Günümüzde milyonlarca genç, yapay zekâ araçlarını ödev yaptırmak, makale yazdırmak veya proje tasarlamak amacıyla, dolayısıyla birer tüketici olarak kullanmaktadır. Kullandıkları yapay zekâ modelleri; insanlık tarihini saniyeler içinde tarayan, kod yazan, veri analizi yapan, derdimizi dinleyip bizimle yabancı bir dil çalışabilen devasa bir üretici zihne sahiptir. Ancak yapay zekânın "insanlığın ortak iyiliği" söyleminin ardına gizlenen; jeopolitik, ekonomik ve toplumsal dinamiklere sahip çok daha derin katmanları bulunmaktadır. Öte yandan makinelerin asla sahip olamayacağı bazı insani özellikler vardır: merhamet, empati, sevgi, eleştirel düşünme ve etik sorgulama gibi. Bu gerekçelerle geleceğin en başarılı insanları; bu teknolojinin milyarlarca dolarla finanse edilmesinin ve devletlerarası bir yarışa dönüşmesinin asıl nedenlerinin farkında olan, dijital dil modellerine hâkim olup onları denetleyebilen, aynı zamanda insanı insan yapan özellikleri ihmal etmeyerek vicdanı ve ahlakı karar mekanizmalarının merkezinde tutanlar olacaktır.
Medyada sıkça dile getirilen ve ‘’popüler panik’’ durumu haline gelen, ‘’yapay zekâ işimizi elimizden alacak’’ söylemi daha çok gençleri etkilemektedir. Bu söylemin yarattığı kaygının yanı sıra eğitim sistemindeki yetersizlikler, yoksulluk, teknolojiye erişimin azlığı ve sürekli yenilenen yapay zekâ modellerini takip edememe gibi nedenlerle gençler hazır bilgiye, yani yapay zekâyı yalnızca tüketici olarak kullanmaya yönelmektedir. Bu durum da gençlerde bilişsel geriliğe, eleştirel düşüncenin azalmasına, öğrenmenin yüzeyselleşmesine, yanlış bilgilere maruz kalmalarına ve problem çözme becerilerinin zayıflamasına neden olabilmektedir. Aslında yapay zekâ işimizi elimizden almayacak; ona doğru ya da yanlış soruyu yine biz soracağız, onun verdiği kararların sorumluluğunu yine bizler taşıyacağız, onları bizler denetleyeceğiz. Kısacası mesleği ile ilgili yetkinlik seviyesi yüksek olanlar değil, bu dönüşüme ayak uyduramayanlar, popüler paniğe kapılanlar ve hayata geniş bir pencereden bakamayanlar dezavantajlı duruma düşecek ve yeni mesleklere yönelmek zorunda kalacaklardır.
Yapay zekânın üretilmesinin arkasında hem resmi olarak beyan edilen hem de perde arkasında yatan stratejik, ekonomik ve politik birçok farklı motivasyon bulunmaktadır. Bu teknoloji ile rutin işler otomatize ediliyor, iş süreçleri hızlanıyor, yeni ilaçlar geliştiriliyor, uzay araştırmaları yapılıyor ve eğitimde kişiye özel öğrenme modelleri tasarlanıyor. Ancak görünen bu faydacı hedeflerin ötesinde; ekonomik üstünlüğü ele geçirmek, büyük veriyi (big data) elinde bulundurmak, iş gücü maliyetini (maaş, sigorta, tazminat vb.) düşürerek insan faktörüne olan bağımlılığı azaltmak ve kitleleri belirli bir tüketime sevk etmek gibi çok daha derin hedefler de bulunmaktadır. Ancak bu fayda ve hedeflerin bilincinde mesleklerimizde yetkinlik sahibi olursak yapay zekâ hiyerarşisinin orta-üst sıralarında yer alabiliriz.
Özetle; bu dinamik çağda gençler merak duygularını asla kaybetmemeli, her gün yeni bir şeyi araştırmayı, denemeyi ve "sürekli öğrenme" (lifelong learning) alışkanlığı ile kendilerini güncellemeyi bir yaşam biçimi hâline getirmelidir. Ayrıca yapay zekânın sunduğu faydalarla yetinmeyip aktif bir üretici olmalı; örneğin Python dilini öğrenip küçük dijital asistanlar tasarlayarak veya kod satırlarıyla problemler çözerek yeni yetkinlik alanlarına sahip olmalı, felsefe, sanat ve iletişim gibi insanı insan yapan yönlerini de asla ihmal etmemelidir. En önemlisi de bu süreçte, o karmaşık kod yığınlarının ötesinde ‘’insan’’ kalabilmelidir!
Yasemin ENSARİ-Sosyolog-Gazeteci