Bugun...


Yusuf Öztek Gazeteci-Yazar

facebook-paylas
ÇOCUKLARIMIZI KİM KORUYACAK? POLİS Mİ, VİCDAN MI?
Tarih: 01-10-2026 06:31:00 Güncelleme: 01-10-2026 06:31:00


 

 

Bir kez daha yüreğimizi yakan bir haberle sarsıldık.

 

 

Bir öğretmenin görev yaptığı okulun bahçesinde silahlı saldırıya uğrayarak hayatını kaybetmesi, hepimizi derinden düşünmeye sevk etmelidir.

 

Çünkü okul; öğretmenin, öğrencinin ve velinin kendisini güvende hissetmesi gereken yerdir.

 

Peki daha kaç canımız yanacak?

 

Daha kaç öğretmenimizi, kaç çocuğumuzu, kaç gencimizi kaybetmemiz gerekiyor?

 

Güvenlik tedbirlerini olaylardan sonra değil, olaylardan önce konuşmayı ne zaman öğreneceğiz?

 

Artık sadece üzülmek, öfkelenmek ve birkaç gün konuşup sonra unutmak yetmez.

 

Artık çözüm üretmek zorundayız.

 

GÜVENLİK ŞARTTIR AMA TEK BAŞINA YETMEZ

 

Elbette okullarımızda güvenlik tedbirleri güçlendirilmelidir.

 

Silaha erişimin önüne geçilmelidir.

 

Okul çevreleri etkin şekilde denetlenmelidir.

 

Akran zorbalığı ve şiddet eğilimi daha ortaya çıkmadan fark edilmelidir.

 

Rehberlik servisleri güçlendirilmelidir.

 

Öğretmen, öğrenci ve aile arasındaki iletişim daha sağlam hale getirilmelidir.

 

Bütün bunlar gereklidir.

 

Fakat meseleyi yalnızca kamera, güvenlik görevlisi ve polis sayısına indirgersek, sorunun başka bir boyutunu gözden kaçırabiliriz.

 

Çünkü mesele yalnızca okulun kapısındaki güvenlik değildir.

 

Mesele aynı zamanda çocuğun kalbindeki ve zihnindeki değerlerdir.

 

ÇOCUĞUN İLK OKULU AİLEDİR

 

Bugün kendimize çok daha zor bir soru sormalıyız:

 

Biz çocuklarımızı nasıl yetiştiriyoruz?

 

Çocuğun ilk öğretmeni annesi ve babasıdır.

 

İlk okulu ailesidir.

 

Çocuk evde ne görürse, ne duyarsa ve hangi değerlerle yetişirse, hayatına büyük ölçüde onları taşır.

 

Anne ve babanın görevi yalnızca çocuğunun karnını doyurmak, okul masrafını karşılamak ve eline telefon vermek değildir.

 

Çocuğun kalbine dokunmak da anne-babanın sorumluluğudur.

 

Ona merhameti öğretmek…

 

Adaleti öğretmek…

 

Kul hakkını öğretmek…

 

Sabrı öğretmek…

 

Sorumluluğu öğretmek…

 

Doğru ile yanlışı ayırt etmeyi öğretmek…

 

Vicdanı, ahlâkı ve maneviyatı öğretmek…

 

Çünkü eğitim yalnızca diploma değildir.

 

Eğitim, insan yetiştirmektir.

 

TOPLUMA NE SUNUYORSAK, ONU GÖRÜYORUZ

 

Bir taraftan gençlerimizi şiddetten uzak tutmak istiyoruz.

 

Diğer taraftan onların hangi içeriklerle büyüdüğünü, hangi davranışları normalleştirdiğini ve kimleri rol model aldığını yeterince sorguluyor muyuz?

 

Çeteleşme…

 

Silah…

 

İntikam…

 

Güç gösterisi…

 

Şiddet…

 

Bunların yoğun biçimde işlendiği içeriklerin çocukların dünyayı algılayış biçimleri üzerindeki etkisini bütünüyle yok sayamayız.

 

Elbette tek başına bir film, dizi veya sosyal medya içeriği herhangi bir şiddet olayının doğrudan sebebi olarak gösterilemez.

 

Ancak çocukların sürekli maruz kaldığı içeriklerin davranışlar ve değer algısı üzerinde etkili olabileceğini de görmezden gelmemeliyiz.

 

O halde dönüp kendimize soralım:

 

Biz bu çocukların önüne ne koyduk?

 

Sonra da “Bu çocuklar neden böyle oldu?” demek kolay.

 

Asıl zor olan:

 

“Biz nerede yanlış yaptık?” diyebilmektir.

 

ERBAKAN HOCA’NIN UYARISI BUGÜN DE ÖNÜMÜZDE

 

Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca’nın gençlerin yetiştirilmesine ilişkin yıllardır aktarılan şu sözleri bugün yeniden düşünülmelidir:

 

“Her bir okula bir polis görevlendirseniz, her bir gencin başına bir polis koysanız bu problemleri çözemezsiniz. Önemli olan o gencin kalbine Allah korkusunu yerleştirmektir.”

 

Bu söz, güvenlik tedbirlerini küçümsemek anlamına gelmez.

 

Tam tersine…

 

Güvenlik de olacak, eğitim de olacak, ahlâk da olacak, maneviyat da olacak.

