Belediyecilikte yeni dönem hayırlı olsun!
Tarla ekiliyor.
Kadın çalışıyor.
Biber yetişiyor.
Hasat yapılıyor.
Fotoğraflar çekiliyor.
Kadın emeği anlatılıyor.
Sonra sıra kadının parasına gelince iddiaya göre:
“Zarar ettik.”
Vallahi güzel düzen!
Emek kadının.
Ter kadının.
Güneşin altında kavrulan kadın.
Fotoğraf sizin.
Reklam sizin.
Başarı hikayesi sizin.
Ama zarar çıkınca fatura yine kadının.
Buna da kadın emeği denilecekse kusura bakmayın, ben o hesabı anlamıyorum.
Bir de yıllardır dillerden düşmeyen o söz var:
Jin, Jiyan, Azadi.
Kadın, Yaşam, Özgürlük.
Güzel.
Peki o “Jin” tarlada çalışırken nerede bu hassasiyet?
Kadınların anlattığına göre biberler daha ekilmeden önce kendilerine ürünlerin bölgedeki ihtiyaç sahibi ailelere dağıtılacağı söylenmiş.
Yani başlangıçta anlatılan ticaret değil.
Sosyal dayanışma.
Kadın çalışacak, yevmiyesini alacak, ürün ihtiyaç sahibine gidecek.
Sonra kadınların iddiasına göre ürünler satılıyor.
Ardından işçinin karşısına:
“Zarar ettik.”
diye çıkılıyor.
İyi de neyin zararı?
Zaten dağıtacağınızı söylediğiniz biberden hangi kari bekliyordunuz da zarar ettiniz?
Proje sosyal destek projesiyse zarar hesabı nereden çıktı?
Yok, sonradan ticarete başladıysanız o zaman hesabı açın.
Kaç ton biber çıktı?
Ne kadarı ihtiyaç sahiplerine dağıtıldı?
Ne kadarı satıldı?
Kime satıldı?
Kaç liradan satıldı?
Kasaya ne kadar para girdi?
Toplam gider ne kadar?
Zarar ne kadar?
Belgesi nerede?
Madem zarar hesabını işçinin önüne koyabiliyorsunuz, gelir-gider hesabını da kamuoyunun önüne koyun.
Çünkü “zarar ettik” demek hesap vermek değildir.
Kadınların kendi hesaplarına göre yaklaşık 225 bin liralık alacaklarına karşılık yaklaşık 120 bin lira teklif edildiğini söylüyorlar.
Üretim giderlerinin bile alacaklarından düşülmek istendiğini ileri sürüyorlar.
Eğer doğruysa pes doğrusu!
Damlama borusunu kadın mı satın aldı?
İlacı kadın mı seçti?
Biberin satış fiyatını kadın mı belirledi?
Ürünün satılmasına kadın mı karar verdi?
Projenin bütçesini kadın mı hazırladı?
Hayır.
Kadın ne yaptı?
Tarlaya gitti.
Çalıştı.
Ter döktü.
O halde siz de çalıştığı günün parasını vereceksiniz.
Bu kadar basit.
Belediye kötü hesap yaptıysa bedelini kadın ödemez.
Biber para etmediyse kadın ödemez.
Piyasa düştüyse 16 yaşındaki öğrenci ödemez.
Proje kötü yönetildiyse üniversite masrafını çıkarmaya çalışan genç ödemez.
Yönetimin hesabını emekçinin cebinden kapatamazsınız.
Ben o tarlayı gördüm.
Kadınların temmuz sıcağında çalıştığını gördüm.
16 yaşındaki gençlerin çalıştığını gördüm.
Üniversite masrafını karşılamak için çalışan gençleri gördüm.
Dolayısıyla kimse bize süslü cümlelerle kadın emeğini anlatmasın.
Ben emeğin kendisini gördüm.
Şimdi görmek istediğim başka:
O emeğin karşılığı nerede?
“Jin, Jiyan, Azadi” demek kolay.
Asıl mesele “Hakkımı verin” diyen Jin'in karşısına çıktığınızda başlıyor.
Çünkü kadın emeği afiş değildir.
Kadın emeği reklam değildir.
Kadın emeği fotoğraf karesini güzelleştirecek dekor hiç değildir.
Kadın emeği alın teridir.
Ve alın terinin karşılığı “zarar ettik” cümlesiyle ödenmez.
Çınar Belediyesi hesabı açsın.
Kadınların söyledikleri yanlışsa belgeyi koysun.
“Zarar ettik” denilmediyse açıklasın.
Ürünler satılmadıysa nereye gittiğini söylesin.
Satıldıysa kaç ton satıldığını, kaç liraya satıldığını ve gelirin nereye kaydedildiğini açıklasın.
225 bin liralık alacak iddiası yanlışsa doğrusunu ortaya koysun.
120 bin lira teklif edilmediyse bunu da açıklasın.
Ama bütün bunların sonunda bir şeyi unutmayın:
Kar sizin, reklam sizin, fotoğraf sizin olup zarar emekçinin olamaz.
Bunun adına ne derseniz deyin.
Ben buna Jin, Jiyan, Azadi diyemem.
Ama mesele burada bitmiyor.
Bir de hakkını istemeye giden emekçi kadına gösterildiği iddia edilen tavır var.
Bir de “Bana başkan diyeceksin” meselesi...
Onu da ikinci bölümde konuşacağız.
Devam edecek...