Bismillahirrahmanirrahim
İman, insanın sadece dilinde söylediği bir söz değil; kalbinde taşıdığı bir hakikat, hayatına yön veren bir nur ve Rabbine karşı sorumluluk bilincidir.
Bugün Müslüman olduğumuzu söylüyoruz. Fakat asıl soru şudur: İnandığımız Allah’ı ne kadar tanıyoruz?
Çünkü insan, tanıdığı Rabbine karşı daha derin bir muhabbet besler, O’na daha güçlü tevekkül eder, O’ndan daha çok hayâ eder ve O’nun emirlerine daha samimiyetle teslim olur.
İMANIN İLK ESASI: ALLAH’A İMAN
İslam’ın iman esaslarının başında Allah’a iman gelir. Kur’an-ı Kerîm bunu açıkça ortaya koyar:
“Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de iman ettiler. Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler. (Bakara, 2/285)
Allah Teâlâ yine şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab’a ve daha önce indirdiği kitaba iman edin.” (Nisâ, 4/136)
Allah’a iman; O’nun varlığını kabul etmekten ibaret değildir. O’nun bir olduğuna, eşi ve benzeri bulunmadığına, her şeyin Rabbi ve yaratıcısı olduğuna, mutlak hâkimiyetin O’na ait olduğuna iman etmektir.
Kur’an bu hakikati en veciz şekilde şöyle bildirir:
“De ki: O Allah birdir. Allah Samed’dir. O doğurmamış ve doğmamıştır. Hiçbir şey O’na denk değildir.” (İhlâs, 112/1-4) İşte tevhid budur.
ALLAH’I TANIMAK, KULU DEĞİŞTİRİR
Allah’ı tanımak sadece zihinsel bir bilgi değildir.
Allah’ın er-Rahmân olduğunu bilen insan, O’nun rahmetinden ümit kesmez.
el-Gafûr olduğunu bilen insan, günahından sonra tövbe kapısına yönelir.
er-Rezzâk olduğunu bilen insan, rızık endişesiyle harama el uzatmaz.
el-Alîm olduğunu bilen insan, insanların görmediği yerde de Allah’ın kendisini gördüğünü bilir.
es-Semî‘ olduğunu bilen insan, söylediği her sözün işitildiğini düşünür.
el-Basîr olduğunu bilen insan, gizlide de açıkta da Allah’ın kendisini gördüğünü unutmaz.
Demek ki Allah’ın isimlerini öğrenmek, kuru bir bilgi birikimi değildir. İsim ve sıfat bilgisi, kulluğun ahlâka dönüşmesidir.
ALLAH’A İMANIN MEYVESİ: GÜVEN VE TESLİMİYET
Kur’an şöyle buyurur:
“Bilesiniz ki kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.” (Ra‘d, 13/28)
Günümüz insanının en büyük problemlerinden biri belki de budur: İmkânlar çoğaldı fakat huzur azaldı; iletişim arttı fakat gönüller birbirinden uzaklaştı; bilgi çoğaldı fakat hikmet ve teslimiyet zayıfladı.
Çünkü kalbin gerçek huzuru, yaratılmışlarda değil, Yaratıcı ile kurulan sağlam bağdadır.
Peygamber Efendimiz (S.A.V), imanı tarif ederken Cibrîl hadisinde Allah’a imanı imanın temel esaslarından biri olarak zikretmiştir:
“Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve âhiret gününe iman etmendir; kadere, hayrına ve şerrine iman etmendir.” (Müslim, Îmân, 1)
Öyleyse iman, hayatın kenarında duran bir düşünce değil; hayatın merkezidir.
ALLAH’IN İSİM VE SIFATLARINA YAKLAŞIMIMIZ
Allah’ı tanımanın ikinci önemli boyutu, O’nun Kur’an ve sahih sünnette bildirilen isim ve sıfatlarına doğru şekilde iman etmektir.
Âlimlerimizin temel yaklaşımı şudur:
Allah kendisini Kur’an’da nasıl tanıtmışsa, Resûlü (S.A.V), O’nu nasıl tanıtmışsa, buna iman edilir. Ancak Allah hiçbir yaratılmışa benzetilmez ve ilâhî sıfatların mahiyeti yaratılmışların sıfatlarıyla ölçülmez.
Kur’an bu temel ölçüyü açıkça verir: “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (Şûrâ, 42/11)
Bu ayet son derece dikkat çekicidir. Önce “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur” buyurularak Allah’ın mahlûkata benzetilmesi reddediliyor; ardından “O, işitendir, görendir” denilerek Allah’ın işitme ve görme sıfatları tasdik ediliyor.
İşte denge burada ortaya çıkar:
Ne Allah yaratılmışlara benzetilir, ne de Allah’ın kendisi hakkında bildirdiği sıfatlar inkâr edilir.
“ALLAH NASILDIR?” SORUSUNDA SINIRIMIZI BİLMEK
İnsan aklı kıymetlidir. Kur’an insanı düşünmeye, tefekkür etmeye ve deliller üzerinde düşünmeye davet eder.
Fakat akıl sınırlıdır.
Biz Allah’ın varlığını, birliğini ve bize bildirdiği isim ve sıfatlarını biliriz; fakat Allah’ın zatının mahiyetini ve sıfatlarının keyfiyetini kuşatamayız.
Nitekim Kur’an: “Onlar ise ilmen O’nu kuşatamazlar.” (Tâhâ, 20/110) buyurur.
Bu nedenle Ehl-i Sünnet âlimleri, Allah’ın sıfatları konusunda teşbih ve tecsimden yani Allah’ı yaratılmışlara benzetmekten sakındıkları gibi, ta‘tîlden yani ilâhî sıfatları inkâr etmekten de sakınmışlardır.
