Bir çocuk sabah evden çıkıyor.
Sırtında çantası var.
Ailesi onu okula gönderiyor.
Dersine girecek, arkadaşlarıyla buluşacak, akşam da evine dönecek.
Olması gereken bu.
Ama Manisa'nın Turgutlu ilçesinde çocuklar okullarına giderken karşılarında pompalı tüfek vardı.
Sonuç?
11 öğrenci yaralandı.
Üç çocuk yoğun bakıma alındı.
Şimdi yine aynı görüntüler...
Hastaneler, ambulanslar, polis araçları, endişeyle bekleyen aileler...
Sonra açıklamalar, müfettişler, soruşturmalar...
Peki biz bunları daha önce görmedik mi?
Hem de daha birkaç ay önce.
14 Nisan'da Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde bir okul silahlı saldırıya uğradı.
10 öğrenci, 4 öğretmen, bir polis ve bir kantin işletmecisi yaralandı.
Aradan sadece bir gün geçti.
15 Nisan'da bu kez Kahramanmaraş'ta bir ortaokuldan silah sesleri yükseldi.
Çocuklar öldü.
Bir öğretmen öldü.
Yaralananlar oldu.
Türkiye günlerce bu olayı konuştu.
Hepimiz üzüldük.
Hepimiz "Bir daha olmasın" dedik.
Aradan beş ay geçti.
Bu kez Manisa.
O zaman sormak gerekiyor:
Kahramanmaraş'tan sonra ne değişti?
Siverek'ten sonra ne değişti?
Hangi ders çıkarıldı?
Hangi önlem alındı?
Çünkü artık karşımızda birbirinden tamamen kopuk olaylar varmış gibi davranamayız.
Bir ülkede çocukların karıştığı silahlı okul saldırıları birkaç ay içerisinde tekrar ediyorsa, sadece saldırıdan sonraki soruşturmayı değil, saldırıdan önce neyin eksik kaldığını da konuşmak zorundayız.
Manisa'daki olayda kullanılan pompalı tüfeğin çocuğun anneannesinin üzerine kayıtlı olduğu açıklandı.
Daha da düşündürücü olanı şu:
Soruşturmaya yansıyan bilgilere göre bu çocuk aynı tüfekle yaklaşık bir ay önce atış talimi yapmış.
Fişekleri ise anneannesinden aldığı parayla bir av bayisinden temin etmiş.
İşte benim asıl takıldığım yer burası.
Bir çocuk pompalı tüfeğe nasıl bu kadar kolay ulaşabiliyor?
Fişeğe nasıl ulaşıyor?
Bir ay önceden o silahla atış yapabiliyorsa bunu kimse nasıl fark etmiyor?
Biz tehlikeyi neden hep silah patladıktan sonra görüyoruz?
Meseleyi yalnızca okul kapısına polis koyarak da çözemeyiz.
Nitekim saldırının yaşandığı okulun birinci derece riskli okullardan olduğu ve okulda güvenlik görevlilerinin bulunduğu açıklandı.
Ama saldırı okulun yaklaşık 80-100 metre dışında gerçekleşti.
Demek ki mesele kapının önünde başlayıp kapının önünde bitmiyor.
Evdeki silaha çocuğun erişiminden mühimmat satışına, okulda yaşanan sorunlardan çocukların psikolojik ve sosyal durumlarının takibine kadar çok daha geniş bir alanı konuşmamız gerekiyor.
Her olaydan sonra "soruşturma başlatıldı" demek yetmez.
Müfettiş görevlendirmek önemlidir.
Sorumluların bulunması önemlidir.
Ama daha önemlisi, bir sonraki saldırının olmamasını sağlamaktır.
Çünkü çocuklarımızın güvenliği, olaydan sonra hazırlanacak raporlara bırakılamayacak kadar ciddi bir meseledir.
Kahramanmaraş'ta çocuklarımızı toprağa verdik.
Siverek'te öğrenciler ve öğretmenler yaralandı.
Manisa'da yine çocuklarımız vuruldu.
Şimdi önümüzde çok basit ama cevabı ağır bir soru duruyor:
Daha kaç okulun önünde silah sesi duymamız gerekiyor?
Daha kaç anne baba hastane kapısında çocuğundan gelecek haberi beklemeli?
Daha kaç çocuk vurulmalı ki biz bu meseleyi sadece olay olduğunda değil, olay olmadan önce konuşmaya başlayalım?
Bir sonraki saldırıdan sonra yine aynı cümleleri kurmak istemiyorsak, bugün yapılması gereken şey belli:
Sadece "Kim yaptı?" diye sormayalım.
"Bu noktaya nasıl gelindi ve neden önlenemedi?" diye de soralım.
Çünkü asıl cevap verilmesi gereken soru budur.