Diyarbakır'da yaşanan gelişmeler, hafızası güçlü olanlar için şaşırtıcı değildir.
Bugün "Diyarbakır çetelerden temizlenmeli" diye yüksek sesle konuşanların önemli bir kısmı, iki yıl önce aynı uyarılar yapılırken ya sessiz kaldı ya bu çağrıları görmezden geldi.
O günlerde Diyarbakır'ın parklarının, sokaklarının ve caddelerinin daha güvenli hale getirilmesi gerektiği dile getiriliyordu.
Gençleri tehdit eden suç örgütlerine ve çeteleşmeye dikkat çekiliyordu.
Bu çağrılar yeterince destek görmedi.
Şehrin geleceği için yapılan uyarılar yerine, farklı tartışmalar gündeme taşındı.
Bugün ise aynı çevrelerin güvenlikten söz etmesi elbette önemlidir.
Çetelerle mücadele herkesin ortak sorumluluğudur.
Kamuoyunun sorması gereken bir soru vardır: -Madem bu sorunlar bu kadar önemliydi, iki yıl önce neden sessiz kaldınız?
Diyarbakır'ın yaşadığı sorunlar bir gecede ortaya çıkmadı.
Bu sorunlar yıllardır büyüyerek devam etti.
O dönemde sessiz kalanların bugün yaşananları yeni fark etmiş gibi davranmaları, doğal olarak samimiyet konusunda soru işaretleri oluşturuyor.
Daha dikkat çekici olan ise, geçmişte Diyarbakır'ın gerçek sorunlarını geri plana itenlerin bugün yaşanan gelişmeleri kendi aralarındaki hesaplaşmaların bir parçası hâline getirmeleridir.
Kendi iç çatışmalarını Diyarbakır'ın sorunu gibi sunmak, ne kente ne de bu şehirde yaşayan insanlara fayda sağlar.
Diyarbakır'ın ihtiyacı, olaylar kendilerine dokununca konuşanlar değil; sorunlar ilk ortaya çıktığında cesaretle tavır koyanlardır.
Şehrin huzuru, günü kurtaran açıklamalarla değil, zamanında gösterilen kararlı duruşla sağlanabilir.
Toplumun güvenini kazanmanın yolu, yalnızca bugün konuşmak değil, dün de aynı kararlılığı göstermiş olmaktır.
Aksi hâlde yapılan açıklamalar kamuoyunda inandırıcılığını kaybeder.
Diyarbakır halkı, kimin gerçekten kentin huzurunu düşündüğünü, kimin ise yalnızca şartlar değişince konuşmaya başladığını ayırt edecek tecrübeye sahiptir.
Diyarbakır'ın ihtiyacı; polemik değil, samimiyet; günübirlik söylemler değil, kalıcı çözümlerdir.
Çetelerle mücadele, kişisel ya da siyasi hesapların değil, toplumun ortak vicdanının meselesidir.