Diyarbakır'da bir gün tekerlekli sandalyeyle sokağa çıkmayı deneyin.
Ya da gözlerinizi kapatıp bir kaldırımda birkaç yüz metre yürümeye çalışın.
O zaman bu şehirde engelli olmanın ne demek olduğunu çok daha iyi anlarsınız.
Bir yerde kaldırım yüksek, bir yerde rampa yok. Rampa varsa önüne araç park edilmiş. Kaldırım varsa esnaf işgal etmiş. Yol çalışması varsa yayanın nereden geçeceği düşünülmemiş.
Sağlıklı bir insan bir şekilde geçip gidiyor.
Peki tekerlekli sandalyedeki vatandaş ne yapacak?
Görme engelli vatandaş ne yapacak?
Belediyeler her yıl Engelliler Haftası'nda güzel cümleler kuruyor. Etkinlikler yapılıyor, ziyaretler gerçekleştiriliyor, "engelsiz şehir" deniliyor.
Ben artık o cümlelerden çok sokağa bakıyorum.
Çünkü gerçek orada.
Daha Eylül ayında Diyarbakır'da tekerlekli sandalye kullanan yurttaşlar rampaların önüne park edilen araçlardan, kaldırım işgallerinden ve yüksek bordürlerden şikayet ediyordu.
Daha birkaç gün önce kentteki bir alt geçit engelli rampasının bulunmaması ve asansörün çalışmaması nedeniyle gündeme geldi.
2026 yılındayız.
Hala yeni yapılan bir yerde engelli vatandaşın karşıya nasıl geçeceğini konuşuyorsak burada ciddi bir sorun var.
Bir alt geçidi yapmak yetmiyor.
Herkes kullanamıyorsa o iş eksik yapılmıştır.
Kaldırım yapmak da yetmiyor.
Tekerlekli sandalye çıkamıyorsa, görme engelli güvenle yürüyemiyorsa o kaldırım görevini yerine getirmiyor demektir.
Toplu taşımaya bakalım.
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, Diyarbakır'da engellilerin ücretsiz seyahat hakkının engellenmesiyle ilgili incelemede ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine karar verdi. İki özel halk otobüsü kooperatifine ayrı ayrı 256 bin 357 lira idari para cezası uygulandı.
Düşünün.
Kanunun size verdiği bir hak var.
Ama o hakkı kullanabilmek için bile mücadele etmek zorunda kalıyorsunuz.
Büyükşehir Belediyesinin yaptığı çalışmalar da var.
Engelli Haritası Projesi kapsamında 17 ilçede 20 bin engelli yurttaşa ulaşıldığı açıklandı. Hastane ulaşımında kullanılmak üzere iki erişilebilir aracın satın alınması yönünde Belediye Meclisinde karar alındı.
Bunları yok saymıyorum.
Tam tersine buradan soruyorum:
Madem 20 bin engelli yurttaşa ulaştınız, o zaman bu insanların şehirde nerede zorlandığını da biliyorsunuzdur.
Hangi kaldırım geçilmiyor?
Hangi rampanın önü sürekli kapatılıyor?
Hangi üst geçit engelli için kullanışsız?
Bunların bir listesini çıkarıp tek tek çözmek bu kadar mı zor?
Üstelik erişilebilirlik belediyelerin vatandaşa yaptığı bir iyilik değil.
Kanuni bir zorunluluk.
Benim asıl itirazım da burada.
Engelli vatandaşın hayatını kolaylaştırmayı hala sosyal yardım gibi görüyoruz.
Oysa adam yardım istemiyor.
Kimseden kendisini kaldırıma çıkarmasını istemiyor.
Otobüse bindirilmek için rica etmek istemiyor.
Bir rampanın önündeki aracın sahibini aramak istemiyor.
Sadece evinden çıkıp bu şehirde herkes gibi yaşamak istiyor.
Bu kadar.
Bir şehrin gelişmişliğini sadece yaptığı yollarla, parklarla, binalarla ölçemezsiniz.
O şehirde en zor yürüyenin ne kadar rahat yürüyebildiğine de bakacaksınız.
Diyarbakır'da bir engelli vatandaş evinden çıktığı anda önüne engeller çıkıyorsa belediyeler de kamu kurumları da dönüp kendilerine bakmalı.
Bir günlüğüne empati yapmalarına da gerek yok.
Makam aracından insinler.
Bir tekerlekli sandalye alsınlar.
Diyarbakır'da herhangi bir mahallede birkaç sokak dolaşsınlar.
Sonra masalarına dönüp şu soruya cevap versinler:
Bu şehirde engelli olmak neden hala bu kadar zor?
Cevabı aslında sokakta duruyor.