Bugun...


Hüseyin Kamil Kadıoğlu

facebook-paylas
Aman Seydam, Hâlimiz Yaman! (1)
Tarih: 05-08-2026 00:01:00 Güncelleme: 05-08-2026 00:01:00


 

 

Tasavvufun Siyasetten Kaçışı mı, Siyasetin Tasavvuftan Kopuşu mu?

 

Son yıllarda Türkiye’de tasavvuf adına faaliyet gösteren birçok cemaati dikkatle izlediğimizde insanın gönlünden şu söz dökülüyor:

 

“Aman Seydam, hâlimiz yaman!”

 

Çünkü bugün birçok mürid, şeyhini sadece tesbih çeken, zikir yaptıran ve dünyadan el etek çektiren bir rehber olarak tanıyor. Oysa tarih bize bambaşka bir hakikati anlatıyor.

 

Bugün birçok tasavvuf cemaati, siyaseti kirli görerek müridlerini toplumsal meselelerden uzak tutmayı tercih ediyor. “Biz siyasetle uğraşmayız.” sözü neredeyse tasavvufun temel ilkesi hâline getirilmiş durumda. Hâlbuki bu anlayış, ne Kur’an’ın çizdiği peygamber modeline ne de silsilesini dayandırdıkları büyük zatların hayatına uymaktadır.

 

Dikkat ediniz…

 

Bugün birçok tarikat, silsilesini Hazreti Peygamber Efendimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem), oradan da Hazreti Ebû Bekir’e veya Hazreti Ali’ye ulaştırmakla övünmektedir. İcazetnamelerinde bunu yazarlar. Sohbetlerinde bunu anlatırlar. Müridlerine bununla iftihar etmelerini öğütlerler.

 

Peki aynı tarikatlar, silsilesini bağladıkları o büyük insanların devlet, toplum ve adalet mücadelesini neden anlatmaz?

 

Hazreti Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) sadece namaz kıldıran bir imam değildi. O, Medine’de devlet kuran, hukuk inşa eden, savaş ve barış kararları alan, toplumun her meselesiyle ilgilenen bir devlet başkanıydı.

 

Hazreti Ebû Bekir (radıyallahu anh) hilafete geçtiğinde zekât vermeyi reddedenlerle mücadele etti. “Onlar ‘Lâ ilâhe illallah’ diyorlar, bırakın.” demedi. Devlet otoritesini ve dinin hükümlerini korumak için büyük bir mücadele verdi.

 

Hazreti Ömer (radıyallahu anh), adaletin sembolü olarak gece sokakları dolaşan, halkın derdiyle dertlenen bir devlet adamıydı.

 

Hazreti Ali (radıyallahu anh), hayatının büyük bölümünü ümmetin birliği ve devletin selameti için mücadele ederek geçirdi.

 

Şimdi soruyorum:

 

Silsileyi onlara dayandırırken onların mücadelesini neden görmezden geliyoruz?

 

Tasavvuf, insanı hayattan koparmak için değil; hayatın içine ihlas, adalet ve takva taşımak için vardır.

 

Bugün bazı çevrelerde öyle bir tasavvuf anlayışı oluşturuldu ki sanki Müslümanın vazifesi sadece zikir halkasına oturmak, tesbih çekmek ve dünyada olup bitene sırt çevirmekmiş gibi anlatılıyor.

 

Oysa zulüm karşısında susan bir derviş profili ne Ashab-ı Kirâm’ın ne de ilk sufilerin tanıdığı bir modeldir.

 

Elbette tarikatlar siyasi partilerin arka bahçesi olmamalıdır. Bir şeyh, müridlerini belirli bir partiye oy vermeye zorlamamalıdır. Ancak bu başka, ümmetin ve memleketin meselelerine tamamen sırt çevirmek bambaşka bir şeydir.

 

Bir Müslüman hem Allah’a kul, hem de yaşadığı toplumun sorumlu bir ferdidir. Vatandaşlık da bu sorumluluğun bir parçasıdır. Haksızlık karşısında söz söylemek, adaleti savunmak, ümmetin ve milletin geleceği için gayret etmek; sadece siyasetçilerin değil, her müminin vazifesidir.

 

Bugün tasavvuf adına konuşan bazı çevreler, “Dünya işlerine karışmayın.” derken, aslında silsilesini dayandırdıkları zatların hayatıyla çelişmektedir. Çünkü Resûlullah Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatında da, Hulefâ-yi Râşidîn’in hayatında da din ile toplum birbirinden kopuk değildi.

 

Belki de bugün yeniden sormamız gereken soru şudur:

 

Biz gerçekten Resûlullah’ın ve Ashâbının yolunu mu takip ediyoruz, yoksa sonradan oluşmuş konforlu bir din anlayışını mı “tasavvuf” diye yaşıyoruz?

 

Bu sorunun cevabını vermeden ne tasavvufu doğru anlayabiliriz ne de içinde yaşadığımız topluma hakkıyla rehberlik edebiliriz.

 

 

Hüseyin Kamil Kadıoğlu

İlahiyatçı-Yazar

İrade Hareketi Genel Koordinatörü

Devam edecek…



Bu yazı 1059 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI