“Şüphesiz iyiler nimetler içindedirler... Onlara mühürlü, saf bir içecek sunulur. Onun sonu misk kokuludur. İşte yarışanlar bunun için yarışsınlar.” (Mutaffifîn, 22-26)
Çağımızın en büyük trajedilerinden biri, insanların kazandıklarını zannederken aslında kaybediyor olmalarıdır.
Bir daire daha alıyor ama huzurunu kaybediyor.
Bir arsa daha alıyor ama çocuklarına ayıracağı zamanı kaybediyor.
Bir makam daha elde ediyor ama tevazusunu kaybediyor.
Bir diploma daha alıyor ama Rabbine yakınlaşmayı ihmal ediyor.
Bir servet daha biriktiriyor ama ömrünü tüketiyor.
Dışarıdan bakıldığında kazanan gibi görünen nice insan vardır ki, hakikatte hayatının en değerli sermayesini, yani ahiretini kaybetmektedir.
Çünkü insanın gerçek kazancı banka hesaplarında değil, amel defterindedir.
Ne yazık ki modern dünya insana sürekli daha fazlasını fısıldıyor:
Bir ev daha...
Bir araba daha...
Bir yatırım daha...
Bir ihale daha...
Bir makam daha...
Fakat hiç kimse durup da şu soruyu sormuyor:
Bütün bunları kazanırken neyi kaybediyorum?
Allah Teâlâ'nın Mutaffifîn Sûresi'nde anlattığı insanlar ise bambaşka bir yarışın içindedir. Onlar dünyanın geçici alkışları için değil, cennetin ebedî nimetleri için yarışırlar. Çünkü bilirler ki dünya yarışlarının ödülü mezarlıkta sona erer, ahiret yarışlarının ödülü ise cennette başlar.
Kur'an bu hakikati şöyle haber verir:
“Mal ve evlatlar dünya hayatının süsüdür. Kalıcı olan salih ameller ise Rabbinin katında sevap bakımından da umut bakımından da daha hayırlıdır.” (Kehf, 46)
Bugün insanlık, tarihin belki de en büyük konforuna sahip; fakat aynı zamanda tarihin en büyük huzursuzluklarından birini yaşıyor. Evler büyüyor, gönüller küçülüyor. Eşyalar çoğalıyor, mutluluk azalıyor. Kazançlar artıyor, bereket kayboluyor.
Çünkü insan ruhu dünyalıklarla değil, Allah'a yakınlıkla huzur bulur.
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Âdemoğlu yaşlansa da onda iki şey genç kalır: Mal sevgisi ve uzun yaşama arzusu.” (Buhârî, Müslim)
Bir başka hadis-i şerifte ise:
“Akıllı kişi nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır.” (Tirmizî)
Gerçek akıllı, sadece kazancını artıran değil; hesabını da düşünen kişidir.
Bugün birçok insan ömrünü dünyayı büyütmeye harcıyor; fakat kabri için hiçbir hazırlık yapmıyor. Oysa ölüm geldiğinde tapular kasalarda kalacak, makamlar başkalarına geçecek, servetler mirasçılar arasında paylaşılacak.
İnsan ise Rabbinin huzuruna yalnızca amelleriyle çıkacaktır.
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Rabbinizin bağışına ve genişliği göklerle yer kadar olan cennete koşun.” (Âl-i İmrân, 133)
İşte asıl yarış budur.
Asıl kazanç budur.
Asıl başarı budur.
Çünkü nice insanlar vardır ki dünyayı kazanmış, kendilerini kaybetmiştir.
Nice insanlar vardır ki servetlerini büyütmüş, sevaplarını küçültmüştür.
Nice insanlar vardır ki makamlarını yükseltmiş, Allah katındaki değerlerini düşürmüştür.
Ve nice insanlar vardır ki dünyada az şeye sahip olmuş ama cenneti kazanmıştır.
Öyleyse gelin, kazandıkça kaybedenlerden olmayalım.
Bir daire daha için değil...
Bir arsa daha için değil...
Bir makam daha için değil...
Bir servet daha için değil...
Allah'ın rızası için yarışalım.
Çünkü dünyanın bütün kazançları son nefeste biter; cennetin kazancı ise sonsuza kadar sürer.
Gerçek kaybeden, dünyada az kazanan değil; ahirette eli boş kalandır.