Bugun...


Fesih Bozan

facebook-paylas
MÜSLÜMANLIK SÖZ MÜ, İCRAAT MI?
Tarih: 08-10-2026 00:38:00 Güncelleme: 08-10-2026 00:38:00


 

 

Son dönemlerde gündeme gelen fon vurgunları; yolsuzluk, torpil, rüşvet, adam kayırma, israf, savurganlık, kumar, içki ve fuhuş gibi ahlaksızlıkların yaygınlaşması üzerine “Müslümanlar bunu nasıl yapar?” sorusu toplumun ana gündemi hâline geldi.

Ne yazık ki İslam’ın yasaklarını hiç çekinmeden işleyen bazı kesimler yüzünden, kimi çevrelerin İslam’a ve İslami değerlere mesafeli yaklaştığını, hatta toplumda Müslüman kimliğinin “güven duyulan insan” algısının zedelendiğini üzülerek görüyoruz. Halbuki Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların (ve insanların) emin olduğu kimsedir." (Buhârî)

Bu durumda her birimizin kendi nefsiyle yüzleşmesi ve "Müslüman kimdir, ne yapar, ne yapmaz?" sorusunu samimiyetle cevaplandırması gerekir.

Bu yazımdaki amacım, hiç kimsenin Müslüman olup olmadığını sorgulamak, bir kişiyi dinden çıkmış ilan etmek veya insanların imanına hükmetmek değildir. Sadece her Müslüman kişi veya yöneticilerde bulunması gereken bazı temel özelikleri hatırlatmaktır.

Meselemiz, “Müslümanım” diyen insanın İslam’ın ortaya koyduğu ahlak, adalet, emanet, kul hakkı ve dürüstlük ölçülerine ne kadar uygun yaşadığıdır.

 Müslüman kimdir, nasıl yaşar, ne yapar, ne yapmaz?

Bir insanın inancı, sadece zihninde taşıdığı fikirlerden veya dilinden dökülen güzel sözlerden ibaret olmamalıdır. İman ve İslam’ın ortaya koyduğu ölçüler; dilinde olduğu gibi insanın şahsiyetinde, ahlakında, ticaretinde, ilişkilerinde, icraatlarında, siyasetinde ve devlet yönetiminde de görünür hâle gelmelidir.

Müslüman Değişen Değil, Değiştirendir

Müslüman, bulunduğu yere göre şekil alan değil; bulunduğu yere ahlak, adalet, dürüstlük ve güven taşıyan insandır.

Müslüman; yaşam tarzıyla, ticaretteki dürüstlüğüyle, sözüne sadakatiyle, ahlakıyla, insanlara karşı merhameti ve adaletiyle çevresine örnek olur. Tebliğini sadece sözleriyle değil, hayatı ve uygulamalarıyla gösterir.

Müslüman; makamın, paranın, gücün ve iktidarın birer imtihan ve emanet olduğunu bilir. Bu nedenle Müslüman:

•          Yolsuzluk yapmaz, yaptırmaz.

•          Rüşvet almaz, aldırmaz.

•          Çalmaz, çaldırmaz.

•          Kul hakkı yemez, yedirmez.

•          Torpili ve adam kayırmayı yapmaz, meşrulaştırmaz.

•          Yandaşı, akrabayı veya tanıdığı değil; ehil ve liyakatli olanı tercih eder.

•          Fonla, yolsuzlukla veya rüşvetle haksız kazanç elde etmez.

•          Kamu malını korur, emanet bilir, yağmalamaz, yağmalanmasına göz yummaz.

•          Dost, akraba, yandaş, muhalif veya düşman herkese karşı adil olur.

•          Adaletsizlik yapmaz, adaletsizliğe sessiz kalmaz.

Müslüman, eline güç veya iktidar geçtiğinde bunu zenginleşme, ihale kapma, rüşvet alma, torpil yapma veya karşısında olanı ezme fırsatı olarak görmez.

Çünkü Müslüman kişi bilir ki: Makam emanettir, para emanettir, yetki emanettir, iktidar emanettir ve bu emanetin hesabını verecektir. Tabi bu konuların çoğu siyaset kurumu ile ilgilidir.

Müslüman ve Siyaset

Halk arasında siyasetin “kirli olduğu ve insanı kirlettiği” sıkça söylenir. Bunda elbette siyasetin nasıl yapıldığına bağlı olarak doğruluk payı vardır. Çünkü siyaseti kirli kişiler ve kirli amaçlarla yaparsa siyaset elbette kirlenir. Bundan dolayı adil, doğru ve dürüst kişilerin siyasete girmesi ve desteklenmesi gerekir.

Fakat asıl soru şudur: Müslüman siyasete girdiğinde siyaset mi Müslümanı değiştirir, yoksa Müslüman mı siyasete ahlak getirir?

Müslüman; siyaseti makam elde etmek, iktidarın imkânlarından faydalanmak veya zenginleşmek için değil; hizmet etmek, hakkı, hukuku, adaleti ve emaneti korumak için yapar.

Müslümanların siyasetteki hedefi; yalnızca Müslüman kimliği taşıyan insanların iktidara gelmesi olmamalıdır. Asıl mesele, İslam’ın adalet, ahlak, liyakat, ehliyet, merhamet ve kul hakkı ölçülerinin hayata geçirilmesidir. Mesele, kişilerin Müslüman kimliği taşıması değil; yönetimde İslam’ın emir ve yasakları, ahlak ve adalet ölçülerinin hâkim olmasıdır.

O zaman şu soruyu sormak lazım: Müslümanların İktidarında Ne Olmaz?

"Onlar öyle kimselerdir ki, kendilerine yeryüzünde bir iktidar verirsek namazı kılar, zekâtı verir, iyiliği emreder ve kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar..." (Hacc, 22/41)

İslami yönetim anlayışında iktidar, bir imtiyaz değil emanet ve sorumluluktur. Bu şuura sahip ahlaklı ve ilkeli bir yönetim anlayışında ilahi emir ve yasaklar gözetilir, sömürü düzenine müsaade edilmez Böyle bir yönetimde:

•          Faiz ve Sömürü Düzeni Olmaz: “Allah alışverişi helal, faizi haram kılmıştır.” (Bakara, 2/275) ayeti uyarınca faizci sistemle mücadele edilir; haksız kazanç meşrulaştırılmaz ve toplumun ekonomik adaletini sağlayacak politikalar geliştirilir.

•          Yolsuzluk, Hırsızlık ve Rüşvet Olmaz: “Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin...” (Bakara, 2/188) buyruğu gereği kamu malı yetim malı gibi korunur.

•          Torpil ve Kayırmacılık Olmaz: Akraba ve tanıdık ilişkileri devlet kademelerine taşınmaz; görevler liyakat ve ehliyet sahibi kişilere verilir.

•          Ahlaki Yozlaşma ve Meşrulaştırılmış Kumar/Alkol Olmaz: “İçki, kumar... şeytan işi iğrenç şeylerdir. Bunlardan kaçının...” (Mâide, 5/90) emri uyarınca toplumu çürüten unsurlar vergilendirilip meşrulaştırılarak sürdürülmez; sadece kayıt dışı ile değil,  kökten engellenir.

•          Zulüm ve Adaletsizlik Olmaz: “Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin.” (Mâide, 5/8) ilkesince dostuna düşmanına herkese adaletle muamele edilir.

•          Kamu Gücü İstismar Edilmez: Devletin imkânları belli kişi ve çevreleri zenginleştirme aracına dönüştürülemez.

•          Çifte Standart Uygulanmaz: Yanlış yapan “bizden” olduğu için korunmaz; dini söylemler yanlışların üzerini örtmek için kullanılmaz.

•          Söz ve Eylem Çelişkisi Olmaz: “Din, iman, Kur’an” söylemleriyle ortaya çıkıp uygulamada yolsuzluk, torpil, rüşvet, adaletsizlik ve kul hakkı gibi İslam’ın açıkça karşı çıktığı davranışlara başvurmak kabul edilemez.

•          Dış Politikada da İlke ve Ahlak Olmalıdır: Müslümanın iktidarında dış politika adalet, tam bağımsızlık, insan hayatına saygı ve ümmet bilinci gibi ilkelerden bağımsız düşünülemez.

•          Değerler mi, Ticaret mi? Müslüman bir yönetim; İsrail Müslümanları katlederken İsrail’i güçlendirecek, ayakta tutacak veya bu katliamlarını sürdürmesini sağlayacak herhangi bir ticaret yapamaz. İsrail’in en büyük destekçisi olan ABD ile dostluk kuramaz.

•          İslam Birliği: İslami yönetimler, dünyayı ifsat eden küresel güçlerin projelerine ortak olmaz. Tam bağımsızlık ve özgürlük için, başta Müslüman ülkeler olmak üzere diğer mazlum milletleri de kapsayacak şekilde (D-8 temelinde) Yaşanabilir Adil Bir Dünya inşa etmek için çalışır.

