Efendimiz (S.A.V.), birden fazla eşi olup da onlar arasında adaleti, hakkı ve
hukuku gözetmeyenlerin ahiretteki acınası, rezil halini şu Hadis-i Şerifi ile
beyan ederek adeta ümmetinin yüreğine korku salmıştır:
“Kimin iki hanımı olur da onlardan birine (tamamen) meyleder (adalet
göstermezse), kıyamet günü (huzur-u ilahiye) bir tarafı felçli (yıkık) olarak
gelir.” (Ebu Davud, Nikah, 38; Tirmizi, Nikah, 42)
Başka bir Hadis-i Şerifleri’nde ise, kadınların haklarına riayet etmenin, onlara
nezaketle davranmanın imanın kemaliyle eşdeğer olduğunu, hakiki erkekliğin
ve Müslümanlığın ölçüsünün aile içi adalet olduğunu şöyle vurgulamıştır:
“Sizin en hayırlınız, hanımlarına karşı en hayırlı olanınızdır. İçinizde hanımına
karşı en hayırlı olan da benim.” (Tirmizi, Radâ, 11)
İslam Peygamberi, ömrü boyunca eşleri arasında adaletle hükmetmiş, en zorlu
savaş seferlerine çıkarken bile aralarında kura çekerek hiçbirinin hakkını
diğerine yedirmemiştir. Hatta vefat döşeğindeyken, hastalığın verdiği şiddetli
acılar içinde kıvranırken ve odadan odaya geçmeye takat getiremediği anlarda
bile, diğer eşlerini tek tek çağırıp rızalarını ve izinlerini isteyerek Hz. Aişe’nin
(R.A.) odasında kalmıştır. İşte adalet nizamı budur! İşte Batı'nın hiçbir felsefi
akımında, hiçbir modern hukuk metninde bulamayacağınız yüksek ahlak
seviyesi budur! Şimdi kalkıp bu asil nizamı, bu hassas adalet terazisini kendi
sığ mantığıyla sorgulamaya kalkan muhabir, cahil cühela değil de nedir?
MUHABİRİN CEHALETİNİ VE SÖZDE AYDINLARIN RASYONEL
SEFALETİNİ ORTAYA DÖKMEK
Burada amaç, sadece tarihi bir olayı nakletmek değil, Yusuf İslam’ın o
muazzam cevabıyla sarsılan o muhabirin ve onun zihniyet ikizlerinin rasyonel
sefaletini, entelektüel kısırlığını ve zifiri cehaletini ortalığa saçmaktır.
Karşısında dünya çapında bir yıldız, Batı medeniyetinin tüm nimetlerini,
parasını, şöhretini, kadınlarını, lüksünü tatmış ve sonunda o sistemin bir
aldatmaca olduğunu anlayarak İslam’ın duru ve saf limanına sığınmış
entelektüel bir dev var. Bunun bilincinde olmayan muhabir, elindeki mikrofonu
bir cehalet silahı gibi kullanarak, ona oryantalistlerin yüzyıllık bayat ezberleriyle
saldırmaya çalışıyor.
Bre hey cahil cühela! Sen İslam’ı, modern çağın seküler değer yargılarıyla,
Batı’nın sömürgeci laboratuvarlarında üretilmiş ideolojileriyle
yargılayabileceğini mi zannediyorsun? Sen, kadını sadece bir cinsel nesne
olarak gören, onu ekonomik bir köle haline getiren, tüketim çılgınlığının mezesi
yapan Batı ahlakını ne hakla İslam’ın yüce adaletiyle kıyaslıyorsun? Yusuf
İslam’ın o muazzam cevabında gizli olan sosyolojik tespiti anlayabilecek bir
bilinç, ancak İslamî bir evlilik ile medeniyet inşasıdır, neslin muhafazasıdır,
toplumun temel direğidir. Batı’da ise evlilik, bireysel çıkarlar bittiği an çöpe
atılan, tarafların birbirini tükettiği geçici bir sözleşmeden ibarettir. Hangisi daha
insani, hangisi daha ahlaki?
