Bazı hikâyeler vardır; anlatmak için değil, neden susturulamadığımızı anlatmak için hatırlanır.
"Bizim gazetecilik hikâyemiz, 20 Eylül 1992'de Diyarbakır'da başladı." demiyoruz.
O gün, gazeteciliğin bizim için ne anlama geldiğini hayatımız boyunca unutamayacağamız şekilde öğrendik.
O gün Musa Anter öldürülmüştü.
Bölgedeki karanlık atmosferin ve JİTEM'in etkisinin yoğun biçimde hissedildiği bir dönemdi.
Türkiye'nin ve bölgenin en etkili gazetecilerinden biri öldürülmüş, biz ise cinayet haberini takip etmek üzere olay yerine giderken kaçırılmıştık.
Musa Anter'i öldürenler tarafından kaçırılan gazetecilerden biri bizdik.
Bizi araçlara bindirdiler.
Diyarbakır'dan Malatya'ya kadar götürdüler.
Yol boyunca tehdit edildik.
Ne olacağını bilmiyorduk.
Öldürüleceğimizi düşünüyorduk.
Sonunda Malatya'da bizi bıraktılar.
Bizi bırakanlar, araç kaptanına bir yol tarif etmiş ve o yoldan gitmemizi söylemişlerdi.
Onların gösterdiği yol üzerinden değil, kaderimizin çizdiği yoldan Diyarbakır'a ulaştık.
Belki bizi götürenler için hikâye orada bitmişti.
Bizim için ise gazetecilik yolculuğunun en ağır sayfalarından biri orada başladı.
Korkuya, tehdide rağmen geri dönmedik.
Yazmaya devam ettik.
Yıllar içinde bunun bedelini farklı biçimlerde ödemek zorunda kaldığımız da oldu.
Yaptığımız bir haber nedeniyle bir hastanenin başhekimi büromuza kadar gelip haberin kaldırılmasını istedi.
Benim gazetecilik hikâyemde de ADSM ile yaptığım iki haber var. O dönemin başhekimlerinden biri, haberin kaldırılması için dönemin GGC Başkanı’nı devreye soktu. Diğer haber konusunda diğer başhekim susmayı tercih etti.
Bizler her alanda varız; gazetecilikte de doğruları yazmaya ve kamuoyunu bilgilendirmeye devam edeceğiz.
Kaldırılan haber olmadı, kendisi yerinden kaldırıldı.
Eski bir Diyarbakır milletvekilinin yakını tarafından bir yere götürüldük.
“Sayın Vekilim seni bekliyor” denildi.
Vekilin evinin bulunduğu yere geldiğimizde, yanındaki kişilerden biri tehdit içeren sözler söyledi.
O zaman da geri adım atmadık.
Biz, hâlâ hak ve adalet yolunda devam ediyoruz.
O kişiyi tehdit eden zat, aynen şunu söyledi:
“Şimdi suyunun ısınması gerekiyordu.”
O kişi Allah'ın emriyle rahmete gitti, kabirde hesabını veriyor.
Biz, de hak ve adalet adına hesabın peşindeyiz.
AK Parti'nin Diyarbakır'daki iki il başkanı hakkında haber yaptık.
Bunlardan biri, kendisi dâhil olmak üzere 17 ilçeyle birlikte yaptığımız haberi mahkemeye taşıdı.
O dönemin savcıları soruşturma açtı, ifademiz alındı ve süreç beraatla sonuçlandı.
Biz, hâlâ hakkın, adaletin peşinde, görevimizin başındayız.
Kimileri başka yerlerde. Onları bilen bilir.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ile ilgili, Nevruz Parkı'nın içinde geçen su kanalı hakkında haber yaptık.
O dönemin belediye başkanının yurt dışı bağlantılı PKK tarafından tehdit edildiği yönünde iddialar gündeme geldi.
Yine geri adım atmadık.
Biz, o günden bugüne halkın ve hakkın yanında durmaya devam ediyoruz.
O dönemde adı geçen kişiler cezaevine girdi.
Diyarbakır'da bir hastaneye mali idari işler müdürü atandı.
Bu kişi ve hastane hakkında haber yaptık.
Yine tehdit edildik, geri adım atmadık, duruşumuz değişmedi.
