Türkiye'nin siyasi hafızasında bazı dosyalar vardır; kapanmış görünür ama soruları kapanmaz.
Dört eski bakanın Yüce Divan'a gönderilmemesi bunlardan biridir. Zafer Çağlayan, Muammer Güler, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar hakkındaki soruşturma dosyaları Meclis'te görüşüldü; ancak dört isiminde Yüce Divan'a gönderilmesi iktar oyları ile red edildi.
Oysa Yüce Divan'a gitmek suçlu ilan edilmek değil, hesap verebilmek ve gerektiğinde aklanabilmekti.
Sonra Ruhsar Pekcan olayı geldi.
Bir Ticaret Bakanı'nın, eşiyle bağlantılı şirketten kendi bakanlığına dezenfektan satışı yaptığı Bakanlık tarafından doğrulandı. Pekcan görevden alındı; fakat bu olayın kamuoyunun beklediği kapsamda bir yargısal hesaplaşmaya dönüşmemesi yeni bir soruyu ortaya çıkardı: Siyasi bedel ödemek, hukuki hesap vermenin yerine mi konuluyor?
Bugün Fatma Betül Sayan Kaya hakkında yürütülen fon soruşturmasıyla aynı soru yeniden önümüzde duruyor.
Burada açık konuşmak gerekir:
Kaya hakkında soruşturmanın yürütülüyor olması onun suçlu olduğu anlamına gelmez,zaten Savcılığın görevi de,suçlu ilan etmek değil, iddiaların gerçek olup olmadığını ortaya çıkarmaktır. Nitekim bugün Kaya ve eşi soruşturma kapsamında şüpheli konumundadır ve mal varlıklarıyla ilgili tedbir talebi gündeme gelmiş durumda.
Tam da bu nedenle soruşturmanın sonuna kadar gitmesi gerekir.
Çünkü Türkiye'nin artık ihtiyacı olan şey siyasi dokunulmazlık kültürü değil, siyasi etik kültürüdür.
Siyasi etik şudur:
"Benim partilimdir, dokunmayın" dememek.
"Bizim bakanımızdır, mesele büyümesin" dememek.
"Zaman geçsin, kamuoyu unutsun" hesabı yapmamak.
Tam tersine:
"Kim olursa olsun soruşturulsun; suçsuzsa aklansın, suçluysa hukuk gereğini yapsın."
İşte gerçek siyasi ahlak budur.
Çünkü görevden almak hesap vermek değildir.
İstifa etmek te,aklanmak değildir.
Meclis çoğunluğuyla Yüce Divan yolunu kapatmak ise, mahkeme kararıyla aklanmak hiç değildir.
Ve en tehlikelisi, dosyayı zamanın ve gündem değişikliğinin içine gömerek toplumun unutmasını beklemektir.
Eğer geçmişte dört bakanın dosyası böyle kapandıysa, Ruhsar Pekcan olayında kamuoyunun soruları cevapsız kaldıysa ve bugün yeni bir siyasi isim hakkında ciddi iddialar araştırılıyorsa, artık mesele tek tek kişiler değildir.
Mesele, iktidarın kendi kadrolarına karşı da hukuk ve etik sınırlarını işletip işletmediğidir.
Çünkü demokrasi, iktidarın kendi insanlarını koruyabilmesi değil,
iktidarın kendi insanlarına da hesap sorabilmesidir.
Aksi halde ortaya hukuk devleti değil, iktidara yakın olmanın fiilî bir dokunulmazlık sağladığına dair tehlikeli bir siyasi kültür çıkar.
Ve toplumun sormaya hakkı vardır:
Bu dosyalar gerçekten hukuk tarafından mı kapatılıyor, yoksa siyaset tarafından zamanla unutturulması mı bekleniyor?
Bu sorunun cevabı yalnızca Fatma Betül Sayan Kaya'nın değil, Türkiye'de siyasi etiğin ve hukuka güvenin geleceğini de ilgilendiriyor.