Bugun...


Fesih Bozan

facebook-paylas
Mesele Kâbe’yi Savunmak mı, İsrail’in Güvenliğini Sağlamak mı?
Tarih: 19-10-2026 00:01:00 Güncelleme: 19-10-2026 00:01:00


 

Suudi Arabistan ile Yemen arasında yeniden tırmanan çatışmalarla birlikte gündeme gelen "Mekke İttifakı" ve kutsal beldeleri savunma söylemleri karşısında şu soruya samimi bir cevap bulmak gerekiyor:

Mesele gerçekten Kâbe’yi ve Medine’yi savunmak mı, yoksa Kızıldeniz’i ABD ve İsrail gemilerine dar eden, Gazze’nin yanında duran ve füzelerle İsrail’i hedef alan Husileri etkisiz hale getirip İsrail’in güvenliğini teminat altına almak mı?

Mekke İttifakı ortaklarının söylem ve hamleleri, Donald Trump ile bazı ABD’li senatörlerin açıklamaları ve İsrail’in Suudi Arabistan ile birlikte Yemen’e yönelik operasyonlara katılma isteği birlikte değerlendirildiğinde; Mekke İttifakının Müslüman NATO’su olmasından ziyade ne yazık ki İsrail’in güvenliğini pekiştirecek yönde şekillendiği görülmektedir.

Niyet bu olmasa dahi, Husilerle savaşmak ve onları etkisiz hale getirmek, Tıpkı Lübnan’daki Hizbullah örneğinde olduğu gibi doğrudan İsrail’in işine yarayacaktır.

Dünyanın İkiyüzlü Tutumu

Husilerin Riyad Havalimanı’na düzenlediği ve 11 sivilin hayatını kaybettiği saldırının ardından Türkiye dâhil pek çok ülke bu eylemi kınayarak "terör saldırısı" olarak nitelendirdi.

Şüphesiz, Suudi Arabistan’da tek bir sivilin dahi burnunun kanamaması, şehirlerin ve sivil altyapıların hedef alınmaması gerekir. Ancak aynı ilke ve duyarlılık Yemen halkı için de geçerli değil midir?

Yemen Sağlık ve Çevre Bakanlığı Sözcüsü Enis el-Asbahi’nin açıkladığı veriler, Yemen’de yaşananların Gazze’deki abluka ve yıkıma yakın olduğunu açıkça ortaya koymaktadır:

 * Sağlık altyapısının %55’inden fazlası doğrudan hedef alınarak servis dışı bırakıldı.

 * 139’dan fazla hastane tamamen yıkıldı, 190’dan fazla ambulans kullanılamaz hale getirildi.

 * Sanaa Uluslararası Havalimanı uzun süredir kapalı tutulması ve uygulanan kısıtlamalar nedeniyle 1.600’den fazla tıbbi ilaç ülkeye sokulamıyor.

 * Kanser hastalarının ihtiyaç duyduğu 12’den fazla hayati ilacın girişi yasaklanmış olduğu için 125 bin kanser hastası ölüm riskiyle karşı karşıya.

 * 40 binden fazla talasemi ve kronik anemi hastası demir bağlayıcı ilaçlara erişemezken; 8 binden fazla böbrek yetmezliği hastası diyaliz imkânlarından mahrum.

 * 400 binden fazla hasta yurt dışı tedavisinden yoksun bırakıldı; acil tedavi bekleyen hasta sayısı 250 bini aşmış durumda.

 * 10 milyon 33 binden fazla çocuk ve 6 milyondan fazla gebe/emziren kadın akut yetersiz beslenme sorunu yaşıyor.

 * Ülke genelinde 24 milyondan fazla insan insani yardıma muhtaç halde yaşam mücadelesi veriyor.

 * Sadece 3 Eylül – 15 Ekim 2026 tarihleri arasındaki saldırılarda 120 kişi hayatını kaybetti, 307 kişi yaralandı.

 * Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçlerinin saldırıları yetmezmiş gibi, ABD, İngiltere ve İsrail'in zaman zaman Yemen'i bombalaması da ülkedeki can kayıplarını ve yıkımı daha da artırdı.

 * 2015’ten bu yana düzenlenen on binlerce saldırıda yaklaşık 400 bin insan yaşamını yitirdi. Bu kayıpların %60’ından fazlasını kadınlar ve çocuklar oluşturuyor.

Peki dünya, Suudi Arabistan’ın Yemen’de yol açtığı bu insani krizi ve devlet terörünü gördü mü? Maalesef küresel kamuoyu bu katliama ve yaşanan vahşete karşı kör, sağır ve dilsiz kalmayı tercih etti. Şüphesiz bu sessizliğin ve duyarsızlığın arkasında, Suudi Arabistan’ın ABD ve İsrail ile yürüttüğü stratejik iş birliği yatmaktadır."

Yemen’in eylemlerini "terör" ilan edip Suudi Arabistan’ın yol açtığı yıkıma ve ablukaya göz yummak açık bir ikiyüzlülük ve çifte standarttır.

Kaldı ki, Yemenli Husiler, Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarının "meşru misilleme" olduğunu belirterek;

* Saldırıya karşı saldırı,

* Havalimanına karşı havalimanı,

* Ablukaya karşı abluka" ilkesiyle hareket ettiklerini, Suudi rejimi zalim kuşatma ve saldırılarına son vermesi durumunda saldırılara son vereceklerini aksi halde kendilerini savunmaya devam edeceklerini duyurdu.

Demek ki savaşın bitmesini isteyen ülkelerin doğrudan Yemen ile savaşmasına gerek yok; Suudi Arabistan’ın saldırganlığını durdurmaları halinde savaş zaten sona erecektir.

Peygamber Efendimiz (sav) de bir hadiste zalime dur denilmesi gerektiğini emretmiştir.

Enes  radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem  şöyle buyurdu: “Din kardeşin zalim de mazlum da olsa ona yardım et.”

Bir adam:

- Ya Resûlallah! Kardeşim mazlumsa ona yardım edeyim. Ama zâlimse nasıl yardım edeyim? dedi. Peygamberimiz:

– “Onu zulümden alıkoyar, zulmüne engel olursun. Şüphesiz ki bu ona yardım etmektir” buyurdu.  (Buhârî, Tirmizî)

Türkiye ve Pakistan; ABD ve İsrail’in savaş yükünü bölgesel aktörlere yükleme ve Sünni-Şii ayrışmasını derinleştirme stratejisine hizmet edecek şekilde Suudi Arabistan tarafında yer almamalıdır. Aksine, bu oyuna gelmeyerek ara buluculuk üstlenmeli ve mağdur Yemen halkının haklarını savunmalıdır.

Özetle,

Açıkça görülmektedir ki, ABD ve İsrail’in bölge politikasındaki temel hedefi, İslam coğrafyasını kendi stratejik çıkarlarına göre yeniden şekillendirmektir. Bu doğrultuda, İslam dünyasındaki her türlü mezhepsel veya siyasi bölünme ve çatışma, bu küresel stratejinin zeminini güçlendirmektedir."

Vesselam



Bu yazı 80 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI