|
Tweet |
Mehmet Zeki Özer Özel
İslam’da Ticaret Ahlakı
İnsanlık tarihi boyunca ticaret, toplumların ekonomik hayatının temel unsurlarından biri olmuştur. Ancak ticaret yalnızca mal alıp satmak, kâr elde etmek ve ekonomik faaliyet yürütmekten ibaret değildir. Ticaret aynı zamanda bir ahlak, bir güven ilişkisi ve bir insanlık meselesidir.
Alışveriş yapılan yerde dürüstlük varsa güven doğar; güvenin olduğu yerde ise huzur, bereket ve toplumsal dayanışma gelişir. İşte İslam dini, ticareti sadece ekonomik bir faaliyet olarak değil, aynı zamanda ahlaki ve manevi bir sorumluluk alanı olarak değerlendirmiştir.
Kur’ân-ı Kerîm’de Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksız yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rızaya dayanan ticaret yoluyla olması müstesnadır.”
(Nisâ, 4/29)
Bu ayet, İslam ticaret anlayışının temelini oluşturmaktadır. Ticaretin meşru olması için dürüstlük, karşılıklı rıza ve adalet şarttır. Hile, aldatma, fırsatçılık ve kul hakkı üzerine kurulu bir kazanç anlayışı İslam’ın kabul ettiği bir yol değildir.
Yine Kur’ân-ı Kerîm’de:
“Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün, doğru terazi ile tartın.”
(İsrâ, 17/35)
buyrularak ticarette doğruluk ve dürüstlük emredilmiştir.
Başka bir ayette ise ölçü ve tartıda hile yapanlar ağır bir şekilde uyarılmıştır:
“Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay haline! Onlar insanlardan alırken tam alırlar; fakat kendileri ölçüp tarttıklarında eksiltirler.”
(Mutaffifîn, 83/1-3)
Bu ayetler göstermektedir ki İslam’da ticaret sadece kazanç elde etmenin değil, aynı zamanda kul hakkını gözetmenin ve adaletli davranmanın da bir aracıdır.
Peygamber Efendimiz’in Ticaret Ahlakı
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de ticaret hayatında dürüstlüğe büyük önem vermiştir. Kendisi peygamberlikten önce Mekke’de “el-Emîn”, yani güvenilir kişi olarak tanınmış, ticari hayatında doğruluğu ve dürüstlüğü ile örnek olmuştur.
Bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:
“Doğru ve güvenilir tüccar, kıyamet gününde peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraberdir.”
(Tirmizî, Büyû’, 4)
Bu müjde, dürüst ticaretin ne kadar büyük bir ibadet ve fazilet olduğunu göstermektedir. Çünkü güvenilir tüccar sadece kendisi için değil, toplumun huzuru için de çalışmaktadır.
Başka bir hadis-i şerifte ise:
“Bizi aldatan bizden değildir.”
(Müslim, Îmân, 164)
buyrularak her türlü ticari hile ve aldatmanın Müslüman ahlakıyla bağdaşmadığı açıkça ifade edilmiştir.
Dolayısıyla bir malın kusurunu gizlemek, fiyatlarda fırsatçılık yapmak, eksik ölçmek veya müşteriyi yanıltmak dinimizin kabul etmediği davranışlardandır.
Ahilik: Ticaret Ahlakının Medeniyetleşmesi
İslam medeniyetinin bu yüksek ticaret ahlakı, Anadolu’da Ahilik teşkilatı ile kurumsal bir kimlik kazanmıştır.
Ahilik, 13. yüzyılda Ahi Evran tarafından teşkilatlandırılan ve esnaf ile sanatkârları hem mesleki hem de ahlaki açıdan yetiştiren büyük bir medeniyet hareketidir.
Ahilik yalnızca bir esnaf teşkilatı değil; aynı zamanda bir ahlak, eğitim ve kardeşlik okuludur.