Başka bir olayda, Diyarbakır'da uzun yıllar görev yapan bir il sağlık müdürünün yaptığı yanlışları haber yaptık.
Çok sayıda habere imza attık.
En son Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin asansörlerinin bozuk olduğunu yazdık.
Kimi bizi düelloya davet etti.
Biz, hâlâ sağlık alanındaki yanlışları ve yolsuzluk iddialarını yazmaya devam ediyoruz.
Geri adım atmadık.
Bizim hikâyemiz…
Bununla bitse ki bitmiyor.
Yıl 2017.
AK Parti’nin Diyarbakır’da bir otelde gerçekleştirdiği STK toplantısında bulunan bazı kişiler, bir meslektaşımıza aynen şu ifadeyi kullanmış:
“Biz bir gazeteyi kapattık.”
Bizim cevabımız ise çok net oldu:
Biz, BİK’ten ilan almak ve oradan gelir elde etmek için çıkmıyoruz.
Biz, hakkın sesi olmak; halkın ve Diyarbakır’da sesi duyulmayanların sesi olmak için varız.
Aradan yıllar geçti.
Biz hâlâ buradayız.
Kapanmadık.
Susturulamadık.
Halkın ve hakkın sesi olmaya devam ediyoruz.
Başka ithamlar geldi:
“Kalemini ihale almak için kullanıyor.” dediler.
Katıldığımız ihalelerin(???) ne olduğunu halen öğrenemedik.
Onlara da aldırmadık.
Gazetecilikte en kolay şey, iddiayı ortaya atmaktır.
Asıl mesele, iddianın karşısına belge koyabilmektir.
Bizim yıllardır verdiğimiz cevap, bu yüzden değişmedi:
“Bilginiz ve belgeniz varsa gönderin. Yanlış yazdıysak düzeltiriz. Cevabınız varsa yayınlarız.”
Bugün sağlık alanında neden bu kadar çok yazdığımız soruluyor.
Cevabı çok basit.
Bu şehirde yaşayan insanların sağlık hizmetlerinde karşılaştığı sorunların duyulması gerektiğine inanıyoruz.
Sağlık sektöründe çalışan çok sayıda yakınımız var.
Onların yaşadıklarını, anlattıklarını ve sorunlarını yakından biliyoruz.
Biz, köşe yazarlığı yapıyoruz.
Bilgi ve belgelere dayalı olarak yazıyoruz.
Yazdıklarımız zaman zaman bazı kişileri rahatsız ediyor.
Telefonlar geliyor. Yazının kaldırılması, değiştirilmesi, geri adım atılması isteniyor.
Biz, yine aynı şeyi söylüyoruz:
Belgeniz varsa getirin.
Yanlışımız olursa düzeltiriz.
Eksiklerimiz varsa, tamamlarız.
Karşı görüşünüz varsa yayınlarız.
Tehdit, baskı veya şantajla kalemimizi yönlendirmeye çalışmayın.
Arkamızda yalnızca yılların gazetecilik deneyimi yok.
Arkamızda, bölgede tanınan ve saygı duyulan büyük bir âlim olan babamızın duası var.
Biz onun evladıyız.
Onun bize bıraktığı en büyük mirasın sadece bir isim değil, doğru bildiğinin arkasında durma cesareti olduğuna inanıyoruz.
Onun dualarını üzerimizde hissediyor, yolumuza o manevî güçle devam ediyoruz.
1992'de bizi araçlara bindirdiklerinde öldürüleceğimizi düşündük.
Bizi Malatya'da bıraktılar.
Ama kalemimizi orada bırakmadılar.
Aradan 34 yıl geçti.
Biz hâlâ yazıyoruz.
Bizim için gazetecilik; birilerine saldırmak, birilerinden hesap sormak ya da çıkar sağlamak mıdır?
Gazetecilik, vatandaşın göremediğini görünür kılmak, duyulmayanın sesini duyurmak ve yanlış olduğunu düşündüğünüzün karşısında söz söyleyebilmektir.
Ve bütün yaşadıklarımıza rağmen aynı yerde duruyoruz:
Yanlışımız varsa düzeltiriz.
Belgeniz varsa yayınlarız.
Tehdide boyun eğmedik..
Kalemi korkuyla değil, vicdanımızla tutuyoruz..