Sabah kahvaltısında soframıza koyduğumuz o mis kokulu tereyağı, salataya gezdirdiğimiz zeytinyağı, akşam yemeğinde keyifle yediğimiz sucuk, lahmacun...
Peki, markette, mahalle pazarında ya da internette gördüğümüz o ucuz ürünlerin ardında ne saklı?
Gözümüzle gördüğümüz o albenili ambalajların veya bütçe dostu etiketlerin arkasında, insan sağlığını hiçe sayan karanlık bir merdiven altı gerçeği yatıyor.
Cebimize dost gibi görünen o ucuzluk, aslında sağlığımızın baş düşmanı.
Bugün piyasada merdiven altı dediğimiz kayıt dışı, denetimsiz üretimlerde ne ararsan var;
Adamlar zeytinyağına pamuk yağı katıp boyayla rengini tutturuyor,
Balı mısır şurubundan yapıyor,
Sucuğa, kıymaya tavuk derisi, sakatat karıştırıyor.
Daha da kötüsü, renk versin diye gıda boyası adı altında sanayi tipi kimyasalları, kiremit tozlarını masum gıdalara bulaştırıyorlar.
Böceklerin, kemirgenlerin cirit attığı, hijyenden tamamen uzak o ortamlarda hazırlanan bu gıdalar, adeta birer tehlike kokteyline dönüşüyor.
Bunu neden yapıyorlar?
Tabii ki maliyeti minimuma indirmek, kârı tavan yaptırmak için.
Ama bu kâr hırsı, doğrudan bizim ve çocuklarımızın sağlığından çalıyor.
Bugün midemizi yakan o ucuz yemekler, yarın böbrek yetmezliği, karaciğer hasarı ve kansere kadar uzanan acımasız bir tablonun zeminini hazırlıyor.
Peki, biz bu vicdansızlığa karşı ne yapacağız?
Bize bir şey olmaz diyerek kaderimize mi razı geleceğiz?
Elbette hayır!
Korunmanın yolu, tüketici bilinci zırhını kuşanmaktan ve alışkanlıklarımızı değiştirmekten geçiyor.
Öncelikle şunu bilmeliyiz ki fiyat şüpheliyse, ürün de şüphelidir. Eğer bir ürün piyasa fiyatının çok ama çok altındaysa, orada mutlaka bir hile vardır.
Gerçek zeytinyağının veya balın maliyeti bellidir;
Unutmayalım, atalarımız boşuna “Ucuz etin yahnisi yavan olur” dememiş.
Bunun yanı sıra etiketsiz ve açık ürüne kesinlikle hayır demeliyiz.
Paketli gıda alırken Tarım ve Orman Bakanlığı işletme kayıt numarasını kontrol etmeli, üzerinde üretici bilgisi olmayan, açıkta satılan, mahalle pazarlarındaki şüpheli ürünlere elimizi bile sürmemeliyiz.
Güvenilir noktaları seçmek de hayati önem taşır; bilmediğimiz sokak tezgahlarından veya şüpheli internet sitelerinden uzak durmalı, kurumsal marketleri ya da güvendiğimiz, bildiğimiz yerel üreticileri tercih etmeliyiz.
En önemlisi de sessiz kalmamalıyız.
Şüpheli, hileli veya sağlığımızı tehdit eden bir ürünle karşılaştığımızda 7/24 hizmet veren Alo 174 hattını arayıp bildirmekten çekinmemeliyiz.
Çünkü bu sadece bir ihbar değil, kendi sofranıza ve geleceğinize sahip çıkma meselesidir.
Unutmayalım ki;
Çatalımıza gelen her lokma, ya sağlığımıza yatırım yapıyor ya da cebimizdeki tuzakla geleceğimizden çalıyor.
Kısacası bu tuzağa karşı uyanık olup hem sağlığınızdan hem de paranızdan olmayın.
Sağlıklı günler dilerim...