Son günlerde kamuoyuna yansıyan bazı sözleri ibretle takip ediyorum. Kur’an-ı Kerim’e ve Müslümanların mukaddesatına yönelik aşağılayıcı ifadeler sarf ediliyor; ardından da bunlar “fikir hürriyeti” denilerek savunulmaya çalışılıyor. Asıl düşündürücü olan ise hakaretin kendisinden ziyade, bu hakaretleri alkışlayan ve meşrulaştıran anlayıştır.
Benim sormak istediğim soru şudur: Bu milletin asırlardır göz bebeği gibi koruduğu Kur’an-ı Kerim’e dil uzatma cüretini bunlar kimden alıyor? Hangi cesaret, hangi siyasi iklim ve hangi söylem bu pervasızlığı besliyor? Bir insan, milyonlarca Müslümanın kutsalına hakaret etmeyi nasıl bir özgürlük olarak görebilir?
Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“Allah’ın âyetleri hakkında inkâra dalanları gördüğünde, onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan yüz çevir.”
(En’âm Sûresi, 68)
Bir başka ayet-i kerimede ise şöyle buyurulmaktadır:
“İşte bunun sebebi şudur: Siz Allah’ın âyetlerini alaya aldınız; dünya hayatı da sizi aldattı. Artık bugün onlar oradan çıkarılmayacak ve kendilerinden özür dilemeleri de kabul edilmeyecektir.”
(Câsiye Sûresi, 35)
Kur’an’ın ayetleriyle alay etmeyi normalleştiren, bunu mizah adı altında pazarlayan ve ardından da “ifade özgürlüğü” diyerek savunan bir anlayış; ne hukuka hizmet eder ne de toplumsal huzura.
Benim en büyük endişem, bu tür provokatif söylemlerin toplumda oluşturacağı kırılmalardır. İnsanların en mukaddes değerlerine sürekli saldırılır, inançları tahkir edilir ve bu saldırılar alkışlanırsa, bunun toplumsal barışı zedelemesi ve asayiş bakımından ciddi sorunlara kapı aralaması kaçınılmazdır. Huzuru bozan, inanç sahibi insanların mukaddesatına sahip çıkması değil; onları kasten tahrik eden, kutsallarını hedef alan sorumsuz söylemlerdir.
Hiç kimse bu aziz milletin sabrını yanlış okumamalıdır. Bu millet, tarih boyunca inancı uğruna bedel ödemiş bir millettir. İnançlarına hakaret edilmesini de hiçbir zaman meşru görmemiştir.
Bizim çağrımız öfkeye değil, hukuka; taşkınlığa değil, adalete; intikama değil, sağduyuya ve vakara davettir. Ancak aynı zamanda herkes şunu bilmelidir ki, mukaddesata hakaretin adı fikir hürriyeti değildir. Özgürlük; başkasının en kutsal değerini aşağılamak değil, farklı inanç ve düşüncelerle birlikte saygı içerisinde yaşayabilmektir.
Toplumsal barışın yolu, insanların kutsallarına hakaret etmekten değil; birbirimizin inançlarına ve değerlerine saygı duymaktan geçmektedir. Bu ülkenin ihtiyacı gerilim değil, hürmettir; hakaret değil, edeptir; provokasyon değil, huzurdur.
İrade Hareketi Genel Koordinatörü
İlahiyatçı-Yazar
Hüseyin Kâmil Kadıoğlu