“ALLAH’IN ELİ” GİBİ İFADELER NASIL ANLAŞILIR?
Kur’an ve sünnette geçen bazı ifadeler, insanın yaratılmışlara dair tecrübesiyle aynı anlamda düşünülmemelidir.
Allah Teâlâ buyurur:
“Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir.” (Fetih, 48/10)
Ehl-i Sünnet’in temel ilkesi, bu tür nasları Allah’a yakışır şekilde kabul etmek ve mahlûkatın özelliklerine benzetmemektir.
Çünkü Allah Teâlâ: “Hiçbir şey O’nun benzeri değildir.” (Şûrâ, 42/11) buyurmuştur.
Dolayısıyla Allah’ın sıfatlarını yaratılmışların sıfatlarıyla kıyaslamak doğru değildir.
Burada önemli olan bir başka husus da şudur: Allah’ın sıfatlarının “nasıl” olduğunu insan aklıyla kuşatmaya çalışmamak gerekir.
İmam Mâlik’e nispet edilen meşhur söz bu konuda çokça zikredilir: “İstivâ malumdur; keyfiyeti meçhuldür; ona iman vaciptir; hakkında soru sormak bidattir.”
Bu yaklaşımın özü şudur: Nassa iman et, Allah’ı mahlûkata benzetme, keyfiyetini Allah’a bırak.
İKİ UÇTAN DA SAKINMAK
Allah’ın sıfatları konusunda tarih boyunca iki temel aşırılık ortaya çıkmıştır.
Bir tarafta Allah’ı yaratılmışlara benzetme tehlikesi vardır.
Diğer tarafta ise aklî yorumlarla Allah’ın Kur’an ve sünnette bildirilen sıfatlarını reddetme veya anlamlarını bütünüyle etkisiz hâle getirme tehlikesi vardır.
Ehl-i Sünnet’in yolu ise tenzih ile ispatı birlikte korumaktır. Yani: “Allah hiçbir şeye benzemez.” derken Allah’ın bildirdiği sıfatları inkâr etmez.
“Allah kendisini nasıl tanıtmışsa ona iman ederiz.” derken de O’nu yaratılmışlara benzetmez.
Bu denge, İslam akaidinin son derece önemli bir esasıdır.
BUGÜN BİZE DÜŞEN NEDİR?
Bugün Müslüman’ın ihtiyacı sadece “Allah vardır” demek değildir. Asıl ihtiyaç, Allah’a iman ederek yaşamaktır.
Allah’ın er-Rakîb olduğunu bilen bir Müslüman, kimsenin görmediği yerde günah işlemekten hayâ eder.
Allah’ın er-Rezzâk olduğunu bilen, haram kazançtan uzak durur.
Allah’ın el-Adl olduğunu bilen, ticaretinde ve görevinde adaletli olur.
Allah’ın el-Gafûr olduğunu bilen, başkasının kusuruna karşı merhametli davranır.
Allah’ın el-Muntakim olduğunu bilen, zulümden korkar.
Allah’ın er-Rahîm olduğunu bilen, ümitsizliğe düşmez.
İşte iman böylece kitaptan hayata, bilgiden ahlâka, sözden davranışa dönüşür.
Bugün evlerimizde, iş yerlerimizde, ticaretimizde, sosyal medyada, komşuluklarımızda, aile ilişkilerimizde ve insanlarla münasebetlerimizde Allah’ın bizi gördüğünü gerçekten hissedebilsek, hayatımızın pek çok alanı değişecektir.
Çünkü Allah’a iman eden insan, başıboş olmadığını bilir.
SON SÖZ: ALLAH’I TANIYAN KALP YALNIZ KALMAZ
İman, insanın karanlıkta yolunu aydınlatan kandildir.
Dünya değişir, insanlar değişir, makamlar değişir, servetler el değiştirir, beden yaşlanır; fakat Allah bâkidir.
Kur’an şöyle buyurur: “Yeryüzünde bulunan her canlı fanidir. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zatı bâki kalacaktır.” (Rahmân, 55/26-27)
Öyleyse geliniz, imanımızı sadece dilimizde taşımayalım.
Allah’ı daha çok tanıyalım.
O’nun isimlerini öğrenelim.
Sıfatlarını Kur’an ve sünnetin rehberliğinde anlayalım.
O’nu hiçbir yaratılmışa benzetmeyelim.
O’nun bildirdiği hakikatleri inkâr etmeyelim.
Aklımızı vahyin önüne geçirmediğimiz gibi, aklımızı da terk etmeyelim.
Ve en önemlisi: Allah’a imanımızı hayatımızın her alanına taşıyalım.
Çünkü gerçek iman, insanın yalnızken de Allah’ı hatırlamasıdır.
Gerçek iman, kimse görmezken haramdan vazgeçmektir.
Gerçek iman, sıkıntı geldiğinde isyan yerine sabrı seçmektir.
Gerçek iman, nimet geldiğinde şükretmektir.
Gerçek iman, günah işlediğinde Rabbine dönmektir.
Gerçek iman, Allah’ı tanıyıp O’na güvenmektir.
Ve gerçek kulluk, “Ben Allah’ın kuluyum” sözünü hayatın her anında yaşayabilmektir.
Allah’ım! Kalplerimizi imanla dirilt.
Bizi Seni doğru tanıyan, isim ve sıfatlarına Kur’an ve sünnetin rehberliğinde iman eden, yalnız Sana kulluk eden kullarından eyle.
İmanımızı sözden amele, bilgiden hikmete, bilgiden güzel ahlâka dönüştür.
Kalplerimizi tevhid üzere sabit kıl. Âmin.
Ahmet YOLDAŞ