Bugun...


Hüseyin Kamil Kadıoğlu

facebook-paylas
ÖNLÜK TARTIŞMASI ÜZERİNDEN NEYİ KONUŞUYORUZ?
Tarih: 24-08-2026 00:03:00 Güncelleme: 24-08-2026 00:03:00


 

Millî Eğitim Bakanlığının yeni genelgesiyle öğretmenlerin görevleri sırasında önlük giymelerine ilişkin düzenleme yapılmasının ardından bazı çevrelerden çeşitli tepkiler yükseldi.

“Öğretmenin kıyafetine mi kaldık?”
“Bu özgürlüğe müdahaledir.”
“Öğretmen ne giyeceğine kendi karar verir.”

Peki gerçekten mesele bundan mı ibaret?

Bence hayır.

Çünkü burada tartışılması gereken yalnızca bir kıyafet değil; öğretmenlik mesleğinin vakarını, eğitim ortamının ciddiyetini ve öğretmenin öğrenci karşısındaki temsil sorumluluğunu konuşuyoruz.

Okul, sıradan bir sosyal ortam değildir. Çocuğun karakterinin, dünyaya bakışının ve davranış biçiminin şekillendiği önemli bir eğitim alanıdır.

Öğretmen de yalnızca ders anlatan kişi değildir. Öğrencinin karşısında duran, bilgisiyle olduğu kadar tavrıyla, konuşmasıyla, davranışıyla ve görünüşüyle de örnek olan kişidir.

Bu sebeple öğretmenin kıyafetinin eğitim ortamından tamamen bağımsız olduğunu söylemek doğru değildir.

Elbette “İyi giyinen öğretmen iyi öğretmendir.” denilemez.

Öğretmenlik kıyafetten ibaret değildir.

Fakat kıyafetin hiçbir anlamı yokmuş gibi davranmak da doğru değildir.

İnsanın dış görünüşü, karşısındaki kişiye verdiği mesajın bir parçasıdır.

Bir doktorun beyaz önlüğü nasıl mesleğini hatırlatıyorsa, öğretmenin önlüğü de öğretmenlik mesleğinin vakarını ve sorumluluğunu temsil eden bir unsur olabilir.

Üstelik mesele yalnızca kadın öğretmenler üzerinden konuşulmamalıdır.

Kadın öğretmenin kıyafeti, erkek öğretmenin kıyafeti...

Her ikisi için de ortak bir meslekî vakar ve edep ölçüsü olmalıdır.

Ölçümüz;

temizlik,
sadelik,
vakar,
mahremiyete riayet
ve eğitim ortamına uygunluktur.

Dolayısıyla bazı kadın öğretmenlerin dekolteli veya eğitim ortamının ciddiyetiyle bağdaşmayan kıyafetler tercih etmesi üzerinden yapılan tartışmayı da kişileri hedef gösterecek bir zemine taşımamak gerekir.

Mesele kadınları denetlemek değildir.

Mesele, öğretmenlik mesleği için herkes açısından geçerli olacak ortak bir standardın bulunmasıdır.

İslâm açısından baktığımızda da insanın yalnızca kalbi ve niyeti değil; edebi, hayâsı, davranışı ve dış görünüşü de önemlidir.

Kur’ân-ı Kerîm bize libasın yalnızca bedeni örten bir unsur olmadığını, takvâ libasının ise daha hayırlı olduğunu bildirir.

İslâm, kadın ve erkek için farklı hükümler ortaya koymakla birlikte her iki cins için de haya, edep ve vakar prensiplerini önemser.

Dolayısıyla eğitim kurumunda öğretmenin mesleğine yakışan bir kıyafet içinde bulunmasını istemek, başlı başına özgürlük düşmanlığı olarak görülemez.

Her mesleğin kendine mahsus bir vakar ölçüsü vardır.

Bir hâkim görev başında nasıl belirli bir ciddiyet ve temsil sorumluluğu taşıyorsa, bir asker üniformasıyla nasıl görevini temsil ediyorsa, bir doktor hastasının karşısında nasıl meslekî bir görünüm taşıyorsa öğretmenin de okulda öğretmenlik mesleğini temsil eden bir görünümü olması gayet tabiidir.

Özgürlük, hiçbir kuralın bulunmaması demek değildir.

Özgürlük ile sorumluluk birlikte düşünülmelidir.

Öğretmen okul dışında kendi hayatını ve tercihlerini sürdürebilir.

Fakat okulda yalnızca kendi şahsını temsil etmez.

Bir eğitim kurumunu, öğretmenlik mesleğini ve kamu hizmetini temsil eder.

Tam da bu nedenle öğretmenin görev başındaki görünümünün belirli kurallara bağlanmasını baştan itibaren “özgürlüğe saldırı” olarak nitelendirmek doğru değildir.

Elbette uygulamanın kendisi tartışılabilir.

Önlüğün modeli nasıl olmalıdır?

Kullanışlı ve rahat mıdır?

Mevsim şartlarına uygun mudur?

Kadın ve erkek öğretmenler açısından uygulama nasıl yapılmalıdır?

Öğretmenlerin görüşleri alınmış mıdır?

Bunlar konuşulabilir.

Hatta uygulamanın sonuçları zaman içerisinde ölçülmeli, öğretmenlerin ve öğrencilerin görüşleri dikkate alınmalıdır.

Fakat kuralın kendisini yalnızca “kıyafetime karışamazsınız” anlayışıyla reddetmek, eğitim kurumunun kendine has disiplinini ve temsil boyutunu görmezden gelmektir.

Okul yalnızca dört duvar ve ders programından ibaret değildir.

Okul aynı zamanda disiplin, ahlâk, sorumluluk, örneklik ve temsil alanıdır.

Öğretmen ise bu alanın en görünür aktörlerinden biridir.

Bu sebeple öğretmenlerin görev sırasında önlük giymesine yönelik düzenlemeyi, mesleğin vakarını ve eğitim ortamının ciddiyetini güçlendirmeye yönelik bir adım olarak değerlendirmek mümkündür.

Ancak burada çok önemli bir hassasiyet vardır:

Kural herkese eşit uygulanmalıdır.

Kadın-erkek ayrımı yapılmamalıdır.

Siyasi görüşe göre farklı muamele edilmemelidir.

Kimse küçük düşürülmemeli, teşhir edilmemeli ve kıyafeti üzerinden kişiliği hedef alınmamalıdır.

Çünkü önlük öğretmeni değerli kılmaz.

Öğretmeni değerli kılan;

ilmi,
ahlâkı,
adaleti,
merhameti,
sabır ve fedakârlığı,
öğrencisine karşı sorumluluğu ve
mesleğine duyduğu saygıdır.

Önlük bütün bunların yerine geçmez.

Fakat önemli bir şeyi hatırlatabilir:

“Burada bir meslek var.
Burada bir vazife var.
Burada kendisine emanet edilmiş çocuklar var.”

Bazen bir toplumun yeniden hatırlaması gereken şey tam da budur.

Öğretmenlik sıradan bir iş değildir.

Öğretmen, çocuğun karşısında sadece bilgi taşıyan değil; aynı zamanda davranışıyla örnek olan bir şahsiyettir.

Bu nedenle mesleğin vakarını koruyan, eğitim ortamının ciddiyetini güçlendiren ve herkese eşit uygulanan makul kıyafet standartlarına tepki göstermek yerine, bu standartların nasıl daha doğru ve daha adil uygulanacağını konuşmak gerekir.

Mesele önlükten çok daha büyüktür.

Mesele, öğretmenlik mesleğine ve eğitime verdiğimiz değerdir.

Hüseyin Kamil Kadıoğlu 
İrade Hareketi Genel Koordinatörü



Bu yazı 688 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI