DEM Parti'de yaşanan son görev değişiklikleri, yıllardır parti tabanında biriken rahatsızlıkların yeniden görünür hale gelmesine neden oldu.
Önce Şanlıurfa'nın Bozova ilçesindeki görevden alma, ardından Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Doğan Hatun'un görevden uzaklaştırılması, birçok kişi tarafından yalnızca idarî bir tasarruf olarak değil, uzun süredir dile getirilen eleştirilerin bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Doğan Hatun'un göreve geldiği ilk günden itibaren beklenen performansı sergileyemediğini düşünenlerin sayısı az değildi.
Kar yağışında yaşanan aksaklıklar, ilaçlama hizmetleri, asfalt çalışmaları, belediyedeki personel alımları ve kamuoyunda tartışma yaratan bazı uygulamalar, eleştirilerin odağında yer aldı.
Bu eleştirileri dile getirenler, belediyeciliğin halkın sorunlarına çözüm üretmek yerine zaman zaman makamın sağladığı konforun ön plana çıktığını savundu.
Tartışılması gereken mesele, yalnızca bir belediye başkanının performansı değildir.
Bugün siyaset yapan birçok isim, geçmişte ağır bedeller ödeyen insanların verdiği mücadelenin oluşturduğu siyasal zeminde görev yapmaktadır.
Dağlarda yaşamını yitiren gençler, mezarı dahi bulunmayan insanlar, sürgünde geçen ömürler ve cezaevlerinde geçen uzun yıllar, bu tarihin acı sayfalarını oluşturmaktadır.
Bu nedenle, mücadele geçmişi ile bugünkü siyasal pratik arasındaki mesafe toplumun bir kesiminde sorgulanmaktadır.
Kimi makam sahiplerinin lüks araçlarda, protokol sıralarında ve gösterişli açılışlarda görünür olması, bazı kesimlerde bu tarihsel bedellerle bugünkü siyasal yaşam arasında bir çelişki bulunduğu yönünde eleştirilere neden olmaktadır.
Otuz yıl cezaevinde kalan insanların yeniden siyasal sürece katılması elbette farklı açılardan değerlendirilebilir.
Bunun olumlu ya da olumsuz sonuçlarını zaman gösterecektir.
Yıllarını ağır bedeller ödeyerek geçiren insanların, mücadeleyi kişisel kariyer basamağına dönüştürdüğünü düşündükleri siyasetçilere yönelik hesap sorma talebinin giderek daha yüksek sesle dile getirildiği de görülmektedir.
Siyaset; makam, gösteriş ve ayrıcalık yarışı değildir.
Halkın iradesini temsil ettiğini söyleyen herkes, öncelikle halka karşı hesap verebilir olmalıdır.
Makamı bir ayrıcalık alanına dönüştüren, halktan uzaklaşan ve mücadele geçmişini yalnızca siyasi sermaye olarak kullanan herkes, hangi partiden olursa olsun eleştirilebilir.
Bu eleştiri yalnızca DEM Parti'ye yönelik değildir.
AK Parti'de, MHP'de ve diğer siyasî partilerde de haklarında adli soruşturmalar yürütülen ya da yolsuzluk ve farklı suç iddialarıyla kamuoyunun gündemine gelen yöneticiler olmuştur.
Gücü elinde bulunduran birçok siyasetçinin zamanla halktan uzaklaştığına toplum defalarca tanıklık etmiştir.
Türkiye siyasetinin en temel sorunlarından biri, seçilmişlerin zamanla kendilerini hesap vermekten muaf görmeye başlamalarıdır.
Hiçbir makam, halkın güveni ve desteği olmadan kalıcı olamaz.
Kim acılar üzerinden siyaset yapıyor, kim bedel ödeyen insanların mücadelesini kişisel ikbâline dönüştürüyorsa, en ağır hesabı önce halka vermelidir.
Türkiye'nin ihtiyacı yalnızca partilerde isim değişikliği değil, zihniyet değişikliğidir.
Şeffaflık, hesap verebilirlik ve samimi özeleştiri kültürü kurumsallaşmadığı sürece, bugün yaşanan tartışmalar yarın farklı isimler üzerinden yeniden yaşanmaya devam edecektir.