Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerine sayılı günler kaldı.
Ortada tek aday var.
Seçim takvimi başlamadan önce ne konuşuluyordu?
Diyarbakır’ın geleceği…
Gençlerin önünün nasıl açılacağı…
Kent ekonomisinin nasıl büyütüleceği…
İş dünyasının nasıl güçlendirileceği… Diyarbakır’ın bölgesel ve ulusal ölçekte nasıl daha güçlü bir merkez haline getirileceği…
Herkesin söyleyecek sözü vardı.
Herkes Diyarbakır için konuşuyordu.
Seçim startı verildiğinde, o büyük cümlelerin yerini başka bir sessizlik aldı.
Bugün karşımızda tek adaylı bir tablo var.
Kamuoyunun sorması gereken asıl soru şu:
Bu birliktelik Diyarbakır’ın kalkınması için mi kuruldu, yoksa koltukların korunması için mi?
“Ortak akıl” deniliyor.
Güzel…
Ortak akıl, yalnızca aynı masanın etrafında oturmak değildir. Ortak akıl; farklı fikirlerin, farklı kuşakların ve farklı kesimlerin aynı hedef doğrultusunda buluşmasıdır.
“Ortak akıl” denilen şey, yıllardır aynı isimlerin, aynı çevrelerin ve aynı anlayışların kendi koltuklarını yeniden tahkim etmesinden ibaretse, bunun adı ortak akıl değil; alışılmış düzenin devamıdır.
Diyarbakır’ın artık yeni bir soruya ihtiyacı var:
Bu şehirde gençlerin yeri nerede?
Diyarbakır’ın gençleri sadece alkışlayan, toplantılarda fotoğraf veren, seçim dönemlerinde hatırlanan bir kitle mi olacak?
Karar mekanizmalarında gerçekten söz sahibi olacaklar mı?
Diyarbakır’ın önünü açmanın yolu, gençlerin önünü açmaktan geçer.
Bu şehir, genç ve dinamik insanların enerjisine, yeni fikirlere, yeni bakış açılarına ve yeni bir siyaset diline ihtiyaç duyuyor.
Aynı isimleri yeniden yan yana getirerek farklı gelecek inşa edilemez.
Dün kameraların önünde birbirleriyle sert tartışmalar yaşayanların, bugün aynı noktada buluşması elbette siyasetin doğasında vardır.
Ancak kamuoyunun da sorma hakkı vardır:
Sizi bir araya getiren gerçekten Diyarbakır’ın ortak geleceği mi, yoksa ortak çıkar alanı mı?
İnsanları birleştiren şey bazen ortak idealler olur.
Bazen de ortak makamlar…
İşte aradaki farkı Diyarbakır halkı görmek zorunda.
Bu şehir slogan değil, hesap soran bir kamuoyu istiyor.
Bir de karpuz meselesi var.
Yıllardır festivali yapılan Diyarbakır karpuzu, bugün yeniden “tanıtılması gereken” bir değer olarak önümüze konuluyor.
İnsanın sormadan edemediği soru şu:
Yıllardır neyi tanıtıyorduk?
Diyarbakır karpuzunu yıllardır festival yaparak gündeme getiriyor, bugün hâlâ “Diyarbakır karpuzunu tanıtacağız” diyorsak, ortada ciddi bir plansızlık yok mudur?
Bir kentin değerini yalnızca festival alanında birkaç gün konuşmak, o değeri ekonomik markaya dönüştürmek anlamına gelmez.
Diyarbakır karpuzunun markalaşması gerekiyorsa, bunun tarımdan üreticiye, lojistikten ihracata, gastronomiden turizme kadar bütüncül bir planı olmalıdır.
Diyarbakır’ın ihtiyacı olan şey afiş değil, stratejidir.
Fotoğraf değil, sonuçtur.
Slogan değil, ekonomik değerdir.
Burada DTSO’ya düşen sorumluluk başlıyor.
Ticaret ve Sanayi Odaları yalnızca seçim dönemlerinde konuşan kurumlar değildir.
Bir kentin ekonomik aklının oluşmasında, yatırım ortamının geliştirilmesinde, girişimcinin desteklenmesinde ve gençlerin iş dünyasına kazandırılmasında ciddi sorumluluk taşırlar.
O halde Diyarbakır’ın sormaya hakkı vardır:
Yeni dönemin önceliği nedir?
Yeni koltukların paylaşımı mı?
Mevcut dengelerin korunması mı?
Diyarbakır’ın ekonomik geleceği mi?
Bugün Diyarbakır’ın ihtiyacı, koltukların etrafında şekillenen bir ortaklık değil; kentin geleceği etrafında şekillenen gerçek bir ortak akıldır.
Gençlerin önünü açın.
Yeni isimlere alan açın.
Yeni fikirlere kulak verin.
Diyarbakır’ı yıllardır konuşanların değil, Diyarbakır için yeni bir şey söyleyebilenlerin önünü açın.
Mesele bir koltuğun kimin tarafından doldurulacağı değildir.
Mesele, o koltukta oturanların Diyarbakır için ne üreteceğidir.
Diyarbakır’ın sabrı da, hafızası da güçlüdür.
Kimin gerçekten kent için çalıştığını, kimin ise kendi düzenini korumaya çalıştığını zaman gösterecektir.
Bugün sorulması gereken soru basittir:
Diyarbakır’ın geleceğini mi kuruyoruz, yoksa koltukların geleceğini mi?
Bu sorunun cevabını artık sloganlar değil, ortaya konulan işler verecektir.