.jpg)
Kültür, bir şehrin ruhunu besleyen en önemli damarlardan biridir. Sanat ise farklı hayatları, farklı sesleri ortak bir duyguda buluşturan eşsiz bir köprüdür. Ne var ki, Diyarbakır’da geride bıraktığımız Kültür Yolu Festivali, bize sanatın birleştirici gücünden ziyade toplumsal bir saygı erozyonunu ve organizasyon zafiyetini acı bir şekilde hatırlattı.
İnsanlar neden eğlenmeyi, bir etkinliğin tadını çıkarmayı bilmiyorlar, gerçekten anlamak güç. Sırf bizleri eğlendirmek, kentimize renk katmak için kilometrelerce yoldan gelen sanatçılara gösterilen muamele ne yazık ki tam bir hayal kırıklığıydı. Sahneye şişe fırlatmalardan kavgalara, sanatçıları küstürüp şehirden uğurlamaya kadar yaşanan her an, bu kentin misafirperverliğine ve kültürüne gölge düşürdü.
Sorun ücretsiz olmasında değil; sorun, denetimsizlikte ve sorumsuzlukta. "Bedava konser" anlayışı, her türlü profilden insanın kontrolsüzce alanlara doluşmasına neden oldu. Müzik dinlemeye, huzurla vakit geçirmeye gelen vatandaşlar mağdur edildi; cep telefonları çalındı, her akşam konser sonlarında bıçaklama haberleri duyuldu. Kısacası, kültür festivali diye yola çıkılan organizasyon, ne yazık ki tam bir güvenlik zafiyetine dönüştü.
Buradan yetkililere ve kamuoyuna seslenmek gerekiyor: Diyarbakır ve insanımız bu kadar küçük düşürülmeyi hak etmiyor. Sanatı ve kültürü ayağa kaldırmak istiyorsak; ya bu tür kitlesel konserlerde eksiksiz, tavizsiz güvenlik önlemleri alınmalı ya da bu organizasyonlar bu şekilde yapılmamalıdır. Bir şehri temsil etmek, sadece sahne kurmakla değil; o sahnenin ve izleyicinin güvenliğini, huzurunu sağlamakla mümkündür.
Eğer eğlenmeyi ve saygı duymayı öğrenemeyeceksek, suçsuz insanların huzurunu ve şehrimizin itibarını riske atmaya kimsenin hakkı yok.