Bugun...


Hüseyin Kamil Kadıoğlu

facebook-paylas
Allah’ın Dini, Laiklik İlkesiyle Anlatılabilir mi ?
Tarih: 13-07-2026 00:02:00 Güncelleme: 13-07-2026 00:02:00


 

 

Türkiye’de yıllardır laiklik üzerine çok şey konuşuluyor. Kimileri laikliği din ve devlet işlerinin tamamen ayrılması olarak tanımlıyor, kimileri ise devletin bütün inançlara eşit mesafede durması şeklinde yorumluyor. Fakat kanaatimce bu tartışmalarda yeterince üzerinde durulmayan önemli bir mesele var: Anayasa’nın 136. maddesi ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın anayasal konumu.

 

Anayasa’nın 136. maddesi, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevlerini “laiklik ilkesi doğrultusunda” yerine getireceğini ifade etmektedir. İşte tam da burada üzerinde düşünülmesi gereken bir konu ortaya çıkmaktadır.

 

Bir Müslüman için nihai ölçü, Kur’an-ı Kerim ve sahih sünnettir. Mümin, ihtilaf ettiğinde müracaat edeceği merci olarak Allah’ın kitabını ve Resûlü’nün sünnetini kabul eder. Bu sebeple aşağıdaki soruların meşru ve tartışmaya değer olduğu kanaatindeyim.

 

Soru 1

 

Laiklik ilkesini esas alarak görev yapan bir kurum, Allah’ın kitabını ve Resûlü’nün sünnetini hiçbir kayıt ve sınırlama olmaksızın esas alabilir mi?

 

Soru 2

 

Laiklik ilkesi doğrultusunda görev yapan bir kurumun anlattığı din, Allah’ın murad ettiği İslam’ın tamamı mıdır; yoksa laiklik ilkesinin çizdiği çerçevede aktarılabilen kısmı mıdır?

 

Bu sorular herhangi bir kişiyi hedef almak için değil, sistemin maksadını anlamak için sorulmaktadır. Çünkü mesele görevlilerin samimiyeti değil; kurumun hangi anayasal ilke doğrultusunda din hizmeti verdiğidir. Diyanet bünyesinde görev yapan pek çok kıymetli hocamızın büyük bir gayret içerisinde hizmet ettiğine inanıyorum. Bu yazının amacı kişileri tartışmak değil, anayasal çerçeveyi düşünmeye açmaktır.

 

İslam, yalnızca bireysel ibadetlerden ibaret bir din değildir. Kur’an-ı Kerim; ibadetin yanında aileyi, ticareti, mirası, adaleti, toplumsal hayatı ve yöneticilerin sorumluluklarını da konu edinir. Bu yönüyle İslam, yalnızca mabedi değil, hayatın tamamını kuşatan bir nizam olarak anlaşılmıştır.

 

Ayrıca şu husus da gözden kaçırılmamalıdır. Anayasa’nın 136. maddesinde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevi, “İslam dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek” şeklinde ifade edilmektedir. Bunun hemen ardından ise kurumun görevlerini “laiklik ilkesi doğrultusunda” yerine getireceği belirtilmektedir.

 

Soru 3

 

Görev alanı İslam dini olan bir kurumun çalışma usulünün laiklik ilkesiyle sınırlandırılması, hukuk ve anayasa teorisi açısından nasıl izah edilmektedir?

 

Bir başka dikkat çekici husus da şudur. Yıllardır kamuoyunda “Din siyasete karışmasın.”, “Din devlet işlerine karışmasın.” söylemleri dile getirilmektedir. Buna karşılık devlet, din hizmetlerini yürütmek üzere anayasal bir kurum oluşturmuş ve bunu anayasal güvence altına almıştır.

 

Soru 4

 

Eğer laiklik din ile devlet işlerinin tamamen ayrılması olarak tanımlanıyorsa, devletin din hizmetlerini yürütmek üzere anayasal bir kurum kurması bu tanımla nasıl bağdaştırılmaktadır? Eğer Türkiye’nin laiklik anlayışı klasik tanımdan farklıysa, bunun açık ve tutarlı biçimde ortaya konulması gerekmez mi?

 

Kanaatimce mesele sloganlarla geçiştirilemeyecek kadar ciddidir. Burada tartışılan şey yalnızca bir anayasa maddesi değildir; dinin hangi ölçüyle temsil edileceği sorusudur. Çünkü bir Müslüman açısından dinin temel kaynağı Kur’an ve Resûlullah’ın sünnetidir. Kur’an’ın hükümlerinin anlaşılması ve anlatılması konusunda nihai referans tartışmaya kapalı şekilde Kur’an ve Sünnettir.

 

İşte bütün bu soruları sormaktaki maksadım Diyanet İşleri Başkanlığını yıpratmak değil, temel bir muhasebeye davet etmektir.

 

Soru 5

 

Acaba biz Allah’ın dinini Allah’ın istediği bütünlük içinde mi anlatıyoruz; yoksa anayasal ve idarî çerçevenin izin verdiği ölçüde mi anlatıyoruz?

 

Bu soru, farklı cevaplar verilebilecek bir soru olabilir; ancak kanaatimce sorulmaya değerdir.

 

Sonuç olarak, bu mesele yalnızca hukukçuların veya ilahiyatçıların değil; akademisyenlerin, siyasetçilerin ve Türkiye’de din-devlet ilişkileri üzerine düşünen herkesin üzerinde ciddiyetle durması gereken bir konudur. Çünkü mesele yalnızca bir kurumun yapısı değil, hakikatin hangi ölçüyle temsil edileceği meselesidir.

 

Çözüm ise kanaatimizce nettir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görev ve yetkilerini “laiklik ilkesi doğrultusunda” yerine getireceğini öngören Anayasa’nın 136. maddesi yeniden ele alınmalı; İslam dinini anlatmakla görevli bir kurumun yegâne ölçüsünün Kur’an-ı Kerim ve sahih sünnet olduğu esasına uygun bir anayasal düzenleme yapılmalıdır. Allah’ın dinini anlatan bir kurumun referansı, beşerî ideolojiler veya anayasal ilkeler değil; Allah’ın vahyi ve Resûlü’nün sünneti olmalıdır.

 

Bu sebeple kanaatimce Anayasa’nın 136. maddesi yürürlükten kaldırılmalı veya Kur’an ve Sünnet’in esas alındığı bir düzenlemeyle yeniden kaleme alınmalıdır.

 

Hüseyin Kamil Kadıoğlu

İrade Hareketi Genel Koordinatörü



Bu yazı 738 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI