beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan sefaköy escort beylikdüzü escort seks hikayesi beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort esenyurt escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort alanya escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayanlar beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan
Bugun...


Mehmet Zeki Özer

facebook-paylas
Çakallar Aslanlar
Tarih: 17-07-2026 00:04:00 Güncelleme: 17-07-2026 00:04:00


 

 

"Çakallar kral olunca, gerçek krallar dağlara çekilir."

 

Bazı sözler vardır; zamanı geldiğinde atasözü olmaktan çıkar, yaşadığımız çağın aynasına dönüşür. İşte bu söz de bugün tam olarak böyledir.

 

15 Temmuz'un üzerinden on yıl geçti.

 

O karanlık gecede millet, devletini teslim etmemek için canını ortaya koydu. Fakat aradan geçen yıllar, yalnızca o gecenin kahramanlarını değil; sonrasında yaşananları da sorgulatıyor.

 

Bir zamanlar FETÖ terör örgütünün gölgesinde güç devşiren, onun imkânlarından faydalanan bazı isimlerin bugün hiçbir şey olmamış gibi toplum içinde itibar görmesi, ister istemez vicdanları rahatsız ediyor.

 

İnsan sormadan edemiyor:

 

Gerçekten aslanlar dağlara mı çekildi?

 

Çakal postuna bürünmüş sahte kahramanlar, gerçeklerin yerini mi aldı?

 

Bu gün önümüze konulan vitrinde bilgi değil algı, liyakat değil sadakat, karakter değil biat ödüllendiriliyor.

 

 Makamlar ehliyetin değil yakınlığın ölçüldüğü alanlara dönüşürken; üretenler değil alkışlayanlar, düşünenler değil tekrar edenler değer görüyor.

 

En acısı, bunun artık kimseyi şaşırtmıyor olmasıdır.

 

Toplum, haksızlığa alıştı.

 

Adaletsizlik haber olmaktan çıktı.

 

İnsanlar yanlışlara itiraz etmiyor; yalnızca o yanlışın henüz kendilerine dokunmamış olmasına seviniyor.

 

Sessizlik, bilgelikten değil korkudan besleniyor.

 

Oysa korkunun egemen olduğu yerde adalet yaşayamaz.

 

Hukukun kişilere göre değiştiği, kuralların güçlüye göre eğilip büküldüğü bir düzende devlet zayıflar; kurumlar güven üretmez, yalnızca gücü temsil eder. O gün geldiğinde kaybedilen sadece hukuk olmaz. Güven çöker, umut da...

 

Bugün dürüst kalmak neredeyse cesaret isteyen bir davranış hâline geldi.

 

İşini hakkıyla yapan "enayi", kuralları çiğneyen ise "iş bitirici" diye alkışlanıyor.

 

 Çalışan yoruluyor, üreten geride bırakılıyor, konuşan susturuluyor; ama yağcılık yapanlar en hızlı yükselenler oluyor.

 

Çocuklarımıza çalışmanın değil, güçlü olana yakın durmanın kazandırdığı öğretiliyor.

 

İşte toplumsal çürüme tam da burada başlıyor.

 

Siyaset, millete hizmet etmenin değil, taraftar üretmenin aracına dönüştüğünde vatandaş kimliği zayıflıyor, fanatiklik güç kazanıyor.

 

Hakikat önemini yitiriyor; herkes gerçeği değil, kendi mahallesinin doğrularını savunuyor.

 

Aynı ülkede yaşayan insanlar bile aynı gerçeklere inanmıyor.

 

Bir olay yaşanıyor; iki farklı dünya ortaya çıkıyor.

 

Bir tarafın gerçeği, diğer tarafın yalanı oluyor.

 

Bu, çoğulculuk değil; kutuplaşmanın en derin hâlidir.

 

Düşündürücü olan ise ahlakın bile siyasi aidiyetlere göre ölçülmesidir.

 

Aynı yanlış, yapan kişiye göre ya görmezden geliniyor ya da en ağır suç ilan ediliyor. İlkeler sabit kalmıyor; çıkarlar ilke yerine geçiyor.

 

Bir ülkeyi ayakta tutan ne devasa binalardır, ne gösterişli projeler, ne de meydanları dolduran yüksek sesli nutuklar...

 

Bir ülkeyi ayakta tutan, adalet duygusunu kaybetmemiş insanlardır.

 

Güven yıkıldığında en sağlam görünen yapılar bile sessizce çökmeye başlar.

 

Bugün yaşadığımız en büyük kriz ekonomi değildir.

 

Asıl kriz, karakter krizidir.

 

Ekonomi düzelir.

 

Yaralar sarılır.

 

Kaybedilen servet yeniden kazanılabilir.

 

Ama vicdanını kaybeden bir toplumun yeniden ayağa kalkması çok daha uzun sürer.

 

Bu yüzden bugün asıl kaygımız yalnızca cebimiz değil, vicdanımız olmalıdır.

 

Çünkü gerçek krallar birer birer geri çekiliyor.

 

Bilim insanı konuşmuyor.

 

Dürüst bürokrat susuyor.

 

Vicdan sahibi genç geleceğini başka ülkelerde arıyor.

 

Üreten yoruluyor.

 

Düşünen yalnızlaşıyor.

 

Meydan ise gürültüye, gösterişe ve çıkar ortaklıklarına kalıyor.

 

 

Tarih, bütün gürültülerin üzerinde duran sessiz öğretmendir.

 

Bize defalarca aynı gerçeği göstermiştir:

 

Hiçbir çakal sürüsü sonsuza kadar ormanı yönetemedi.

 

Korku üzerine kurulan her düzen, bir gün kendi ağırlığı altında çökmeye mahkûmdur.

 

Geriye ise makamını değil onurunu koruyanların adı kalır.

 

Bugün artık sormamız gereken soru şudur:

 

Çakallar neden çoğaldı?

 

Asıl soru şudur:

 

-Aslanlar daha ne kadar susacak?

 

Bazen bir toplumun kaderini, çakalların cesareti değil; aslanların sessizliği belirler.



Bu yazı 2744 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI