Siyasetin verecek bir şeyi kalmadı mı?
Bugün siyasetin geldiği durum tam da bu sözle anlatılabilir.
Siyaset kokmuş, topluma vereceği bir şey kalmamış. Siyaset, çözüm üretmek yerine kendi içinde isimleri, makamları ve siyasi hesapları tartışır hale gelmiş durumda.
Toplum ise bütün bunları izliyor.
Cemil Tugay’ın AK Parti’ye katılması da siyasetin bugün geldiği noktayı gösteren gelişmelerden biri olarak değerlendirilebilir.
Cemil Tugay’ın bu siyasi tercihi AK Parti’ye ne kazandırır, ne kaybettirir; bunu zaman gösterecek. Ancak bizim düşüncemiz açık:
Bu transfer AK Parti’ye faydadan çok zarar verebilir.
Çünkü siyaset sadece isim transferiyle yapılmaz.
Seçmenin verdiği oy, bir kişiye duyduğu güvenin ve beklentinin sonucudur.
Cemil Tugay’ın kendisine oy verenlere ve İzmir’e karşı sorumluluğu vardır.
Kendisini destekleyen seçmenin siyasi tercihini ve beklentisini yok saydığı yönündeki eleştiriler de bu nedenle önemlidir.
İzmir seçmeni ise olan biteni görüyor, izliyor ve not ediyor.
Bugün “Şu partiye geçti, bu partiye katıldı” diye yapılan siyasi hesapların karşılığı sandıkta ortaya çıkacaktır.
Çünkü sandık geldiğinde bütün siyasi transferlerin, bütün siyasi hesapların karşısında tek bir gerçek vardır:
Milletin tercihi.
Bugün Fatma Betül Sayan Kaya’nın savcılığa ifadeye çağrılması, kendisi ve eşinin bu süreç kapsamında ifade verecek olması da kamuoyunun takip ettiği gelişmeler arasında. Hukuki süreçlerin şeffaf biçimde yürütülmesi ve varsa gerçeklerin ortaya çıkması elbette önemlidir.
Fakat bütün bu gelişmeler bize daha büyük bir soruyu sorduruyor:
Siyasetin halka verecek neyi kaldı?
Yaralı bir siyasetin halka vereceği fazla bir şey kalmaz.
Kokan bir tuz, kanayan bir yaraya nasıl fayda vermiyorsa; siyasetin de güveni kaybolduğunda yaptığı her hamle topluma çözüm sunmayabilir.
Bugün AK Parti’nin sandıkta elde edemediği başarıyı siyasi transferlerle telafi etmeye çalıştığı yönündeki değerlendirmeler kamuoyunda tartışılıyor.
Ancak siyasi transfer yapmak, tek başına başarı değildir.
Başarıyı belirleyecek olan yine millettir.
Millet siyaseti not ediyor.
Millet izliyor.
Millet kimin ne söylediğini, dün ne dediğini, bugün ne yaptığını görüyor.
Ve sandık önüne geldiğinde de kendi dersini verecek.
Burada asıl unutulmaması gereken nokta şu:
Seçmen hafızasını kaybetmedi.
Bugün yapılan siyasi hesapların tamamı, yarın sandıkta yeniden seçmenin karşısına çıkacaktır.
Bunun dünyada örnekleri de var.
Ukrayna’da siyasetçilerin ve mevcut siyasi düzenin toplumdaki karşılığı tartışılırken, siyaset dışından gelen bir isim, bir şarkıcı olan Volodimir Zelenskiy, siyasetin merkezine çıktı ve halkın desteğiyle ülkenin cumhurbaşkanı oldu.
Bu örnek bize şunu gösteriyor:
Toplum mevcut siyasetten umudunu kestiğinde, siyasetin dışında yeni bir arayış ortaya çıkabilir.
Türkiye’de de böyle bir arayış olur mu?
Bunu bugünden söylemek mümkün değil.
Ama toplumun siyasete yönelik sabrının, beklentisinin ve tepkisinin mutlaka dikkate alınması gerekiyor.
Çünkü siyaset sadece parti değiştirmek değildir.
Siyaset sadece milletvekili transfer etmek değildir.
Siyaset sadece koltuk hesabı yapmak değildir.
Siyaset, toplumun sorunlarına çözüm üretmektir.
Siyaset, halka umut vermektir.
Siyaset, verilen sözün arkasında durmaktır.
Ve en önemlisi, seçmenin verdiği oya saygı göstermektir.
Bugün tuz kokmuşsa, yara kanıyorsa artık pansuman yetmez.
Yeni bir anlayış gerekir.
Yeni bir siyaset dili gerekir.
Toplumun yeniden güven duyacağı bir siyaset gerekir.
Çünkü millet görüyor, millet izliyor, millet not ediyor.
Sandık geldiğinde bütün bu hesapların son sözünü yine millet söyleyecek.
Siyasetçilerin unutmaması gereken gerçek budur:
Sandıkta son sözü siyasi transferler değil, seçmen söyler.