Türkiye günlerdir fon krizini konuşuyor.
Siyaset konuşuyor, partiler konuşuyor, yöneticiler konuşuyor…
Ama asıl konuşması gereken kim?
Millet!
Çünkü ortada siyasetçilerin kendi arasında paylaşacağı bir pasta yok. Ortada vatandaşın hakkı, kamu kaynakları ve milyonlarca insanın geleceğiyle ilgili ciddi sorular var.
Ve o sorular hâlâ havada duruyor:
Fon ne zaman başladı?
Para nereye gitti?
Kim ne kadar para aldı?
Kim bunun hesabını verecek?
Ve en önemlisi:
Giden para geri gelecek mi?
İşte milletin cevabını beklediği soru budur.
Artık laf değil, hesap zamanı
Siyasette kriz çıktığında herkes kendisini savunmanın bir yolunu buluyor.
Kimi "darbe" diyor.
Kimi "operasyon" diyor.
Kimi "siyasi saldırı" diyor.
Kimi de "ekonomik darbe" diyor.
Peki vatandaş ne diyor?
Vatandaş çok daha basit bir şey söylüyor:
"Benim param nerede?"
Bundan daha açık bir soru olabilir mi?
Eğer ortada kamu kaynaklarıyla ilgili bir iddia varsa, yapılması gereken siyasi tartışmayı büyütmek değil, bütün belgeleri ortaya koymaktır.
Kim ne yaptı?
Para nereye aktarıldı?
Kim kazandı?
Devlet ne kadar zarar gördü?
Ve bu zarar nasıl telafi edilecek?
Millet bunları bilmek istiyor.
AK Parti'nin önündeki asıl sınav
Fon krizi AK Parti açısından da ciddi bir sınavdır.
Sayın Erdoğan'ın olayın üzerine gidileceği yönündeki mesajı, parti içerisindeki tartışmaların büyümesini önlemeye yönelik bir siyasi tutum olarak değerlendirilebilir.
Ancak burada bir gerçek var:
Bir siyasi partiyi açıklamalar değil, sonuçlar ayakta tutar.
Bugün AK Parti içerisinde bir dağılma görüntüsü olmayabilir.
Fakat siyasette bugünün fotoğrafı, yarının fotoğrafı değildir.
Eğer kamuoyunun kafasındaki sorular cevaplanmazsa, mesele zaman içerisinde daha büyük bir güven problemine dönüşebilir.
Çünkü vatandaşın sabrı sınırsız değildir.
CHP'de yaşananlar AK Parti için de ders olmalı
İmamoğlu ile başlayan süreçte CHP içerisinde yaşanan tartışmalar, parti içindeki dengelerin ne kadar hızlı değişebileceğini gösterdi.
Özgür Özel'in siyasi tutumu ile Sayın Erdoğan'ın fon krizi karşısındaki yaklaşımı birbirinden farklıydı.
Bir tarafta savunma refleksi öne çıkarken, diğer tarafta olayın üzerine gidileceği mesajı verildi.
Ancak burada asıl mesele hangi siyasi aktörün ne söylediği değil.
Asıl mesele, siyasetin vatandaşın güvenini yeniden nasıl kazanacağıdır.
Çünkü seçmen yalnızca siyasi açıklama dinlemek istemiyor.
Vatandaş artık sonuç görmek istiyor.
"Ekonomik darbe" deniliyorsa, önce gerçekler ortaya konulmalı
Fon krizi için "ekonomik darbe" ifadesinin kullanılması, meselenin ağırlığını gösteriyor.
Fakat böyle büyük bir ifade kullanılıyorsa, bunun içi de doldurulmalı.
Darbe nedir?
Kim yaptı?
Nasıl yaptı?
Hangi mekanizma kullanıldı?
Ne kadar para söz konusu?
Devletin ve vatandaşın zararı nedir?
Bunların tamamı belgeleriyle ortaya konulmalı.
Çünkü Türkiye'de artık sadece sloganlarla kimseyi ikna etmek mümkün değil.
Millet görüyor, millet soruyor, millet cevap bekliyor.
Cezaevine göndermek yetmez!
Türkiye'nin geçmişte yaşadığı tartışmalarda vatandaşın en büyük şikâyetlerinden biri hep aynı oldu:
Birileri yargılandı.
Birileri ceza aldı.
Ama para geri gelmedi.
İşte bu anlayışın değişmesi gerekiyor.
Eğer kamu zararı oluşmuşsa, sorumluların hukuk önünde hesap vermesi elbette önemlidir.
Ama mesele orada bitmez.
Milletin parasını geri getirmeden hesap kapanmış sayılmaz.
Bir vatandaşın cebinden çıkan para nasıl aranıyorsa, kamu kaynaklarından çıkan para da aynı ciddiyetle aranmalıdır.
Çünkü o para devletin değil sadece.
O para milletin parasıdır.
Emekli, işçi, memur soruyor
Bugün emekli geçim derdinde.
İşçi geçim derdinde.
Memur geçim derdinde.
Vatandaş yüksek fiyatlarla mücadele ediyor.
Herkes kendi bütçesini ayakta tutmaya çalışıyor.
Böyle bir Türkiye'de kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı sorusu daha da önemli hale geliyor.
Vatandaş haklı olarak şunu soruyor:
"Milyarlarca liralık kaynak kaybedilmeseydi, bugün benim hayatım farklı olur muydu?"
Bu sorunun cevabını vermek kolay değil.
Ama şu kesin:
Kamu kaynaklarının her kuruşu, vatandaşın hakkıdır.
Ve o hakkın hesabı sorulmalıdır.
Türkiye zengin ama kaynaklar sınırsız değil
Türkiye büyük bir ülke.
Güçlü bir ekonomik potansiyele sahip.
Ancak Türkiye'nin büyüklüğü, kamu kaynaklarının sınırsız olduğu anlamına gelmez.
Her kayıp bir başka ihtiyacın ertelenmesi anlamına gelebilir.
Bir okul yapılmayabilir.
Bir hastaneye kaynak ayrılamayabilir.
Bir emeklinin gelirine katkı sağlanamayabilir.
Bir işçinin yükü hafifletilemeyebilir.
Bu nedenle kamu kaynaklarının nereye gittiği yalnızca muhasebe meselesi değildir.
Bu, doğrudan vatandaşın hayatını ilgilendiren bir meseledir.
Para nerede?
Artık siyasi polemiklerin arkasına saklanma zamanı değil.
Milletin önüne açık bir tablo konulmalı.
Fon ne zaman kuruldu?
Nasıl yönetildi?
Para nereye gitti?
Kimler sorumlu?
Ne kadar zarar oluştu?
Ve giden paranın ne kadarı geri alınabilecek?
Bunların cevabı açıkça verilmelidir.
Çünkü vatandaş artık şunu söylemekte haklı:
"Bize sadece kimin cezalandırılacağını anlatmayın. Paramızın nerede olduğunu da söyleyin."
Siyaset gelip geçer.
Partiler değişir.
Liderler değişir.
Ama milletin parası milletindir.
O para bulunmalı, hesabı sorulmalı ve mümkün olan en yüksek ölçüde millete geri kazandırılmalıdır.
Çünkü bu ülkede artık sadece hesap sorma zamanı değil, hesabı kapatma zamanı gelmiştir.