|
Tweet |
Banga Heq Dergisi’nin organizasyonuyla Cizre’de bulunan Kırmızı Medrese’de düzenlenen Melayê Cizîrî’yi anma programında, büyük Kürt şairi ve mutasavvıfının edebî mirası, tasavvufi düşüncesi ve günümüz toplumuna verdiği mesajlar değerlendirildi. “Hayalden Hakikate Melayê Cizîrî’nin Günümüz İnsanına Çağrısı” başlığıyla gerçekleştirilen programda, Kürt dilinin korunmasından medreselerde Kürt edebiyatına daha fazla yer verilmesine, toplumsal barıştan tarihî eserlerin ve şahsiyetlerin hatırasının yaşatılmasına kadar birçok konu gündeme geldi.
Programa Banga Heq Dergisi Editörü Abdussamed Yalçın, İTTİHADUL ULEMA Genel Başkan Yardımcısı Molla Abdulkuddüs Yalçın, HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı ve Gaziantep Milletvekili Şahzade Demir, Şırnak Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdurrahim Alkış, Mardin Artuklu Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Zahir Ertekin, panel moderatörü Dr. Cihan Turan ve Banga Heq Dergisi yazarlarından Menderes Yıldırım katıldı.
“Kürtçeyi kendi doğal yapısı içinde geliştirmeliyiz”
Programın açılış konuşmasını yapan Banga Heq Dergisi Editörü Abdussamed Yalçın, Melayê Cizîrî’nin Kürtlerin şiir, edebiyat, düşünce ve irfan dünyasındaki öncü konumuna dikkat çekti. Cizîrî’nin yalnızca bir şair olmadığını, aynı zamanda yaşadığı dönemde topluma rehberlik eden bir şahsiyet olduğunu belirten Yalçın, onun ilim, irfan ve edebiyat alanındaki mirasının günümüzde de yol gösterici nitelik taşıdığını ifade etti.
Kürtlerin bugün iki temel meseleyle karşı karşıya olduğunu belirten Yalçın, bunların Kürt dilinin korunması ve toplumsal barışa katkı sağlayacak bir düşünce anlayışının geliştirilmesi olduğunu söyledi.
Kürtçenin kendi kuralları ve doğal yapısı içerisinde geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan Yalçın, dilde yaşanan değişimlerin ve müdahalelerin Kürtçenin kendi özünden uzaklaşmasına yol açabildiğini dile getirdi. Dilin düşünceyi, felsefeyi, bilgiyi ve irfanı taşıyan temel unsur olduğunu belirten Yalçın, dil ile düşüncenin birbirinden ayrı değerlendirilemeyeceğini kaydetti.
Melayê Cizîrî’nin tasavvufi düşünceyi şiirle birleştirerek Kürt dili ve kültürünün zenginleşmesine katkıda bulunduğunu ifade eden Yalçın, onun ilahi aşkı anlatan eserlerinin insanlar arasında sevgi, muhabbet ve kardeşlik anlayışını güçlendiren bir miras sunduğunu belirtti.
“Medreselerimiz Kürt edebiyatından yoksun”
İTTİHADUL ULEMA Genel Başkan Yardımcısı Molla Abdulkuddüs Yalçın da konuşmasında Kürt dilinin ve edebiyatının medrese geleneğindeki yerine değindi. Medreselerde Kürt edebiyatına yeterince yer verilmediğini belirten Yalçın, bu durumun genç kuşakların kendi edebî miraslarını tanımalarını zorlaştırdığını söyledi.
Geçmişte farklı bölgelerden gelen öğrencilerin medreselerde Kürtçe öğrendiğini ve eğitimlerinin ardından ülkelerine döndüğünü hatırlatan Yalçın, günümüzde ise dinî ilimlerin çoğunlukla Türkçe öğretilmesinin Kürtçe eserlerin anlaşılmasını güçleştirdiğini ifade etti.
Yalçın, “Gerçekten de medreselerimiz ne yazık ki Kürt edebiyatından yoksundur. Bilindiği üzere dilimiz de yavaş yavaş unutulmaktadır.” dedi.
Kürtçe eserlerin başka bir dile çevrilerek öğretilmek zorunda kalınmasını eleştiren Yalçın, gençlerin Mem û Zîn, Melayê Cizîrî’nin Divanı ve Seyda Mela Xelîl’in Nehcü’l-Enâm gibi önemli eserleri tanımalarının sağlanması gerektiğini vurguladı.
Kürt dilinin korunmasının kültürün de korunması anlamına geldiğini belirten Yalçın, bölgenin ahlaki ve kültürel birikiminin İslam irfanıyla şekillendiğini ifade etti.
Melayê Cizîrî’nin dinî ve fenni ilimlerdeki yetkinliğine de değinen Yalçın, şairin fıkıh usulü, hadis, nahiv, belagat, felsefe, matematik ve astronomi gibi alanlarda bilgi sahibi olduğunu, Kürtçe, Arapça, Farsça ve Osmanlı Türkçesini bildiğini söyledi.
Cizîrî hakkında halk arasında dolaşan doğruluğu kanıtlanmamış bazı anlatılara karşı da uyarıda bulunan Yalçın, tarihî şahsiyetlerin hayatlarının ilmi kaynaklar ışığında değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
“Melayê Cizîrî’nin temsil ettiği medeniyete sahip çıkmalıyız”
HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı ve Gaziantep Milletvekili Şahzade Demir, Melayê Cizîrî’nin yalnızca bölge açısından değil, Türkiye ve İslam dünyası bakımından da önemli bir şahsiyet olduğunu belirtti.
Cizîrî’nin medrese geleneği, şiiri, edebiyatı ve irfanıyla bölgenin medeniyetini temsil ettiğini ifade eden Demir, bu mirasın korunması ve gelecek nesillere aktarılmasının ortak bir sorumluluk olduğunu söyledi.
Melayê Cizîrî’nin düşünce dünyasını ilim, irfan ve şiir-edebiyat başlıkları altında değerlendiren Demir, ilmin insanı manevi hakikate yaklaştırması gerektiğini dile getirdi. İlim ve medrese geleneğinin marifetullahla bütünleşmesinin önemine işaret eden Demir, bilgi birikiminin insanın manevi gelişimine katkı sağlaması gerektiğini vurguladı.
Cizîrî’nin Kürtçenin edebî birikimini ileri taşıdığını belirten Demir, “Evet, ondan önce de Kürtçe vardı. Ama Melayê Cizîrî’den sonra Kürtçe bir medeniyet dili oldu, geniş ve derin bir edebiyat anlayışını ortaya koydu.” ifadelerini kullandı.
Cizîrî’nin şiirlerinin derin anlamlar ve güçlü sanatsal özellikler taşıdığını kaydeden Demir, bu mirasın unutulmaması için ilim, edebiyat ve manevi değerler arasındaki bağın yeniden güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“Melayê Cizîrî’yi anlamak bir yolculuğa çıkmaktır”
Programın panel moderatörlüğünü yapan Dr. Cihan Turan, Melayê Cizîrî’nin eserlerinin yalnızca edebî metinler olarak ele alınamayacağını belirtti. Cizîrî’nin şiirlerinin insanı kendisini ve evreni anlamaya, varoluşun hikmetini araştırmaya ve ilahi aşka yönelmeye çağırdığını ifade eden Turan, şairin düşünce dünyasının derinlemesine incelenmesi gerektiğini söyledi.
“Melayê Cizîrî’yi anlamak, bir sefere çıkmak, bir yolculuğa başlamaktır.” diyen Turan, bu yolculuğun insanın hem kendi iç dünyasını hem de varoluşun anlamını keşfetmesine imkân sağladığını dile getirdi.
Cizîrî’nin Kürt dili ve edebiyatının gelişmesine önemli katkılar sunduğunu belirten Turan, şairin kendi dilinin edebî gücünü ortaya koyduğunu ifade etti. Cizîrî’nin Divanı’ndan bir beyit aktaran Turan, şairin Kürt edebiyatının başka edebiyatlardan aşağı görülmesine karşı güçlü bir duruş sergilediğini kaydetti.
Kürt toplumunun sahip olduğu edebî ve kültürel birikimin büyük bir hazine olduğunu vurgulayan Turan, “Elinizde eşsiz bir divan, güçlü bir edebiyat, zengin bir kültür ve değerli bir dil var.” dedi.
Modern dünyanın yoğunluğu içerisinde insanın manevi ve düşünsel bir dayanağa ihtiyaç duyduğunu belirten Turan, Melayê Cizîrî’nin Divanı’nın günümüz insanı için edebî ve manevi bir sığınak niteliği taşıdığını ifade etti.
“Cizre, Kürt düşüncesi ve edebiyatının kurucu şehridir”
Şırnak Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdurrahim Alkış, konuşmasında Cizre’nin Kürt düşüncesi, dili ve edebiyatı açısından taşıdığı tarihî öneme dikkat çekti.
Cizre’nin ilim ve irfan geleneğinin şekillenmesinde önemli bir merkez olduğunu belirten Alkış, “Cizre, Kürtler için çok önemli bir şehirdir. Kürt düşüncesi ve Kürt edebiyatı bu şehirde inşa edilmiştir. Yani Türkçe tabirle ‘kurucu şehir’dir.” ifadelerini kullandı.
Botan beylerinin tarihî mirasına da değinen Alkış, bölgede geçmişten kalan türbelerin ve tarihî alanların korunması, yerlerinin tespit edilmesi ve haklarında mevcut bilgilerin ortaya çıkarılması gerektiğini söyledi. Botan beylerinin bölgenin dinî ve toplumsal tarihinde önemli roller üstlendiğini belirten Alkış, bu şahsiyetlerin hatıralarının yaşatılmasının önemine işaret etti.
Melayê Cizîrî’nin Divanı’nın temelinde insanın varoluşuna ilişkin soruların bulunduğunu ifade eden Alkış, eserin insanın nereden geldiği, nerede bulunduğu ve nereye gideceği üzerine derin düşünceler içerdiğini dile getirdi.
Cizîrî’nin eserlerinin yalnızca dil ve edebiyat bakımından değerlendirilmesinin yeterli olmadığını belirten Alkış, şiirlerdeki tasavvufi sembollerin ve mazmunların anlaşılması gerektiğini vurguladı.
Divan’da tevhit ve Hz. Peygamber’e yönelik naatların önemli bir yer tuttuğunu kaydeden Alkış, şarap, sevgili ve güneş gibi kavramların da tasavvufi anlamlar taşıyabildiğini ifade etti. Bu sembollerin doğru yorumlanabilmesi için medrese geleneğinde yer alan mazmun ilminin yeniden ele alınması gerektiğini söyledi.
Alkış, geçmişten devralınan maddi ve manevi mirasın korunarak gelecek kuşaklara aktarılmasının önemine de dikkat çekti.
“Yeni nesiller bu manaları yeniden kavrayacaktır”
Mardin Artuklu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Zahir Ertekin, Melayê Cizîrî’nin Divanı’nın edebî ve tasavvufi derinliğini ele aldı.
Cizîrî’nin yaklaşık 400 yıl önce kaleme aldığı şiirlerin günümüzde de araştırılmaya ve yorumlanmaya devam ettiğini belirten Ertekin, Divan’ın anlaşılması için kapsamlı bir bilgi birikimine ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Eserin, klasik şiir geleneğindeki semboller ve mazmunlar üzerinden şekillendiğini ifade eden Ertekin, bu nedenle şiirlerin yalnızca yüzeysel bir okumayla tam olarak anlaşılamayacağını dile getirdi.
Cizîrî’nin düşünce dünyasında Allah’ın merkezi bir konumda bulunduğunu belirten Ertekin, şairin ilim, şiir ve insan hayatını ilahi inayetle ilişkilendirdiğini söyledi. Cizîrî’nin şiirlerinde yer alan hayat suyu, manevi aşk ve hakikat arayışı gibi temaların bu anlayışın önemli parçaları olduğunu ifade etti.
Medrese geleneğinin kendisini yenilemesi gerektiğini de dile getiren Ertekin, geçmişin birikimini korurken günümüzün ihtiyaçlarına cevap verebilen bir ilim anlayışının geliştirilmesinin önemini vurguladı.
İnsanın kendi kabiliyetlerini tanıması, nefis terbiyesine önem vermesi ve gayret göstermesi gerektiğini belirten Ertekin, cismani ve geçici sevgilerle ilahi aşk arasındaki ayrımın Cizîrî’nin düşüncesinde önemli bir yer tuttuğunu kaydetti.
Ertekin, Cizîrî’nin Divanı’ndaki anlam dünyasının yeniden keşfedilmesi için klasik eserlerin ve medrese geleneğinin daha kapsamlı biçimde incelenmesi gerektiğini ifade etti.
Menderes Yıldırım’dan dengbêj geleneği ve tarihî hafıza vurgusu
Banga Heq Dergisi yazarlarından Menderes Yıldırım da konuşmasında Melayê Cizîrî’nin aşk, gurbet ve insanın iç dünyasına ilişkin düşüncelerini değerlendirdi.
Cizîrî’nin aşkı şiirlerinde derin bir anlam dünyasıyla ele aldığını belirten Yıldırım, onun yaklaşımının Şirazlı Sadi gibi Doğu edebiyatının önemli şairleriyle benzerlikler taşıdığını söyledi. Bununla birlikte Kürt şairlerinin kendilerine özgü edebî özelliklerinin bulunduğunu vurguladı.
Cizîrî’nin şiirlerinin dengbêj geleneği aracılığıyla toplumun hayatında yaşamaya devam ettiğini belirten Yıldırım, divanların, sözlü edebiyatın, govend ve halay gibi kültürel unsurların toplumsal hafızanın önemli parçaları olduğunu ifade etti.
Melayê Cizîrî’nin şiirlerinde gurbetin yalnızca fiziksel uzaklık anlamına gelmediğini dile getiren Yıldırım, insanın kendi yurdundan, bağlarından ve değerlerinden kopmasının da bir gurbet biçimi olarak değerlendirilebileceğini söyledi.
Cizre’nin tarihî ve ilmî önemine dikkat çeken Yıldırım, şehirde medfun bulunan âlimlerin, şeyhlerin ve diğer tarihî şahsiyetlerin hatıralarının yaşatılması gerektiğini belirtti. Bazı önemli şahsiyetlerin mezar yerlerinin hâlâ bilinmediğini hatırlatan Yıldırım, tarihî hafızanın korunmasının toplum açısından büyük önem taşıdığını kaydetti.
Ortak mesaj: Dil, edebiyat ve irfan mirası korunmalı
Programda yapılan konuşmalarda Melayê Cizîrî’nin yalnızca Kürt edebiyatının önemli bir şairi olmadığı, aynı zamanda ilim, tasavvuf, felsefe ve irfan geleneğinin güçlü temsilcilerinden biri olduğu vurgulandı.
Katılımcılar, Cizîrî’nin eserlerinin anlaşılması için Kürt dilinin korunması, klasik edebiyatın yeni kuşaklara aktarılması, medreselerde Kürtçe eserlerin daha fazla ele alınması ve tasavvufi düşüncenin tarihî bağlamı içerisinde incelenmesi gerektiğine dikkat çekti.
Konuşmalarda ayrıca Cizre’nin tarihî mirasının korunması, geçmişte yaşamış âlimlerin ve bölgenin önemli şahsiyetlerinin tanıtılması, kültürel hafızanın güçlendirilmesi ve toplumsal barışa katkı sağlayacak bir düşünce anlayışının geliştirilmesi çağrısı öne çıktı.
Melayê Cizîrî’nin şiirleri ve düşünce dünyası etrafında gerçekleştirilen anma programı, Kürt dili, edebiyatı ve irfan geleneğinin yaşatılması ile bu mirasın gelecek nesillere aktarılmasının önemine yapılan vurgularla sona erdi.