Kendisini “insan hakları aktivisti” ve “stratejist” olarak tanıtan Eyüphan Kaya’nın İçişleri Bakanı Sayın Mustafa Çiftçi’ye ve Gençlik ve Spor Bakanı Sayın Osman Aşkın Bak’a yönelik bazı proje önerilerini okudum.
İlk bakışta kulağa hoş gelen bu önerileri biraz yakından incelediğinizde ise ortaya yeni ve uygulanabilir projelerden ziyade, devletin hâlihazırda yürüttüğü birçok çalışmanın farklı isimlerle yeniden paketlenmesi ve bazı maliyetlerin de ciddi biçimde hesaba katılmaması çıkıyor.
Üstelik mesele “ülkeye nefes aldıracak iki proje” gibi büyük bir iddiayla sunuluyor. İşte tam burada durmak gerekiyor. Çünkü devlet yönetimi sosyal medya paylaşımı hazırlamaya benzemez.
“E-GENÇLİK PORTALI” ÖNERİSİ ZATEN VAR!
Yazının en dikkat çekici bölümlerinden biri “E-Gençlik Portalı” önerisi. Peki bu öneriyi yapan kişi, böyle bir portalın zaten mevcut olduğunu bilmiyor mu?
Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın E-GENÇ platformu bugün gençlere Gençlik Merkezleri, Genç Ofisler, gençlik kampları, eğitimler, atölyeler, gönüllülük faaliyetleri ve çeşitli fırsatları dijital ortamda sunuyor.
Yani “gençleri dijital platformda buluşturalım” denildiğinde devlet zaten bunu yapıyor.
Üstelik Gençlik ve Spor Bakanlığı; gençlik merkezlerinden gençlik kamplarına, DENEYAP Teknoloji Atölyelerinden ÜNİDES’e, burs ve yurt hizmetlerinden gönüllülük faaliyetlerine kadar gençlere yönelik çok geniş bir çalışma yürütüyor.
Dolayısıyla ortada “kimsenin aklına gelmemiş müthiş bir fikir” yok.
Devlet zaten yapıyor.
Asıl mesele, yapılanları görmek ve eksik olan tarafları geliştirebilmektir.
12 MİLYON GENCE CEP HARÇLIĞI MI?
Önerinin en çarpıcı kısmı ise 12 milyon gence asgari ücretin beşte biri oranında karşılıksız “cep harçlığı” verilmesi.
2026 yılı net asgari ücret 28.075,50 TL. Bunun beşte biri yaklaşık 5.615 TL.
12 milyon gence aylık 5.615 TL dağıtmanın maliyeti yaklaşık 67,4 milyar TL/ay, yıllık maliyeti ise yaklaşık 808,6 milyar TL olur.
Bu, “küçük ama anlamlı bir sosyal destek” diye geçiştirilebilecek bir rakam değildir. Bu, yüzlerce milyar liralık sürekli bir kamu harcaması demektir.
Devlet bütçesi “Allah aşkına buna kim hayır diyebilir?” mantığıyla yönetilmez.
Bütçe hesabıyla yönetilir.
İBADETHANELERE DESTEK KONUSU DA BU KADAR BASİT DEĞİL
Gelelim Norveç örneğine...
Norveç’teki bir uygulamanın Türkiye’ye aynen aktarılabileceğini düşünmek de ciddi bir yönetim basitleştirmesidir.
Norveç’te kayıtlı din ve inanç topluluklarına kişi başına kamu desteği veriliyor. Ancak bunun arkasında kayıt, üyelik doğrulaması, yıllık raporlama ve kamu denetimi gibi kapsamlı bir hukuki mekanizma bulunuyor.
Yani mesele “üye sayısını söyle, devlet de kişi başına para versin” kadar basit değil.
Türkiye’de ise zaten ibadethaneler ve din hizmetleri için kamu kaynakları ayrılıyor. Dolayısıyla yapılması gereken, mevcut sistemi yok sayıp Norveç’ten bir modeli kopyalamak değil; Türkiye’nin kendi sosyal, hukuki ve dinî yapısına uygun, şeffaf ve denetlenebilir modeller geliştirmektir.
