Vali, müesses nizamın il düzeyindeki mücessem temsilcisidir. Dolayısıyla söz ve davranışları, hatta iyi niyeti, ihlası ve duaları dahi devletin hanesine artı olarak yazılır.
Bir vali, bir ilde bir süre görev yaptığı hâlde arkasında hayırla yâd edilecek bir farkındalık oluşturmamışsa günün adamı demektir. Günün adamı; rutin işlere bakan, gerekli imzaları atan, bazı taziye ve düğün programlarına katılan, suya sabuna dokunmayan kimseler için kullanılan bir tabirdir. Kusura bakmayın ama bu vasıftaki bir validen şehrimize hayır gelmez.
Peki, ben bu şehrin valisi olsaydım ne yapardım?
1- Grubu TBMM'de bulunan partilerin il başkanlarını bir kahvaltıda bir araya getirir, aralarında bir ünsiyet peyda olması için makul bir ortam hazırlardım. Söz konusu şehrin menfaatiyse farklılıkları bir kenara bırakıp kenetlenmeleri gerektiğini tavsiye ederdim.
2- Sivil toplum kuruluşlarını organize ederek Diyarbakır Toplumsal Dayanışma Federasyonu adıyla bir federasyon oluşturur, STK'lar arasında platformdan öte, resmî karşılığı olan bir oluşumun teşekkül etmesine önayak olurdum.
3- Her ay evlenen çiftleri kahvaltılı bir programda ağırlar ve onlara birer haftalık aile eğitimi verdirirdim.
4- Muhtarlarla aylık rutin toplantılar yapar, onları dinler ve sorunlarıyla ilgilenirdim.
5- Gençlerle ara ara sohbet saatleri oluşturur, onları dinlerdim. Sorularını cevaplar, sorunlarına çözüm arar ve kendilerine özgüven kazandırırdım.
Ahb-ı Kehf gençlerini onlara rol model göstererek kırıp dökmeden, söz ve davranışlarıyla örnek teşkil edip tarihe not bırakmanın önemine dikkat çekerdim.
6- Dargın olan aileleri, kanaat önderleri ve şehrin âlimleri aracılığıyla barıştırır, zamanla büyüyebilecek sorun ve sıkıntıların önünü kapatırdım.
7- Her yıl lise birincilerini şubat tatilinde bir kahvaltıda bir araya getirir, velileriyle birlikte onları taltif ederdim.
8- Her sene emekli olan vatandaşlarımızla bir araya gelir, emekliliklerini tebrik eder, bundan sonra onlara nasıl katkı sağlayabileceğimi kendilerinden dinlerdim.
9- 639 yılında sahabeler tarafından fethedilen kadim sahabe şehrimiz Diyarbekir'in bir karpuz şehri değil, “Peygamberler ve Sahabe Şehri” olduğunu hatırlatacak; İstanbul, Bursa ve Gaziantep gibi illerimizde kurtuluş veya fetihleri canlandıran uygulamalara benzer şekilde “639 Fetih Panorama” projesini bir an önce hayata geçirirdim.
10- 639 Fetih Panoraması'yla Diyarbakır'ın fethini canlı tutar, 27 Mayıs Diyarbakır Fethi'ni Cumhurbaşkanımızın himayesinde, hatta mümkünse katılımıyla organize ederdim.
11- Talim ve terbiyeye önem verirdim. Bir günde iki işim varsa muhakkak ki bunlardan biri talim ve terbiye olurdu. Dolayısıyla okul, medrese ve Kur'an kursları gibi kurumların daha verimli çalışmaları için daima gayret sarf ederdim.
12- Şehrimizde bulunan bütün okul ve camileri kardeş müesseseler olarak eşleştirir, öğrencilerin ve velilerin her ikisinden de azami düzeyde faydalanmaları için projeler üretirdim.
13- Biri kameraman, diğeri röportaj yapmak için mikrofon tutan iki kişilik bir ekiple bir “Vatandaş Saati” oluşturur, şu sorunun cevaplarını kameraya aldırırdım:
“Şu anda vali karşınızda olsa ne sorardınız?”
Daha sonra bu soruları dinler, vatandaşlara geri dönüş yapardım.
Mesele meseleyi açar; bu maddeleri iki katına da çıkarabilirim. Ancak bu tür çalışmaları yapmayan biri için zihnimdeki düşünceleri dile getirmenin bir anlamı yok sanki.
Birileri diyebilir ki: “Peki, bunun için gerekli finansmanı nereden temin edecektiniz?”
Ben vali olsam ve yanımda kırk hayırsever durmuyorsa o vazifeyi yapmam.
Evet, hayat kısadır. Ne mutlu vaktini hayırlı işlere ayıran kimselere!
İnşallah maksadımı aşan bir cümle kullanmamışımdır. Ancak sessiz kalamadım; çünkü dert konuşturuyor.
Tabii ki 9. ve 10. maddelerdeki önerileri başka bir şehir için farklı önceliklere ayırabilirsiniz.
Selam ve selametle kalın.