Bugun...


Prof. Dr. Ahmet Tekin

facebook-paylas
Garantörler Nerede? Gazze Yanarken Sessizlik Kimin Suçu?
Tarih: 23-07-2026 00:02:00 Güncelleme: 23-07-2026 00:02:00


 

 

Gazze'de ateşkesin sağlanması, esir takasının yürütülmesi ve insani yardımların güvence altına alınması amacıyla imzalanan mutabakatlarda Türkiye, Katar, Mısır ve ABD garantör olarak öne çıktı. "Garantörlük" kavramı, sadece imza atmak değil; verilen sözün arkasında durmak, ihlallere karşı tavır almak ve mazlumun hakkını korumaktır.

 

Fakat bugün Gazze'ye baktığımızda vicdanları kanatan bir tabloyla karşı karşıyayız.

 

Bombalar altında kalan şehirler, enkazdan çıkarılan çocuklar, kundaktaki bebeklerin parçalanmış bedenleri, açlıkla ve susuzlukla mücadele eden milyonlar... Hastaneler, okullar, ibadethaneler hedef alınırken, dünyanın gözü önünde uluslararası hukuk çiğneniyor.

 

İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:

 

Garantörlük sadece esir takasını tamamlamak için miydi?

 

Hamas'ın elindeki esirlerin teslim edilmesi süreci işletildi. Ancak sonrasında Gazze'de akan kan durmadı. Eğer garantörlük yalnızca bu sürecin tamamlanmasına hizmet ettiyse, bugün yaşanan katliamlar karşısında bu kavramın içi boşaltılmış demektir. O esirler Gazze için büyük bir koz idi. Nitekim esir aileleri savaşı durdurmak için sürekli İsrail hükümetine baskı kuruyorlardı. Ancak garantör ülkeler o kozu da Gazze'nin elinden aldı.

 

Kur'an-ı Kerim, haksızlık karşısında susmayı ağır bir şekilde eleştirir:

 

"Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve 'Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar...' diye yalvaran çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?" (Nisâ, 4/75)

 

Bu ayet, mazlumun feryadına sırt çevirmemeyi emreder. Zulme karşı sessiz kalmak, sadece siyasi bir tercih değil; aynı zamanda vicdani ve ahlaki bir imtihandır.

 

Resûlullah (s.a.s.) da şöyle buyurmuştur:

 

"Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin; buna gücü yetmezse diliyle; buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir." (Müslim)

 

Bugün sadece birkaç ülkenin değil, 57 İslam ülkesinin de ağır bir sorumluluğu bulunmaktadır. Zirveler düzenlemek, kınama bildirileri yayımlamak ve diplomatik nezaket cümleleri kurmak, bombalar altında can veren çocukları kurtarmaya yetmiyor.

 

Tarih, bu zulmü yapan Yahudi çetelerini elbette yazacaktır. Ancak zulüm karşısında susanları da unutmayacaktır.

 

Adalet, güçlüden yana olmak değil; haklıdan yana durabilmektir. Garantörlük de yalnızca anlaşma masalarında imza atmak değil; verilen sözün gereğini yerine getirmektir.

 

Gazze bugün sadece Siyonist çetelerin bombalarıyla değil, uluslararası sistemin çifte standardıyla, İslam dünyasının dağınıklığıyla ve insanlığın vicdanındaki sessizlikle de mücadele ediyor.

 

Bugün ihtiyaç duyulan şey, yeni açıklamalar değil; uluslararası hukukun uygulanması, sivillerin korunması, insani yardımların kesintisiz ulaştırılması ve kalıcı bir ateşkes için somut adımların atılmasıdır.

 

Kur'an-ı Kerim şöyle buyurur:

 

"Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha yakındır." (Mâide, 5/8)

 

Bugün Gazze'nin beklediği şey; güçlülerin çıkar hesapları değil, adaletin hâkim olmasıdır. Gerçek garantörlük, terörist İsrail'in karşısında durabilmek, mazlumun canını ve hakkını koruyabilmektir.

 

Çünkü mazlumların gözyaşı, yalnızca onların değil; susan herkesin vicdanına düşen bir imtihandır.



Bu yazı 2965 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI