Bugun...


Ahmet yoldaş

facebook-paylas
ALLAH’A İMAN: AKIL, KÂİNAT VE FITRATIN ŞEHADETİ
Tarih: 06-10-2026 00:01:00 Güncelleme: 06-10-2026 00:01:00


 

Varlık konuşuyor,

Akıl sorguluyor,

 Fıtrat yöneliyor;

Vahiy hakikati gösteriyor.

İman, insanın hayatındaki en temel hakikattir. Çünkü insanın bütün düşünce ve davranışlarının arkasında, farkında olsun veya olmasın, bir dünya ve varlık tasavvuru vardır.

“Ben kimim, nereden geldim, niçin yaratıldım ve nereye gidiyorum?” sorularına verilen cevap, insanın hayatının istikametini belirler.

İslam’ın iman anlayışı ise kuru bir kabullenmeden ibaret değildir. Kur’an, insanı sürekli akletmeye, düşünmeye, tefekkür etmeye ve deliller üzerinde durmaya çağırır.

“Yoksa onlar hiçbir şey olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar?” (Tûr, 35)

Bu ayet, insanın önüne son derece temel bir aklî muhakeme koymaktadır: Varlık kendi kendisinin açıklaması olabilir mi?

 

AKIL VE İMAN: BİRBİRİNİN DÜŞMANI DEĞİL

İslam düşünce geleneğinde akıl hiçbir zaman değersiz görülmemiştir. Bilakis kelâm âlimleri, Allah’ın varlığı ve birliği konusunda aklî delilleri kullanmışlardır.

İmam Mâtürîdî, insan aklının yaratılmışlar üzerinde düşünerek Allah’ın varlığına ve birliğine ulaşabileceğini güçlü biçimde savunur. Ona göre insan, kâinattaki değişme, oluş ve düzen üzerinde düşünerek yaratılmışların kendilerinden var olmadığını anlayabilir.

Eş‘arî kelâm geleneğinde de âlemin sonradan meydana geldiği ve dolayısıyla onu meydana getiren bir Yaratıcıya muhtaç olduğu fikri önemli bir yer tutar.

Gazzâlî ise aklın önemini kabul etmekle birlikte, aklın sınırlarını da hatırlatır. Ona göre akıl, hakikati araştırmada vazgeçilmez bir nimettir; fakat insanın gayb alanını bütünüyle kuşatabileceği düşünülmemelidir.

İbn Rüşd de din ile sahih akıl arasında gerçek bir çelişki bulunamayacağını savunur. Çünkü hakikat hakikatle çelişmez.

Dolayısıyla İslam’ın mesajı açıktır: Aklınızı kullanın; fakat aklınızı ilahlaştırmayın. Vahyi dinleyin; fakat vahyi düşünmeden okumayın.

 

YARATILIŞ DELİLİ: VARLIK NEDEN VAR?

Kâinatın var olması başlı başına büyük bir sorudur.

Bugün bilim bize evrenin yapısı, gelişimi, maddesi, enerjisi ve canlılığın işleyişi hakkında çok önemli bilgiler vermektedir. Ancak “Nasıl?” sorusuna verilen cevap, her zaman “Niçin?” sorusunu ortadan kaldırmaz.

Bir şeyin nasıl işlediğini açıklamak, onun niçin var olduğu sorusunu bütünüyle cevaplamaz.

Kur’an şöyle sorar: “Yoksa onlar hiçbir şey olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar?” (Tûr, 35)

Bu soru, insanı varlığın temelindeki sebebi düşünmeye davet eder.

Mâtürîdî geleneğin dikkat çektiği temel noktalardan biri de budur: Değişen, sonradan meydana gelen ve varlığı kendisinden olmayan şeyler, kendilerinin nihai sebebi olamaz.

İslam akaidinde Allah Vacibü’l-Vücûd olarak ifade edilir: Varlığı kendinden olan, var olmak için başka bir sebebe muhtaç olmayan yegâne varlık Allah’tır.

 

KÂİNAT: NİZAMIN VE MİZANIN ŞEHADETİ

Kâinata baktığımızda ölçü ve düzen görürüz.

Kur’an: “Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık.” (Kamer, 49) buyurur.

Göklerin ve yerin düzeninden canlıların yaratılışına, suyun hayat için taşıdığı önemden insan bedenindeki olağanüstü uyuma kadar sayısız kevnî ayet vardır.

Kur’an’ın “Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında... akıl sahipleri için deliller vardır” (Âl-i İmrân, 190) buyurması boşuna değildir.

Burada önemli bir ölçü koymak gerekir: İman, bilimsel boşluklara “Allah” cevabı vermek değildir. Bilim ilerledikçe Allah’a duyulan ihtiyacın azalacağını düşünmek de doğru değildir. Çünkü Allah inancı, herhangi bir bilimsel ayrıntının açıklanamamasına bağlı değildir.

Tam tersine mümin, bilimin keşfettiği düzeni de Allah’ın yaratma fiilinin bir tecellisi olarak görür.

 

İNSAN FITRATI: İÇİMİZDEKİ ŞEHADET

Kur’an insanın yaratılışındaki fıtrata dikkat çeker:

“Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata...” (Rûm, 30)

Peygamber Efendimiz (S.A.V) ise: “Her doğan fıtrat üzere doğar.” (Buhârî, Cenâiz, 92; Müslim, Kader, 22)

İnsan sadece maddeden ibaret olduğunu düşündüğünde bile, hayatın anlamı, adalet, iyilik, güzellik, ölüm ve sonsuzluk sorularından kaçamaz.

İnsan neden adalet arar? Neden haksızlığa itiraz eder? Neden sevgiye, merhamete ve anlamlı bir hayata ihtiyaç duyar?

Bu soruların her biri tek başına Allah’ın varlığının matematiksel ispatı değildir. Fakat insanın salt maddî açıklamayla tüketilemeyen bir anlam arayışına sahip olduğunu gösterir.

 

PEYGAMBERLİK: AKLIN TAMAMLAYICISI VAHİY

İnsan aklı kıymetlidir; fakat sınırsız değildir.

Aklımız Allah’ın varlığını ve birçok ahlâkî hakikati kavrayabilir. Fakat namazın nasıl kılınacağını, zekâtın nisabını, orucun hükümlerini ve gayb âleminin ayrıntılarını yalnızca akılla belirleyemeyiz.

Bu sebeple Allah, insanlığa peygamberler göndermiştir:

“Biz peygamberleri müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak gönderdik ki peygamberlerden sonra insanların Allah’a karşı bir mazereti kalmasın.” (Nisâ, 165)

Peygamberlerin çağrısının merkezinde tevhid vardır.

Hz. Muhammed (S.A.V)’in hayatı da bu tevhid çağrısının en güçlü örneğidir. O, Mekke’nin bütün baskılarına rağmen mesajından vazgeçmemiş; kendisine düşman olanların bile güvenilirliğini kabul ettiği bir hayat sürmüştür.

 

KUR’AN: AKLA, KALBE VE VİCDANA HİTAP

Kur’an yalnızca bilgi veren bir kitap değildir; insanı değiştiren bir kitaptır.

“Bu Kur’an, insanlara bir açıklama, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüt ve bir ibrettir.” (Âl-i İmrân, 138)

Kur’an’ın tevhid öğretisi son derece berraktır:

“De ki: O Allah birdir. Allah Samed’dir. O doğurmamış ve doğmamıştır. Hiçbir şey O’na denk değildir.” (İhlâs, 1-4)

Bu kısa sûre, İslam’ın Allah tasavvurunu özlü biçimde ortaya koyar.

Allah birdir. Muhtaç değildir. Yaratılmışlara benzemez. Hiçbir varlık O’nun dengi değildir.

Mâtürîdî ve Eş‘arî kelâm geleneğinin ortak hassasiyetlerinden biri de burada ortaya çıkar: Allah’ı yaratılmışlara benzetmeden tanımak ve O’nun kemal sıfatlarını kabul etmek.

 

GÜNÜMÜZ İNSANINA:

ŞÜPHELERDEN DEĞİL, HAKİKATTEN KORKALIM

Bugün insanın önünde sayısız bilgi vardır; fakat bilgi çoğaldıkça hikmetin de aynı ölçüde çoğaldığını söylemek mümkün değildir.

Sosyal medya, popüler kültür ve yüzeysel tartışmalar gençlerimizin zihnine çok sayıda soru bırakmaktadır.

Burada yapılması gereken, soruları susturmak değil; sorulara ilmî, aklî ve vahyî cevaplar verebilmektir.

“Allah görünmüyor” demek, O’nun olmadığı anlamına gelmez. Akıl da adalet, sevgi veya bilinç gibi birçok hakikati maddî bir nesne gibi gözle görmez; fakat onların varlığını sonuçlarından ve tecrübelerimizden bilir.

Kur’an’ın daveti ise açıktır:

“Onlar ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar ve göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler...” (Âl-i İmrân, 191)

Demek ki iman, düşünmekten kaçmak değil; düşünmeyi hakikate ulaştırmaktır.

 

SON SÖZ:

KÂİNAT BİR KİTAP, İNSAN BİR AYET, KUR’AN BİR REHBERDİR

Bir ağacın yaprağına bakıp yalnızca yaprak görmeyelim.

Bir çocuğun gülümsemesinde yalnızca bir yüz ifadesi değil, hayatın mucizesini düşünelim.

Gökyüzüne baktığımızda yalnızca yıldızları değil, kudretin işaretlerini okuyalım.

Kendi varlığımıza baktığımızda yalnızca bedenimizi değil, bizi yoktan var eden Rabbimizi hatırlayalım.

Çünkü kâinat susmuyor. Kâinat konuşuyor.

Akıl soruyor. Fıtrat yöneliyor.

Peygamberler hakikati bildiriyor. Ve Kur’an bütün bunları birleştirerek insanı Rabbine çağırıyor.

Öyleyse mesele sadece “Allah var mı?” sorusu değildir.

Asıl mesele şudur:

Allah varsa ki vardır. O halde benim O’nun karşısındaki yerim nedir?

İman işte burada bilgi olmaktan çıkar, hayata dönüşür.

Allah’ım! Bize hakikati hakikat olarak görmeyi ve ona teslim olmayı nasip eyle.

Akıllarımızı hikmetle, kalplerimizi imanla, hayatımızı Kur’an ve sünnetle güzelleştir.

Şüpheler içinde savrulan nesillerimize sağlam iman, sahih bilgi ve güzel ahlâk nasip eyle.

Rabbimiz! Bizi kendisini bilen, kendisine güvenen, yalnız kendisine kulluk eden ve huzuruna imanla dönen kullarından eyle. Âmin.

Selam, dua ve muhabbetle…

Ahmet YOLDAŞ

 



Bu yazı 87 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI