Hani hepimiz o meşhur kararı o akşam ya da o pazar gecesi alırız ya: "Pazartesi günü diyet başlıyor!"
O pazartesi sabahı kahvaltımızda mutfakta neredeyse kuş sütü eksiktir ama yasaklar listesi tam kadrodur. Öyle ya, bu kez kararlıyızdır, bu işi kökünden çözeceğizdir!
Peki, senaryo genelde nasıl biter? Salı akşamı yorgun argın eve dönünce o yasaklı çikolatanın ya da taze ekmeğin karşısında havlu atılır. Ardından da o tanıdık, iç kemiren vicdan azabı omuzlarımıza çöker.
Neden hep aynı kısır döngüde, aynı suçluluk duygusuyla dönüp duruyoruz? Çünkü bize yıllardır beslenme konusunda yanlış bir hikaye anlatıyorlar; biz de bu hikayenin hem kahramanı hem de kurbanı oluyoruz.
Masallar ve Gerçekler
İnternet sitelerinde, sosyal medya akışlarında veya dergi kapaklarında karşımıza çıkan o afilli başlıklar hep aynıdır: "Haftada 5 kilo verdiren şok diyet", "3 günde göbek eriten mucize formül". Kulağa ne kadar harika geliyor değil mi? Çabucak o kıyafete gireceğiz, aynayla barışacağız zannediyoruz.
Oysa vücudumuz o kadar kolay kandırılabilecek basit bir mekanizma değil. O şok diyetlerle hızla verdiğimiz kilolar yağdan değil; zavallı kaslarımızdan ve vücudumuzun hayati suya olan ihtiyacından gider. Metabolizmamız adeta bir tehlike alarmı çalarak şoka girer. Sonuç ne olur peki? Verdiğimiz kiloları faiziyle, hatta iki katı geri almak ve paramparça olmuş, yavaşlamış bir metabolizma. Aç kalmak, bedene yapılan en büyük haksızlıktır.
Tuzaklar ve Diyet Endüstrisi
Diyete başladık ya, hemen süpermarketlerin diyet reyonlarına koşuyoruz. Üzerinde büyük harflerle "light", "düşük kalorili", "şekersiz" yazan ne varsa sepeti dolduruyoruz. Zannediyoruz ki o renkli paketler bizi kurtaracak, zayıflatacak.
Peki, o paketli bisküviler, gazlı içecekler gerçekten masum mu?
Şekeri çıkardıkları o ürünlerin tadı benzesin diye içine bastıkları yapay tatlandırıcılar, kimyasallar midemize, bağırsaklarımıza neler yapıyor, hiç düşündük mü? Gıda endüstrisi bize "zayıflık" satarken aslında sinsice sağlığımızla oynuyor.
Keto, aralıklı oruç gibi popüler akımlar birer yaşam tarzı olmaktan çıkıp bu pazarın birer parçası haline geliyor. Unutmayın ki komşumuza iyi gelen bir diyet listesi, bizim genetik şifremizi ve bünyemizi altüst edebilir.
Zayıf Beden Yorgun Ruh
İşin en acı, en hırpalayıcı kısmı ise madalyonun ruhsal yüzü. Yemek yemek insanlık tarihi boyunca bir sosyalleşme, şifa bulma ve hayatı kutlama aracıydı. Şimdi ise bir ceza odası, bir suçluluk seansı haline geldi.
Yediğimiz tek bir dilim tatlı yüzünden kendimizi suçlu hissediyor, aynaya küser hale geliyoruz. Bu vicdan azabı insanı öyle bir girdaba sokuyor ki, bir süre sonra yemek yemekten korkar oluyoruz. Bedenimiz zayıflamaya çalışırken, ruhumuz bu baskı ve suçluluk altında eziliyor.
Çözüm
Gelin artık şu "diyet" kelimesini, o hayatımızı zehir eden yasaklar listesini bir kenara bırakalım. Sağlıklı olmak; açlıktan gözü dönmek, sevdiğin her lezzetle savaşmak demek değildir. Peki, kalıcı ve gerçek çözüm nedir?
Yasakları Değil, Porsiyonları Yönetin
Hayatınızdan hiçbir besini tamamen çıkarmayın. Sevdiğiniz bir gıdayı yasaklamak, sadece ona olan özleminizi ve yeme ataklarınızı tetikler. Tabağınızı küçültün, yavaş çiğneyin ve doyduğunuz an sofradan kalkın.
Bedeninizi Bir Düşman Değil, Eviniz Olarak Görün
Bedeninize ceza vermek yerine onu dinleyin. Hangi yiyeceğin size enerji verdiğini, hangisinin şişkinlik yaptığını gözlemleyin; çünkü en iyi diyetisyeni yine kendi bedeninizdir.
Hareketi Hayatın Akışına Ekleyin
Saatlerce süren, sizi tüketen spor salonu maratonları yerine; günlük hayatınıza yürüyüşleri, merdiven çıkmayı ve aktif olmayı entegre edin. Hareket etmek bir ceza değil, bedene sunulan bir hediyedir.
Ruhsal Doygunluğu Unutmayın
Stresli, kaygılı ya da mutsuz olduğunuzda bu boşluğu yemekle doldurmaya çalışmayın. Bazen aç olduğumuz için değil, yalnız ya da yorgun olduğumuz için buzdolabına gideriz. Duygularınızı besinlerle değil, yürüyüşle, müzikle ya da sevdiklerinizle konuşarak doyurun.
Unutmayın, tartıdaki rakamlar sizin ne kadar değerli, ne kadar güzel bir insan olduğunuzu asla ölçemez.
Bu hafta mutfağa girerken kendinize büyük bir iyilik yapın: O yasaklı listeleri çöpe atın, bedeninizle barış imzalayın ve tabağınızdakileri suçluluk duymadan, sadece sağlığınız ve keyfiniz için yiyin!
Sağlıklı günler dilerim...