DEVLETİN YAPTIĞINI GÖRMEDEN DEVLETE PROJE ÖNERMEK
Asıl problem burada.
Bir vatandaş elbette fikir önerebilir. Hatta vatandaşın fikir önermesi demokrasinin gereğidir.
Ama bir fikri “ülkeye nefes aldıracak proje” diye sunmadan önce yapılması gereken ilk iş şudur:
Devlet bu konuda zaten ne yapıyor?
Buna bakmak.
Eğer devlet zaten E-GENÇ platformunu işletiyorsa, gençlik merkezleri kuruyorsa, Genç Ofisler açıyorsa, kamplar düzenliyorsa, teknoloji atölyeleri kuruyorsa, üniversite topluluklarını destekliyorsa, gençlere yönelik çeşitli sosyal ve kültürel faaliyetler yürütüyorsa...
O zaman yapılması gereken “bunların hiçbirisi yokmuş gibi” yeni bir portal önermek değil; “mevcut sistemin şu noktası eksik, burası geliştirilmeli” diyebilmektir.
İşte stratejistlik biraz da budur.
BAKANLARA AKIL VERMEK KOLAY, DEVLET YÖNETMEK ZOR
Bir bakanlığın önüne birkaç paragraf öneri koyup “Buna kim hangi hakla itiraz edebilir?” demek kolaydır.
Asıl zor olan; bütçesini hesaplamak, hukuki altyapısını oluşturmak, denetim mekanizmasını kurmak, suiistimal ihtimalini önlemek, mükerrer destekleri engellemek, mevcut kurumlarla entegrasyonu sağlamak, milyonlarca kişiye uygulanabilir hâle getirmek ve bütün bunları sürdürülebilir bir kamu politikası hâline getirmektir.
Devlet yönetimi sloganla değil; mevzuat, bütçe, kurum, insan kaynağı ve denetimle yapılır.
VATANDAŞIN FİKRİ DEĞERLİDİR; AMA DEVLETİN YAPTIĞINI YOK SAYMAK DEĞİL
Sayın Eyüphan Kaya’nın vatandaş olarak öneri sunmasına elbette kimsenin itirazı olamaz.
Fakat vatandaş olmak, önerilen her fikri otomatik olarak doğru ve uygulanabilir hâle getirmez.
Aktivist olmak da devletin yaptığı çalışmaları görmezden gelme hakkı vermez.
Hele “stratejist” sıfatını kullanıyorsanız, ilk yapmanız gereken mevcut stratejileri okumaktır.
Bugün Türkiye’nin gençlik politikaları; gençlik merkezlerinden teknoloji atölyelerine, kamplardan gönüllülük faaliyetlerine, üniversite topluluklarından çeşitli sosyal destek programlarına kadar geniş bir alana yayılmış durumda.
Eksik yok mu?
Elbette var.
Eleştirelim.
Daha iyisini isteyelim.
Bakanlara ulaşalım.
Projeler geliştirelim.
Ama bunu yaparken “devlet hiçbir şey yapmıyor, ben akıl verdim de şimdi ülke kurtulacak” havasına girmeyelim.
Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bir köşe yazısında sıfırdan kurulmuş bir devlet değildir.
Kurumları, bütçesi, mevzuatı ve yıllardır devam eden kamu politikaları vardır.
Eleştirmek haktır.
Öneri sunmak haktır.
Ama bilmeden hüküm vermek, yapılanı görmeden proje icat etmek ve sonra da bunu “ülkeye nefes aldıracak iki proje” diye pazarlamak, strateji değil; olsa olsa kamu yönetimine uzaktan bakmaktır.
SON SÖZ
Devlete akıl vermeden önce devletin ne yaptığını öğrenmek gerekir.
Çünkü bu ülkenin bakanlıkları sosyal medya yorumlarıyla değil, milyonlarca vatandaşın hayatına dokunan gerçek projelerle çalışıyor.
Eksikleri varsa, onları da elbette en sert şekilde eleştirmeye devam edeceğiz.
Ama hakkaniyeti elden bırakmadan.
Hüseyin Kamil Kadıoğlu
İrade Hareketi Genel Koordinatörü