FUHUŞ SERBESTKEN ALLAH'IN EMİRLERİNİ YASAKLAMAYA KALKAN
ÇÖP ZİHNİYET
İşte geldik zurnanın zırt dediği, bu seküler sömürge aydınlarının ve ekran
şarlatanlarının iğrenç ikiyüzlülüğünün zirve yaptığı o can alıcı noktaya! Bugün
bu topraklarda ve hayranı oldukları Batı dünyasında fuhuş, zina, her türlü
ahlaksızlık, nikahsız birliktelikler, günübirlik cinsel tüketimler "bireysel özgürlük"
adı altında sonuna kadar serbest bırakılmış, hukuken ve resmen güvence
altına alınmıştır. Bir erkeğin hiçbir sorumluluk almadan, hiçbir hukuki bağ
kurmadan, kadını bir mendil gibi kullanıp bir kenara atması, pek çok kadınla
gayrimeşru hayat yaşaması bu kokuşmuş sistemde gayet "modern" ve
"medeni" karşılanmaktadır. Kadını cinsel bir köle gibi sokak ortasında
korumasız bırakan fuhuş mekanizmalarına ses çıkarmayan, hatta bunu
çağdaşlığın bir gereği sayan bu çöp zihniyet, iş Allah’ın adalet ve hikmetle
getirdiği emir ve ruhsatlara gelince aslan kesilmektedir!
Bu ne iğrenç bir tezat, ne sefil bir akıl tutulmasıdır! Sokaklarda, pavyonlarda,
genelevlerde ve dijital mecralarda fuhşun her türlüsünü, kadının onurunu
ayaklar altına alan her pisliği, "çağdaş yaşam tarzı" diyerek savunan cahil
cühela takımı; İslam’ın kadını namus, şeref, nafaka ve miras hukukuyla
koruma altına alan, erkeğin sırtına dağlar kadar ağır sorumluluk yükleyen helal
nizamını "çağdaşlık düşmanlığı" olarak pazarlamaya yeltenmektedir. Sizin o
lağım kokan, bataklıktan ibaret modernlik anlayışınız yerin dibine batsın! Bir
tarafta hiçbir bedel ödemeden kadını tüketen hayvani bir özgürlük; diğer tarafta
her bir kadını bir evin hanımefendisi yapan, nikahın mukaddes çatısı altında
çocukların ve annenin geleceğini teminat altına alan ilahi bir nizam var.
Allah’ın adaletle, mizanla ve toplumsal dengeleri korumak adına getirdiği
hükümleri çağ dışı ilan etmeye kalkan bu sömürge artığı zihniyet, rasyonel ve
ahlaki olarak kelimenin tam anlamıyla iflas etmiştir.
Fuhşun ve zinanın serbestiyetini ilericilik zanneden bu kör ideoloji, insan
fıtratını temizleyen, nesli muhafaza eden helal sınırları yasaklamaya,
baskılamaya yeltenmektedir.
Oysa insanlık, Batı’nın sokağa terk ettiği babasız çocukların, intihar eden
gençlerin ve metalaştırılan kadınların çığlıklarıyla inim inim inlemektedir. Yusuf
İslam, İngiltere’nin o lüks ve sahte ihtişamı içindeyken bu çöp zihniyetin
maskesini tak diye indirmiş, helal ile haramın arasındaki o aşılmaz uçurumu, o
sığ muhabirin ve onun arkasındaki ekran simsarlarının yüzlerine bir tokat gibi
çarpmıştır.
Bizler, kendi medeniyetimizin, inancımızın ve ilahi hukukumuzun asaletini,
azametini gururla haykırmadıkça; fuhşu çağdaşlık, Allah’ın helal dairesini ise
gericilik sayan bu kokuşmuş çöp zihniyet meydanı boş bulmaya devam
edecektir. Yusuf İslam’ın o muazzam duruşu ve sarsıcı açıklaması, hepimize
bir özgüven, bir uyanış ve bir silkeleniş dersidir. Ne mutlu o hidayet nurunu
kalbine nakşedip Allah’ın adil hükümlerini savunanlara; yazıklar olsun kendi
köklerine kör, Batı’nın kokuşmuş ahlaki lağımına sırılsıklam hayran olan cahil
cühela takımına…
Hakan MUHTAR