 

Çünkü yalnızca polisle, kamerayla, kilitle ve güvenlik görevlisiyle toplum inşa edilmez.

 

Güvenlik tedbirleri kötülüğün dışarıdan önlenmesine katkı sağlar.

 

Ahlâk ve maneviyat ise insanın kendi vicdanında doğruyu ve yanlışı ayırt etmesine yardımcı olur.

 

İkisine de ihtiyacımız var.

 

AKRAN ZORBALIĞI SESSİZCE BÜYÜMEMELİ

 

Okullarda şiddet eğilimi daha ortaya çıkmadan fark edilmelidir.

 

Bir öğrencinin davranışındaki değişiklik…

 

Arkadaşlarından uzaklaşması…

 

Sürekli öfke göstermesi…

 

Zorbalık yapması veya zorbalığa maruz kalması…

 

Silaha, şiddete ya da tehlikeli davranışlara ilgisinin artması…

 

Bunların hiçbiri görmezden gelinmemelidir.

 

Öğretmen, rehberlik servisi ve aile aynı çocuğun etrafında bir sorumluluk zinciri oluşturmalıdır.

 

Çünkü büyük bir felaketin öncesinde bazen küçük ama önemli işaretler vardır.

 

Mesele, o işaretleri zamanında görebilmektir.

 

ÇOCUKLARIMIZI SADECE SINAVA DEĞİL, HAYATA HAZIRLAYALIM

 

Bugün eğitimde başarıyı çoğu zaman sınav puanlarıyla ölçüyoruz.

 

Kaç net yaptı?

 

Kaç puan aldı?

 

Hangi okulu kazandı?

 

Hangi üniversiteye girdi?

 

Peki bir de şunu soralım:

 

Nasıl bir insan oldu?

 

Merhametli mi?

 

Vicdanlı mı?

 

Adaletli mi?

 

Kul hakkından korkuyor mu?

 

Zayıfa sahip çıkıyor mu?

 

Öfkesini kontrol edebiliyor mu?

 

İnsan hayatının değerini biliyor mu?

 

İşte asıl meselelerden biri budur.

 

Çünkü topluma yalnızca başarılı insanlar değil, ahlâklı ve sorumluluk sahibi insanlar da lazımdır.

 

ÖNCE AHLÂK VE MANEVİYAT!

 

Bugün yeniden hatırlamamız gereken temel gerçek şudur:

 

Çocuklarımızı yalnızca sınava değil, hayata hazırlamalıyız.

 

Sadece başarılı çocuklar değil;

 

ahlâklı çocuklar,

 

vicdanlı çocuklar,

 

merhametli çocuklar,

 

adalet duygusu gelişmiş gençler,

 

kul hakkını bilen insanlar,

 

sorumluluk sahibi nesiller yetiştirmeliyiz.

 

“Önce Ahlâk ve Maneviyat” anlayışını sadece bir slogan olarak değil, çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceği üzerine düşünürken ele almamız gerekiyor.

 

Bugün çocuklarımızın başına daha fazla polis koymayı konuşuyoruz.

 

Evet, güvenlik tedbirleri alınsın.

 

Ama aynı anda çocuklarımızın kalbine ahlâk, vicdan, merhamet ve maneviyat koymayı da konuşalım.

 

Çünkü güvenlik kamerası çocuğu izleyebilir.

 

Polis müdahale edebilir.

 

Kapılar kilitlenebilir.

 

Fakat hiçbir güvenlik sistemi, insanın vicdanının yerini tutamaz.

 

ARTIK SADECE “NEDEN?” DEMEK YETMEZ

 

Mehmet Bilgili öğretmenimizin acısı üzerinden birkaç gün konuşup sonra unutacak mıyız?

 

Yine “çok üzüldük” deyip gündemimizi değiştirecek miyiz?

 

Yoksa gerçekten ders çıkaracak mıyız?

 

Artık yalnızca olay olduktan sonra tepki vermek değil, olay olmadan önce tedbir almak zorundayız.

 

Aile üzerine düşeni yapmalı.

 

Okul üzerine düşeni yapmalı.

 

Devlet güvenliği sağlamalı.

 

Rehberlik mekanizmaları etkin çalışmalı.

 

Medya sorumluluğunu bilmeli.

 

Toplum, çocuklarına hangi değerleri sunduğunu yeniden sorgulamalı.

 

Çünkü bir çocuğu yetiştirmek sadece anne-babanın değil, bütün toplumun sorumluluğudur.

 

Bugün kaybettiğimiz Mehmet Bilgili öğretmenimizin acısı hepimizin yüreğindedir.

 

Kendisine Allah’tan rahmet; ailesine, öğrencilerine, meslektaşlarına ve bütün eğitim camiasına sabır ve başsağlığı diliyorum.

 

Rabbim bizlere çocuklarımızı yalnızca başarılı değil;

 

ahlâklı, merhametli, vicdanlı, adaletli ve hayırlı nesiller olarak yetiştirmeyi nasip etsin.

 

Ve artık hiçbir öğretmenimiz görev yaptığı okulda can güvenliği endişesi yaşamasın.

 

Çünkü okul güvenli değilse, geleceğimiz de güvende değildir.

    Gazeteci-Yazar Yusuf Öztek



Bu yazı 94 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI