğinde, her bir evliliğinin
arkasında insanlığa yön veren büyük bir ahlaki, siyasi, hukuki ve tebliğ amaçlı
hikmetin yattığı açıkça görülür.
Peygamber Efendimiz (S.A.V.), gençliğinin en dinamik, en coşkulu dönemi
olan 25 yaşından 50 yaşına kadar, kendisinden yaşça hayli büyük, dul ve
çocuklu bir kadın olan Hz. Hatice (R.anha) validemizle tam 25 yıl boyunca tek
eşli olarak yaşamıştır.
Mekke gibi şehvetin, fuhşun, şiir gecelerindeki ahlaksızlıkların ve her türlü
rezilliğin diz boyu olduğu, kimsenin kimseden hesap sormadıgı bir cahiliye
toplumunda, azılı düşmanlarının bile iffetine, namusuna ve ahlakına tek bir söz
söyleyemediği, gıptayla baktığı Muhammedü'l-Emin" (Güvenilir Muhammed)
olarak ömür sürmüştür.
Eğer iddia edildiği gibi, nefsani arzular veya haşa bir şehvet düşkünlüğü söz
konusu olsaydı, gençliğinin baharında, Mekke’nin en güzel kızları kendisine
teklif edilmişken bu hakkı fazlasıyla kullanabilirdi. O ise sadakati, iffeti ve
asaleti seçti.
Efendimiz (S.A.V.)’in Hz. Hatice’nin (R.A.) vefatından sonra, yani ömrünün son
on yılında, Medine döneminde gerçekleştirdiği evliliklerin tamamı (Hz. Aişe
(R.A.) hariç) dul, yaşlı, eşleri savaşlarda şehit düşmüş veya kabile reisi
kızlarıyla yapılmış evliliklerdir. Bu evliliklerin temel gayeleri ve derin hikmetleri
özetle şunlardır:
TOPLUMSAL VE İNSANİ HİKMETLER
Savaşlarda eşlerini kaybetmiş, müşrik akrabalarının yanına dönerse işkence
görecek ya da kimsesizlikten dolayı perişan olacak kadınları koruma altına
almak, onlara “Müminlerin Annesi” unvanını vererek toplumsal izzetlerini ve
şereflerini kurtarmak en büyük gayeydi. Hz. Sevde (R.A.) ve Hz. Zeynep binti
Huzeyme (R.A.) ile evlilikleri bunun en somut, en göz yaşartıcı örnekleridir.
2. SİYASİ VE TEBLİĞ AMAÇLI HİKMETLER
İslam’a ve Müslümanlara can düşmanlığı besleyen, her fırsatta Medine’ye
saldıran büyük kabilelerin reislerinin kızlarıyla evlenerek, o kabilelerle
sarsılmaz akrabalık bağları kurmak amaçlanmıştır. Bu evlilikler sayesinde
kabilelerin düşmanlığı dostluğa dönüşmüş, binlerce insan kan dökülmeden
İslam’la şereflenmiştir. Hz. Cüveyriye (R.A.) ve Hz. Safiyye (R.A.)
validelerimizle yapılan evlilikler, tamamen bu stratejik ve tebliğ eksenli dehanın
birer ürünüdür.
3. HUKUKİ VE EĞİTİM AMAÇLI HİKMETLER
İslam’ın aile hukukunu, mahrem alanını, kadınlara ait özel halleri ve fıkhî
hükümleri kadınlar dünyasına en doğru, en duru şekilde aktaracak kadın
öğretmenler, kadın müctehidler yetiştirmek hedeflenmiştir. Nitekim Hz. Aişe
(R.A.) validemiz bu sayede İslam fıkhının ve sünnetinin dörtte birini ümmete
aktaran devasa bir “ilim çınarı” haline gelmiştir.
ALLAH RESULÜ’NÜN (S.A.V.) ADALET UYARISI NİTELİĞİNDE, CAHİL
CÜHELALARA TOKAT GİBİ HADİSLER
Cehalet içinde yüzen, dinini kulaktan dolma masallarla bildiğini sanan muhabir
ve onun arkasındaki ekran şarlatanları, İslam’ın bu ruhsatı erkeğin elinde bir
keyif aracı, bir sömürü mekanizması olarak bırakmadığını bilmezler. Bilakis
Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in bu konuda ümmetini dehşetli, ürpertici ve çok
sert ifadelerle uyardığını göremeyecek kadar kördürler.devamı yarın