|
Tweet |
Katılımcılar, kalıcı barışın sağlanabilmesi için yasal güvencelerin oluşturulması, toplumsal katılımın güçlendirilmesi, kadınların müzakere süreçlerinde etkin rol üstlenmesi ve sivil toplumun sürece dahil edilmesinin önemine dikkat çekti.
Konferansın "Türkiye'de Güncel Durum" başlıklı ilk oturumunda konuşan DEM Parti Milletvekili ve İmralı Heyeti Üyesi Prof. Dr. Mithat Sancar, barış süreçlerinde kullanılan dilin ve kavramların belirleyici olduğunu söyledi. Sürecin yalnızca güvenlik ve terör eksenli bir söylemle yürütülmesinin toplumdaki kaygıları artırabileceğini ifade eden Sancar, sürecin "Barış ve Demokratik Toplum Süreci" olarak tanımlanmasının daha kapsayıcı bir yaklaşım olacağını dile getirdi.
Türkiye'nin çatışmadan hukuka ve şiddetten siyasete geçiş sürecinde kritik bir aşamada bulunduğunu belirten Sancar, dünyadaki örneklerden farklı olarak silah bırakmanın sürecin başlangıcına yerleştirildiğini ifade etti. Silahsızlanma ve toplumsal entegrasyonun kalıcı hale gelebilmesi için yasal düzenlemelerin zorunlu olduğunu vurgulayan Sancar, bu tür düzenlemelerin sürece güven sağlayacağını ve yeniden entegrasyonun kapsamlı bir toplumsal dönüşüm gerektirdiğini söyledi.
İHD Eş Genel Başkanı Oya Ersoy'un moderatörlüğünde gerçekleştirilen ikinci oturumda ise Kuzey İrlanda, Bask Bölgesi ve Kolombiya'daki barış süreçleri değerlendirildi.
Kuzey İrlanda deneyimini paylaşan Sinn Féin Yasama Meclisi Üyesi Gerry Kelly, Hayırlı Cuma Anlaşması'nın nihai çözüm değil, barış yolunda önemli bir başlangıç olduğunu belirtti. Tarafların askeri yöntemlerle sonuca ulaşamayacağını görmesinin müzakere sürecini mümkün kıldığını ifade eden Kelly, karşılıklı güvensizliğe rağmen diyalog kanallarının açık tutulmasının sürecin ilerlemesinde belirleyici olduğunu söyledi.
Bask Bölgesi deneyimini aktaran EH Bildu Uluslararası İlişkiler ve Politika Sorumlusu Igor Zulaika Zurimendi ise ETA'nın silahsızlanma sürecinde sivil toplumun üstlendiği role dikkat çekti. İlk müzakere girişimlerinden çıkarılan derslerin ardından sürecin Bask sivil toplumuna devredildiğini belirten Zurimendi, barışın toplumun tüm kesimlerini kapsayan bir anlayışla inşa edildiğini ifade etti. Kalıcı barış için adaletin, hakların ve eşit fırsatların güvence altına alınmasının temel koşul olduğunu vurguladı.
Konferansa çevrim içi katılan siyasetçi ve eski FARC-EP komutanı Victoria Sandino ise Kolombiya'daki barış görüşmelerine ilişkin deneyimlerini paylaştı. Uzun yıllar süren çatışmaların taraflara askeri bir çözüm getirmediğini belirten Sandino, müzakere sürecine yalnızca silahlı tarafların değil, mağdurların, kadın örgütlerinin, yerli halkların, köylülerin ve sivil toplumun da dahil edildiğini söyledi. Kadınların aktif katılımıyla toplumsal cinsiyet perspektifinin ilk kez barış müzakerelerine dahil edildiğini ifade eden Sandino, bunun barış gündemini daha geniş ve kapsayıcı hale getirdiğini kaydetti.
Konferansın son konuşmacısı Muhittin Altun ise silahsızlanma ve yeniden entegrasyon süreçlerinde güvence mekanizmalarının önemine değindi. Demokratik entegrasyonun yalnızca silah bırakmayı değil, toplumsal ve kurumsal dönüşümü de kapsaması gerektiğini belirten Altun, karşılıklı güvenin sağlanabilmesi için haklar ve demokratik mekanizmaları güvence altına alan yapısal değişimlerin gerekli olduğunu ifade etti.
Konferansta yapılan değerlendirmelerde, farklı ülkelerin barış deneyimlerinden çıkarılan ortak sonucun; kalıcı barışın ancak hukuki güvenceler, toplumsal katılım, kadınların etkin rolü ve güçlü bir sivil toplum desteğiyle mümkün olabileceği vurgulandı.