Ahiliğin temel prensiplerinden biri şu sözle özetlenmiştir:
“Hak ile sabır dileyip bize gelen bizdendir; akıl ve ahlak ile çalışıp bizi geçen bizdendir.”
Bu anlayışta rekabet düşmanlık değil, kaliteyi artıran bir yarış olarak görülmüştür. Ahiler müşteriyi aldatmamış, meslektaşını kıskanmamış, ihtiyaç sahiplerine yardım etmeyi görev bilmişlerdir.
“Eline, Diline ve Beline Sahip Ol”
Ahilik kültüründe sıkça ifade edilen şu ilke de son derece anlamlıdır:
“Eline, diline ve beline sahip ol.”
Bu prensip, insanın davranışlarında dürüst, sözlerinde doğru ve ahlakında temiz olmasını öğütlemektedir.
Ahilik anlayışında esnafın dükkânı sadece alışveriş yapılan bir yer değil, aynı zamanda ahlakın ve güvenin öğretildiği bir mektep olarak görülmüştür.
Nitekim Ahiler, sabah dükkânlarını besmele ile açar, müşteriyi velinimet kabul eder ve kazançlarının bir kısmını ihtiyaç sahipleriyle paylaşırlardı.
Çünkü onlar biliyorlardı ki bereket sadece çok kazanmaktan değil, helal kazanmaktan doğar.
Günümüz Ticaret Hayatında Ahilik Ruhu
Günümüzde teknolojinin gelişmesi, ticaretin dijital platformlara taşınması ve küresel ekonominin büyümesi ticaret hayatına yeni imkânlar sunmuştur. Ancak bütün bu gelişmeler, ahlaki ilkelerin önemini azaltmamıştır.
Bilakis güvenin sarsıldığı, fırsatçılığın arttığı ve insan ilişkilerinin zayıfladığı dönemlerde İslam’ın ticaret ahlakına daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır.
Özellikle son yıllarda yaşanan ekonomik dalgalanmalar sırasında bazı kimselerin temel ihtiyaç maddelerini stoklayarak fiyatları yükseltmeye çalışması, tüketiciyi yanıltan reklamlar ve haksız kazanç yolları, toplum vicdanında derin yaralar açmaktadır.
Oysa Peygamber Efendimiz (s.a.s.):
“Kim karaborsacılık yaparsa hata işlemiştir.”
(Müslim, Müsâkât, 129)
buyurarak toplumun ihtiyaçlarını fırsata çevirmeyi doğru bulmamıştır.
Bereket Çok Kazanmak Değil, Helal Kazanmaktır
Bugün Ahilik ruhuna her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz.
Ticarette güveni yeniden tesis etmek, genç nesillere meslek ahlakını öğretmek, helal kazanç bilincini yaygınlaştırmak ve kul hakkına riayet etmek toplumsal huzurumuz açısından büyük önem taşımaktadır.
Unutmamak gerekir ki mal mülk dünyada kalır; ancak dürüstlük, helal kazanç ve güzel ahlak insanın hem dünyasını hem de ahiretini aydınlatır.
İslam’ın ticaret anlayışı bize sadece zengin olmayı değil, bereketli olmayı öğretmektedir. Bereket ise rakamlarda değil; doğrulukta, güvenilirlikte ve Allah’ın rızasına uygun bir hayat sürmektedir.
Bu nedenle bugün her birimiz, ister esnaf, ister iş insanı, ister memur veya çiftçi olalım, ticari ve sosyal hayatımızda şu ilkeyi yeniden hatırlamalıyız:
Kazancımız helal, sözümüz doğru, terazimiz adil ve gönlümüz insanlara açık olmalıdır.
İşte o zaman Ahiliğin asırlardır yaşattığı medeniyet ruhu yeniden canlanacak; güvenin, kardeşliğin ve bereketin hâkim olduğu bir toplum inşa edilebilecektir.