Elbette her devlet, kendisiyle veya kardeş bir ülkeyle savaş hâlinde olmayan devletlerle dünya dengelerini gözeterek diplomasi kurabilir, uluslararası ilişkiler geliştirebilir ve ticaret yapabilir. Ancak diplomasi ve ticaret yapılırken adaletten, bağımsızlıktan ve inancımızın temel değerlerinden vazgeçilmemelidir.

Bütün bu icraatları yapan siyasi erktir. Bunları seçende Müslümanlardır. O zaman Müslüman oy verirken neye dikkat etmelidir?

Müslüman; oy kullanırken sadece söylemlere, milli ve dini kavramların kullanılmasına bakarak karar vermez. Seçimini yaparken vaatlerin icraata yansıyıp yansımadığına bakar: Yani söylenene değil, yapılanlara da bakmalıdır.

Parti veya Adaylar Arasında Seçimini Yaparken:

•          Dini söylemler kullanırken yolsuzluk, haksızlık veya torpile göz yumanlarla; bunlardan uzak duranları ayırt etmelidir.

•          Liyakat mi, yandaşlık mı esas alınıyor diye bakmalıdır.

•          Kamu malının nasıl kullanıldığına dikkat etmelidir.

•          Adaletin herkese eşit uygulanıp uygulanmadığını sorgulamalıdır.

•          Verilen sözlerle yapılan icraat arasındaki farkı görmelidir. Müslüman oy kullanırken, aynı yanlışlara tekrar tekrar yapmamalıdır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Bizi aldatan bizden değildir.”

(Müslim)

Bir başka hadiste ise: “Mümin aynı delikten iki defa sokulmaz.”

(Buhârî)

Buradaki ölçü, herhangi bir kişiye “Müslüman değildir” hükmü vermek değil; Müslümanın aldanmaması, ferasetli olması ve davranışların sonucunu değerlendirmesi gerektiğini ortaya koymaktır.

Dini değerleri öne çıkarıp uygulamada adaletsizlik, torpil ve rüşvetle anılan anlayışlara tekrar tekrar kanmak feraset sahibi bir mümine yakışmaz. Dini kavramları kullanmak, hiç kimseye yanlış yapma imtiyazı vermez. Dinî söylem, yanlış icraatın üzerini örtemez.

Adalet Olmadan Devlet Ayakta Kalamaz

Adalet ve ahlakın devlet yönetimindeki önemi yalnızca İslam düşüncesinde değil, farklı medeniyetlerin siyaset anlayışlarında da vurgulanmıştır.

•          Hz. Ali (r.a.): "Haksızlık karşısında eğilmeyiniz; çünkü haksızlıkla birlikte şerefinizi de kaybedersiniz."

•          Nizamülmülk: "Mülk (devlet) küfür ile devam edebilir, fakat zulüm ile devam edemez."

•          Aliya İzzetbegoviç: "Gelişmekte olan her İslami hareketin hedeflerinden biri, iktidarı ele geçirmek değil; toplumu ahlaken yükseltmek ve adaleti tesis etmek olmalıdır."

•          İbn Haldun: "Zulüm, medeniyetin yıkılışının en kestirme yoludur. Bir devlette adalet sarsılırsa, o devletin varlığı tehlikeye girer."

•          Platon: "Devleti yönetenlerin bilge, bilge olanların da devlet yöneticisi olması gerekir. Aksi takdirde toplumlar huzur bulamaz."

•          Sokrates: "Gerçek yönetici kendi çıkarını değil, yönettiği halkın çıkarını gözetir."

Bütün bu söz ve düşüncelerin ortak noktasında aynı gerçek vardır: Adalet zayıflarsa devlet de zayıflar. Ahlak zayıflarsa toplum da zayıflar. Emanet duygusu kaybolursa iktidar da yozlaşır.

Özetle

Müslüman; bulunduğu yere göre şekil alan değil, bulunduğu yere ahlak, adalet, dürüstlük ve güven taşıyan insandır.

Bu nedenle bir insanın veya siyasi partinin dindar görünmesi tek başına yeterli değildir. Önemli olan, Müslümanlığın ahlakını hayatına ve yönetimine ne kadar yansıttığıdır? Çünkü Müslümanlığın ölçüsü sadece söz değil, sözün hayattaki karşılığıdır. Müslümanlık iddiası sözle başlar; ancak ahlakla, adaletle ve icraatla anlam kazanır.

Vesselam...



Bu yazı 83 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI