Bugun...



DİCLE İLKÖĞRETMEN OKULU MEZUNLARINDAN MARDİN ÇIKARMASI

Çemereş’in saklı cennetinde yıllar sonra yeniden buluştular

facebook-paylas
Tarih: 08-10-2026 00:46

DİCLE İLKÖĞRETMEN OKULU MEZUNLARINDAN MARDİN ÇIKARMASI

 

 

ÖZEL HABER – İHSAN YAŞAR

Dicle İlköğretmen Okulu Mezunları Kültür Derneği üyeleri, bu kez Mardin’in Mazıdağı ilçesine bağlı Çemereş’te, nam-ı diğer Siyahçay’da bir araya geldi. Dernek üyesi, Mardin bölgesinin kanaat önderlerinden, kadirşinas, cömert, mütevazı ve yüreği sevgi ve iyilikle dolu örnek insan Mehmet Tur’un davetiyle gerçekleşen buluşmada, dernek yönetim kurulu üyeleri aileleriyle birlikte unutulmaz bir gün yaşadı.

Cennet bahçelerini aratmayan Çemereş’in tarihi ve otantik atmosferinde hasret gideren Dicle İlköğretmen Okulu mezunları, çocuk yaşta okudukları okulun anılarını yeniden canlandırırken hüzün ve mutluluğu bir arada yaşayarak yeni anılar biriktirdi.

Saklı cennet Çemereş’in masmavi akan suları, su havuzları, insanın ruhunu dinlendiren şelaleleri ve bol oksijenli tertemiz havası, yılların getirdiği yorgunluğu ve stresi misafirlerin üzerinden adeta aldı.

Çemereş’te ceviz hasadı ve geleneksel konukseverlik

Çemereş’te dua eder gibi göklere dallarını salmış asırlık ceviz ağaçlarında ceviz hasadı yapan köylüler, bu yıl hasadın bereketli olmasının sevincini Kürtçe kılamlar, Türkçe şarkı ve türküler eşliğinde adeta bir şölene dönüştürdü.

Çemereş sakinleri, geleneksel Kürt konukseverliğinin gereğini yerine getirerek misafirlere yeni mahsul ceviz ikramında bulundu. Yeni mahsul cevizlerin tadı misafirlerin damağında olduğu kadar hafızalarında da unutulmaz bir tat bıraktı.

Hiç tanımadıkları insanların, sadece Çemereş’e misafir olarak geldikleri için kendilerine gösterdikleri ilgi ve değer karşısında Dicle İlköğretmen Okulu mezunları büyük mutluluk yaşadı.

Dernek üyeleri, kadim Mezopotamya’da bunca kültürel yozlaşmaya rağmen ahlaki ve kültürel değerlerin hâlâ korunuyor olmasını görmenin mutluluğunu da ayrıca yaşadı.

Doğanın senfonisi eşliğinde bir gün

Çemereş’in eşsiz doğasında sular, kuşlar, yapraklar ve rüzgâr adeta ilahi bir senfoninin sanatçıları gibi koro halinde şarkılar ve türküler söylüyordu.

Bu eşsiz atmosfer, Çemereş’in misafirlerini evrenin sonsuzluğunda, bembeyaz bulutların üzerinde masalımsı bir yolculuğa çıkarıyordu.

Dicle İlköğretmen Okulu’ndan gelen misafirler, yılların getirdiği yorgunluğu tabiat ananın kucağında atarken, bir taraftan da en büyük öğretmenin, kitabın tabiat olduğunu tefekkür ediyor; deruni düşüncelerle kendi düşünce dünyalarında adeta sörf yapıyordu.

“Dicle Öğretmen Okulu bizim için bir sevda, bir kimlik”

Dicle İlköğretmen Okulu Mezunları Kültür Derneği üyelerinin her biri, binlerce öğrencinin hayatına dokunmuş, hayatlarına dokundukları öğrenciler ise değişik mesleklerde en üst unvan, mevki ve makamlara gelerek insanlığa hizmet yolunda Dicle İlköğretmen Okulu’ndan aldıkları kültür ve ahlakla görevlerini ifa etmişlerdi.

Türkiye’nin ve dünyanın dört bir tarafına dağılan eğitim neferleri; profesör, doktor, öğretmen, mühendis, mimar, iş insanı ve daha birçok mesleğin mensubu olarak yollarına devam etti.

Ergani-Dicle Köy Enstitüsü ve Öğretmen Okulu’ndan aldıkları eğitim, öğretim, kültür ve terbiye ile değişik mesleklerde insanlığın uygarlık yolunda ışık olmaya devam ediyorlar.

Döşenen her taş, bir sonraki döşenecek taşın zeminini ve ortamını oluşturarak yıldızlara doğru göç devam ediyor.

Şerif Başol: “Geleneksel buluşmalar artık bize yetmiyor”

Dicle İlköğretmen Okulu Mezunları Kültür Derneği Başkanı Şerif Başol, dernek ve Mardin-Mazıdağı gezisiyle ilgili değerlendirmesinde, geleneksel buluşmaların mezunlar açısından taşıdığı öneme dikkat çekti.

Başol, şunları söyledi:

 

“Dicle İlköğretmen Okulu Mezunları Kültür Derneği olarak geleneksel hale getirdiğimiz yılda bir kez buluşma toplantımızı bu sene KKTC’nin güzel şehri Girne’de gerçekleştirdik.

Dicle Öğretmen Okulu mezunu 130 kişilik bir katılımla adeta Kıbrıs’a çıkarma yaptık. Kıbrıs’ın önemli tarihi yerlerini gezdik. Bir takım resmi ziyaretler yaptık.

Kıbrıs’ta okuyan öğrencilerimizle ilgili bilgi alışverişinde bulunduk, öğrencilere burs verilmesi ve devlete ait yurtlarda öğrencilere daha ucuz yeme, içme ve barınma konusunda koşullarının iyileştirilmesine yardımcı olmaları konusunda fikir teatisinde bulunduk.

Diyarbakır-Şanlıurfa yörelerimize ait olan kültürel şevberk, halay ve oyunlar düzenledik.

Yıllardır birbirini görmeyen arkadaşlar Kıbrıs buluşmasında hasret gidererek hüznü ve mutluluğu birlikte yaşayarak muhabbet ettik.

Ama Mayıs ayındaki Kıbrıs buluşmasından bu yana hasret kaldığımız ve özlem duyduğumuz tekrar bir araya gelme imkânımız maalesef olmadı.

Mardin-Mazıdağı buluşmamıza vesile olan örnek insan Mehmet Tur ağabeyimize, misafirperver yeğeni öğretmen Sadettin Buluş ve hemşire olan değerli eşi Makbule Hanıma derneğimiz adına teşekkür ederim.

Ayrıca Mardin-Mazıdağı buluşmasına iştirak eden; bizlere Dicle Köy Enstitüsünün mirası olan pirimiz, ağabeyimiz Nurettin Birel, fedakâr, mütevazı ve çalışkan kızı Nezahat Hanımefendi, görev insanı damadı Şaban Bey, üşenmeyip Batman’dan gelen üyemiz, okul arkadaşımız Ahmet Dursun ve değerli eşi Fehime Hanımefendi ve üyemiz, arkadaşımız Veysi Arslan Bey’e teşekkür ederim.

Yine, Yönetim Kurulu üyemiz, hepimizin ablası Nalan Uluğ, Yönetim Kurulu üyemiz Şengül Kaya Hanımefendi ve değerli eşi Abbas Bey, her türlü kahrımızı çeken, başımız sıkıştığında imdadımıza ‘Hızır’ gibi yetişen, her zaman maddi ve manevi desteğini esirgemeyen Yönetim Kurulu üyemiz Refik Türk ve değerli eşi Naşide Hanımefendi, Refik Bey’in yeğeni Ahmet Bey’e ve sürekli arkamda dağ gibi duran, beni her zaman destekleyen, yalnız bırakmayan sevgili eşime ve gezimize katılan bütün gönül dostlarına teşekkür eder, saygılar sunarım.”

Mehmet Tur: “Dicle Öğretmen Okulu bizim için bir sevda, bir kimlik”

Mardin-Kızıltepe’nin kanaat önderlerinden, Maliye’den emekli bürokrat, kadirşinas, mütevazı, naif ve sanatçı ruhlu Mehmet Tur ise Dicle İlköğretmen Okulu ile ilgili yıllardır yüreğinde taşıdığı sevdayı anlattı.

Tur, kendisini ziyarete gelen arkadaşlarına teşekkür ederek şöyle konuştu:

“Öncelikle Mardin-Mazıdağı’nda buluşma davetime icabet eden bütün arkadaşlara; hanımefendilere ve beyefendilere hoş geldiniz, sefalar getirdiniz diyorum.

Davetime icabet edip teşrif buyurdukları için yürekten teşekkür ediyorum. Hepsine minnettarım.

Evet, Dicle İlköğretmen Okulu Mezunları Kültür Derneğinin geleneksel hale getirdiği, yılda bir düzenlenen buluşmalar artık bize yetmiyor, arkadaşlarımızı çok çabuk özlüyoruz.

Onun için okul arkadaşlarımı Mazıdağı’na, benim ilçeme davet ettim.

Çemereş’in bu otantik, bol oksijenli, şehrin gürültüsünden uzak, cennetin keşfedilmemiş bir köşesinde okul arkadaşlarımı ağırlamanın bende yarattığı mutluluğu kelimelerle ifade edemem.

Dicle Öğretmen Okulu bizim için bir sevda, bir kimlik, okul olmanın ötesinde çok şey ifade ediyor.

Her ne kadar altı ay kala benim okulla ilişkim kesilip içinde ‘UTKU’ olarak kalan öğretmen olma hayalimi gerçekleştiremesem de aradan geçen yarım asırdan fazla zamana rağmen ben hâlâ Dicle Öğretmen Okulunu unutmadım ve unutmayacağım.

İçinde utku olarak kalan öğretmen olma duygusu hiçbir zaman değişmedi, geçmedi.

Zaman her şeyin ilacıdır deseler de maalesef benim bu yarama, sevda ve aşkıma ne zaman ne de başka bir şey; ne ilaç ne de merhem oldu.

Hâlâ taptaze, dün gibi bu yara yüreğimde duruyor.”

“Şahin Bey olarak Gaziantep’i kurtardım ama kendi hayatımı yaktım”

Mehmet Tur, ardından yarım asırdan fazla bir süredir yüreğinde taşıdığı ve “utku olarak kalan yara” diye nitelendirdiği okuldan ayrılış hikâyesini anlattı:

“Şimdi izninizle bir türlü geçmeyen, utku olarak kalan bu yaranın hikâyesini anlatayım.

1960 yılında girdiğim öğretmen okulundan, 1966 yılında beşinci sınıfın bitiminde mezun olmaya, yani öğretmen olmaya altı ay kala belgelendim.

Altı ay sonra öğretmen olacağım diye heyecandan elim ayağım birbirine girerken, kalbim küt küt atarken; BELGELENEREK okuldan atılmam benim için tam yıkım oldu.

Nelerin hayalini yaparken, birden dünya benim için tepetaklak olmuştu.

Şimdi diyeceksiniz ki; ‘Hangi suçu işledin, hangi affedilmez kabahati yaptın da bu cezaya aldın?’

Evet, aslında ne suç işledin ne de kabahat.

Bizim dönemde Öğretmen Okullarında yılda en az bir, iki piyes, müsamere, tiyatro, bilgi yarışmaları, sportif müsabakalar yapılırdı.

O yıl, yani 1966 yılında okulumuzda Gaziantep’in kurtuluşunu anlatan bir piyes hazırlanmıştı.

O piyeste bana başrol oyuncusu Şahin Bey rolünü verdiler. Şahin Bey’in sevgilisi rolünü de okul müdürümüzün popüler kızına verdiler.

Rol gereği Gaziantep’in kurtuluş sevincini paylaşırken, Şahin Bey’in sevgilisi Şahin Bey’e sarılıyor.

Biz de bu rolün gereği birbirimize sarıldık.

Vay sarılmaz olsaydım, bu piyesi de hiç oynamasaydım, okuldan atılmama sebep oldu.

Piyes çok başarılı geçti, herkes tarafından bol bol alkışlandık, takdir edildik; bir kişi hariç, o da okul müdürümüz!

Piyesten sonra bana okkalı bir tokat attı ve o günden sonra bana karşı düşmanca tavırlar takındı.

Ben rol icabı Şahin Bey olarak Gaziantep’i düşman işgalinden kurtarmıştım ama kendi hayatımı yakmıştım!”

“Öğretmen olma hayalimizi elimizden alanlar içimizdeki çocuğu da öldürdüler”

Mehmet Tur, okuldan ayrılışının yalnızca kendi hayatında değil, aynı durumda kalan arkadaşlarının hayatında da derin izler bıraktığını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bir yıl önce cebir dersinden sınıfta kalmıştım. İkinci sene de yine cebirden bütünlemeye kaldım.

Eylül ayında yapılan bütünleme sınavı sonunda, onluk sistem üzerinden dört buçuk bekliyordum. Öğretmen de beşe tamamlar ve ben de sınıfı geçerim diye beklerken, Müdür Bey’in baskısıyla öğretmen bana üç verdi.

İki sene üst üste aynı dersten kalınca BELGELENDİM!

Belgelenmek demek okuldan atılmak demekti. Evet, Öğretmen Okulundan atılmış, bir nevi kovulmuştum.

Sonucu öğrenince dünyam yıkıldı; BAYILMIŞIM!

Resim öğretmenim beni sırtında taşıyarak arkadaşlarımla birlikte revire taşımışlar. Arkadaşların anlattığına göre beni sırtında taşıyan öğretmenim hüngür hüngür ağlamış.

Uzun zaman kendime gelemedim. Sayıklamalar, bağırıp çağırmalar, hıçkıra hıçkıra ağlama krizleri...

Sudan çıkmış balık gibi canhıraş bir şekilde çırpınıyordum.

Nihayetinde kendime geldiğimde bütün arkadaşlarım başucumda bekliyorlardı. Kendime ve çevreme zarar vermeyeyim diye endişe ediyorlardı.

Nasıl anlatayım şimdi;

Bir yandan okulun en başarılı öğrencileri arasında sayılan, özel yetenekleri olan ben ve rahmetli Raif Türk gibi daha nice arkadaşlarımızın; belki de çok az bir özel çabayla aşabileceğimiz bir ders yüzünden umudumuzu kırdılar, hayallerimizi yıktılar.

Bizi bir kaşık suda boğdular. Hâlbuki biz ne denizleri aşıp Dicle Öğretmen Okuluna gelmiştik.

Biz çok şey mi istemiştik?

Hayır.

Amacımız idealist birer ‘ÖĞRETMEN’ olmak ve bir an önce çöle düşen yağmur gibi Türkiye’nin en ücra köylerine gidip yeni tohumlar ekip fidanlar yetiştirmekti.

Köylerimizde bizi uğurlayan ebeveynlerimizin bize tek bir nasihati vardı:

‘Öğretmenlerinizi dinleyin, derslerinize çalışın, okulunuzu okuyun ve ÖĞRETMEN olarak dönün.’

Biz de okulumuza ilk adımımızı atarken bir tek hedefimiz vardı:

‘ÖĞRETMEN OLMAK.’

Öğretmen olma hayalimizi elimizden alanlar aslında içimizdeki ‘ÇOCUĞU’ da öldürdüler!”

Ergani Garı’nda unutulmayan veda

Mehmet Tur, okuldan ayrıldığı gün yaşadığı en unutulmaz anlardan birinin ise arkadaşları ve öğretmenleri tarafından Ergani tren istasyonunda uğurlanması olduğunu anlattı:

“Ergani tren istasyonundan belgelenmiş bir öğrenci olarak omuzlarda uğurlanırken, istisnasız okuldaki tüm arkadaşlarım ve hazır bulunan bütün öğretmenlerim bana Ergani tren istasyonuna kadar refakat etmelerini asla unutmadım.

O birliktelik, o kaynaşma ve onca fedakârlık aslında Dicle Öğretmen Okulunun ruhunun nişanesi ve öznesiydi.

O ruh bugün hâlâ devam ediyor ve umut ediyorum ebediyen devam eder.

Bu buluşmalar sayesinde içindeki ‘UTKU’ kalan öğretmen olamamanın acısı hafifliyor. Bu güzel ortamda yapılan sohbet ve muhabbetler beni ziyadesiyle mutlu ediyor.

Dicle Öğretmen Okulunda okuyup da vefat eden arkadaş ve dostlarımı rahmetle anarken, hayatta olanlara sağlık, sıhhat ve huzur içinde hayırlı ömür diliyorum.”

Yarım asrı aşan dostluk, aynı çatı altında yeniden hayat buldu

Mardin-Mazıdağı Çemereş’te gerçekleştirilen buluşma, yalnızca bir gezi veya dost toplantısı olmadı.

Bir zamanlar aynı okul sıralarında oturan, aynı idealin peşinden koşan, öğretmen olma hayaliyle Anadolu’nun dört bir yanından Ergani’ye gelen öğrenciler; aradan geçen yarım asrı aşkın zamana rağmen aynı okulun ruhunda yeniden buluştu.

Kimi öğretmen, kimi profesör, doktor, mühendis, mimar, iş insanı ve farklı mesleklerin mensubu olan Dicle mezunları, yılların araya koyduğu mesafeleri dostluk ve kardeşlik duygularıyla aşmaya devam ediyor.

Çemereş’in suyu, şelalesi, ceviz ağaçları, kuşları, rüzgârı ve insanları bu buluşmaya eşlik ederken; Dicle Öğretmen Okulu’nun yarım asırdan fazla bir zamandır taşıdığı kültür, dayanışma ve kardeşlik ruhu bir kez daha kendisini gösterdi.

Ben de bir Dicle Öğretmen Okulu mezunu olarak, Dicle’nin havasını solumuş, suyunu içmiş ve yerleşkesinin her tarafını adım adım gezmiş biri olarak; bizleri misafir eden sevgili ağabeyimiz Mehmet Tur’a, geziye katılan Dicle İlköğretmen Okulu Mezunları Kültür Derneği Yönetim Kuruluna ve tüm üyelerine teşekkür ederim.

 




Bu haber 91 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER EĞİTİM Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI YUKARI