Bugun...


Hüseyin Kamil Kadıoğlu

facebook-paylas
ERBAKAN MEKTEBİNDE YETİŞMENİN FARKI
Tarih: 27-07-2026 00:03:00 Güncelleme: 27-07-2026 00:03:00


 


Tarih, yalnızca yaşanan olayları değil; o olaylar karşısında insanların nerede durduğunu da kaydeder. Bugün birçok kişi FETÖ hakkında rahatlıkla konuşuyor, hatta geçmişe dönük cesaret hikâyeleri anlatıyor. Oysa yakın geçmişte durum çok farklıydı. O günlerde bu yapıyı eleştirmek, yalnızca bir fikir beyanı değil; bedeli olabilecek bir duruştu. Bu satırlar, yıllar sonra kaleme alınmış bir kahramanlık hikâyesi değil; hakikatin yanında durmaya çalışan sıradan bir insanın hafızasında yer eden gerçek bir hatıradır.

                                                                                   

Yıl 2008… Almanya’dan bir kardeşimiz beni aradı. “Hocam,” dedi, “burada Gülen cemaati hakkında kimse konuşmuyor. Çok etkililer. Sizinle bir röportaj yapıp bunu internet ortamında yayımlasak nasıl olur? Kabul eder misiniz?” Bugün dönüp baktığımda bu teklif sıradan gibi gelebilir. Fakat o günlerin Türkiye’sini yaşayanlar çok iyi bilir ki, o yapıyı eleştirmek cesaret isteyen bir işti. Bugün herkes konuşuyor, herkes “Ben zaten biliyordum.” diyor. Ama o günlerde bırakın eleştirmeyi, en küçük bir itiraz dahi insanı sabaha varmadan karakolda, oradan da savcının karşısında buluşturabilecek kadar riskliydi. Devletin birçok kurumunda etkili oldukları konuşuluyor, toplumun geniş kesimlerinde ise büyük bir sempati görüyorlardı.

İnsan elbette düşünüyor. “Rahatımı neden bozayım? Başıma iş almanın ne anlamı var? Kendi hâlimde yaşayıp gitsem olmaz mı?” Bunlar insanın nefsine gelen sorulardır. Tabii ki insan korkuyor. Fakat korkunun üzerinde bir inanç vardır. Biz Allah’a inanıyorduk. Hayatım boyunca Çeçenistan’a gidip cihad etmek için defalarca yollar aramış, bunun hayalini kurmuş biriydim. Sonra kendi kendime dedim ki: “Cihad sadece cephede verilmez. Hakikati söylemek de bazen en büyük cihattır.” İşte o düşünce kararımı netleştirdi.

Kardeşimize “Yarım saat sonra görüşelim.” dedim. Telefonu kapattım, odama geçtim. Dolabı açtım, küçük valizimi çıkardım ve içine birkaç parça elbise koydum. Belki bugün bunu okuyan bazı gençler abartı sanabilir. Fakat o günkü şartlarda ben söylediklerimin bana bedel ödetebileceğini biliyordum. İçimden, “Belki de evde son gecem.” diye geçirdim. Valizi kapattım, derin bir nefes aldım ve kendi kendime “Haydi Bismillah… Sor.” dedim.

Röportaj başladı. İlk soru hiç vakit kaybetmeden geldi: “Hocam, Fethullah Gülen cemaatini nasıl buluyorsunuz?” Ardından daha stratejik sorular geldi. “Hocam, Türkçe Olimpiyatlarının faydalarını sıralar mısınız?” Dikkat edin; “Faydalı mı?” diye sormuyor. Doğrudan “Faydalarını sıralayın.” diyor. Yani sorunun içinde bile yönlendirme vardı. Sanki cevap önceden hazırlanmıştı. Bir süre diplomatik cevaplar vermeye çalıştım. Fakat baktım ki bu iş böyle olmayacak.

Tam o sırada rahmetli İskilipli Atıf Hoca’nın hayatı gözümün önüne geldi. Doğru bildiği uğruna idam sehpasına yürüyen o büyük âlimi düşündüm. Gözüm odanın köşesindeki valize ilişti. Kendi kendime tebessüm ettim. “Baştan alalım.” dedim. Ve ne biliyorsam söyledim. Ne düşünüyorsam ifade ettim. Hiçbir şeyi gizlemedim, hiçbir hesabın içine girmedim. O gece yatağa uzandığımda vicdanım son derece rahattı. Çünkü hakikati söylemiş olmanın huzuru, susmanın verdiği sahte rahatlıktan çok daha kıymetliydi.

Hiçbir zaman FETÖ’nün içinde olmadım. Hiçbir zaman onlara sempati duymadım. Peki bizi o yapının cazibesinden koruyan neydi? Feraset miydi, basiret miydi? Elbette bunların da payı vardı. Fakat kendi adıma söyleyebilirim ki beni en çok etkileyen isim, merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan oldu. Erbakan Hoca sadece siyaset yapan bir lider değildi; Müslümanlara bağımsız düşünmeyi, emperyal projeleri sorgulamayı ve İslam ümmetinin menfaatini her şeyin önünde tutmayı öğreten büyük bir dava adamıydı. Biz o mektebin talebeleri olduk. Yıllar sonra 15 Temmuz gecesi yaşananlar, o günlerde hissettiğimiz endişelerin ne kadar haklı olduğunu bütün millete gösterdi. Bugün geriye dönüp baktığımda Rabbime hamd ediyorum. O gün doğru bildiğimden vazgeçmedim, korkuya teslim olmadım, vicdanımı susturmadım. Çünkü biliyordum ki hakikat er ya da geç mutlaka ortaya çıkacaktır. Benim kanaatime göre bugün de Erbakan Hoca’nın ortaya koyduğu millî duruşu ve bağımsız devlet anlayışını siyaset sahnesinde sürdüren isim, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Hüseyin Kamil Kadıoğlu 
İrade Hareketi Genel Koordinatörü



Bu yazı 960 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI