Yıllardır "emekten yana siyaset", "hak, hukuk, adalet" ve "işçinin alın teri kutsaldır" söylemleriyle siyaset yapanların yönettiği bir belediyeden gelen bu mesaj, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir tabloyu ortaya koyuyor.
Bağlar Belediyesi'nde görev yaptığını belirten bir personel, yaşadığı ekonomik ve sosyal sıkıntıları şu sözlerle anlatıyor:
"Selamünaleyküm Sayın Zeki Özer Bey,
Öncelikle belediye personellerine gösterdiğiniz duyarlılıktan dolayı size çok teşekkür ederim. Siz ve birkaç gazeteci sayesinde sesimizi bir nebze de olsa duyurabiliyoruz.
Her ay ailemizle maddi sıkıntılar yüzünden tartışıyoruz. Evimin kirası 22 bin TL, aldığım maaş ise 45 bin TL. Yaklaşık 6 aydır evime peynir, yoğurt ve zeytin gibi temel gıda ürünlerini bile alamıyorum. Bakkala, kasaba ve fırına borçlarımız var, ödeyemiyoruz.
Sesimizi çıkarsak, hakkımızı arasak işten çıkarılmaktan korkuyoruz. Soruyorum; adalet, insanlık ve demokrasi nerede kaldı? Yaşadıklarımız resmen zulümdür. Kayyum döneminde böyle değildi. İşçinin alın teri ve emeği zamanında karşılığını buluyordu.
Artık bu yükü taşıyamıyoruz. Çocuklarıma harçlık veremiyorum. Yaşadığımız maddi sıkıntılar aile düzenimizi de bozdu. Eşimle sürekli tartışıyoruz, boşanma noktasına kadar geldik. Maaşımı gösteriyorum, banka kartımı veriyorum ama yaşanan çaresizliği anlatamıyorum. Ne yapacağımı bilemiyorum.
Hak, hukuk ve adalet söylemleri dile getiriliyor ama işçiye ve mazluma yapılan bu muameleyi anlamakta zorlanıyoruz.
Sebepsiz yere yüzlerce işçinin ekmeğiyle oynandı. Sendika da yeterince sahip çıkmıyor. Üstelik içeride kalan alacaklarımız da ödenmiyor.
Artık bu mağduriyetin sona ermesini istiyoruz. Tek isteğimiz alın terimizin karşılığını almak ve insanca yaşayabilmek.
Sesimizi duyuramıyoruz.
Duyarlılığınız ve emekçilerden yana tavrınız için size bir kez daha teşekkür ediyorum.
Bu çağrımızı haberinizde ya da köşenizde paylaşabilirseniz çok seviniriz.
Allah sizden razı olsun.
Bağlar Belediyesi Personeli"
Bu satırlar yalnızca bir işçinin feryadı değildir; aynı zamanda yönetenlere yöneltilmiş ağır bir vicdan muhasebesidir.
Eğer bu iddialar doğruysa, ortada sadece ekonomik bir kriz değil, aynı zamanda sosyal belediyecilik anlayışının da sorgulanması gereken bir tablo vardır.
Emekten, adaletten ve eşitlikten söz etmek kolaydır.
Asıl mesele, o ilkeleri yönetimde hayata geçirebilmektir.
Bir belediye yönetimi, çalışanını temel gıda ihtiyaçlarını karşılayamaz hale getiriyor, çocuklarına harçlık veremeyen insanların feryatlarına kulak tıkıyor ve çalışanlar haklarını aramaktan korkuyorsa, burada herkesin kendisine şu soruyu sorması gerekir:
-Söylem başka, uygulama başka mı?
Bu iddialar karşısında sessiz kalmak, yalnızca mağdur olduğunu söyleyen işçilere değil, kamu vicdanına da haksızlık olur.
Kamuoyunun beklentisi açıktır:
-Bağlar Belediyesi yönetimi, sendika temsilcileri ve ilgili yetkililer bu iddialara açık, şeffaf ve tatmin edici bir cevap vermelidir.
Hiçbir siyasi söylem, işçinin alınterinden daha değerli değildir.
Hiçbir ideoloji, evine ekmek götüremeyen bir emekçinin gözyaşını görmezden gelemez.
Bugün konuşulması gereken siyaset değil, emektir.
Bugün tartışılması gereken propaganda değil, alın teridir.
Ve unutulmamalıdır ki; emeğin sesi susturulduğunda, adalet de susar.