Ailesini, toplumu ve ilahî hukuku dengeli bir şekilde bir arada yaşatan kimse salih insandır. O, yeryüzünde Allah’ın halifesi olma sorumluluğunu taşıyan ve hayatı yaşanır hâle getirmek için katkıda bulunan kimsedir. Bu üçlü dengeyi kurarak belirli bir ivmeyle ilerleyen kimselerden olmak, emek ve disiplin ister.
Ehl-i hikmetin dediği gibi, bir mümin için ilim lazım, amel lazım, ihlas lazım. Bu üç unsur öyle iç içe geçmiştir ki birinin yokluğu, diğerlerinin varlığını anlamsız kılar.
Günümüz dünyasında çalıştay, SWOT analizi, stratejik eylem planı gibi kavramlar, hayatın kalitesine katkı sağlayan önemli araçlardır. Gelin, dikkatimizi toplayıp bu kavramların ne anlama geldiğini, neden önemli olduklarını ve bunlardan nasıl faydalanabileceğimizi hep beraber anlamaya çalışalım.
Hayatın çetrefilli hâle geldiği bu dünyada gerçekten başarılı bir iş yapmak istiyorsak şu üç kavramla tanışık olmamız gerekir.
İnşirah Suresi'nden Hayata Bir Mesaj
İnşirah Suresi'nde Yüce Allah (cc), “Boş kaldığında hemen başka bir işe koyul ve Rabbine yönel.” buyuruyor. Aslında ayette geçen ve genellikle “dikil” şeklinde tercüme edilen “fenseb” kelimesi birden fazla anlam taşımaktadır. Bu bağlamda kelimeyi, bir işe yönelmek, gayret göstermek ve işi gerektiği şekilde düzenlemek olarak anlamak mümkündür.
Nitekim Arapçada saatin ayarlanmasını ifade eden “insibissaati” gibi kullanımlar da bulunmaktadır. Buradan hareketle, hayatımızı gelişigüzel değil, bir düzen ve plan dâhilinde sürdürmemiz gerektiğini söyleyebiliriz.
Peygamberimiz (sav), “İki günü eşit olan ziyandadır.” buyuruyor. Dolayısıyla Müslümanlar hem dünyevi hem de uhrevi açıdan bir adım önde olmayı hedeflemelidir. “Kıyametin kopacağını bilseniz, elinizdeki fidanı dikin.” diyen bir peygamberin ümmetine tembellik hiç yakışır mı?
Kimileri bu hadisi ağaca verilen değerin bir göstergesi olarak anlamlandırsa da hadis, en imkânsız durumda bile umutlu olmayı, ileri görüşlü ve vizyon sahibi olmayı da öğretmektedir.
Öyleyse Müslüman, yalnızca bugünü kurtarmayı değil, yarını inşa etmeyi de düşünmelidir. Bunun yolu ise bilinçli gayret, planlı çalışma ve süreklilikten geçmektedir.
Çalıştay: Ortak Akılla Çözüm Üretmek
Çalıştay, belirli bir konu üzerinde başarılı olmak için neler yapılması gerektiğinin ele alındığı, küçük gruplar hâlinde beyin fırtınası yapılarak fikirlerin ortaya konulduğu ve bunların maddeler hâlinde sistemleştirildiği bir çalışma yöntemidir.
Çalıştaylarda amaç, yalnızca fikir üretmek değildir. Farklı bakış açılarını bir araya getirerek sorunları daha iyi anlamak, çözüm önerileri geliştirmek ve uygulanabilir sonuçlara ulaşmaktır.
Bir meseleye tek kişinin penceresinden bakmak yerine farklı bilgi, tecrübe ve imkânları bir araya getirmek, daha sağlıklı sonuçlara ulaşmamıza yardımcı olur.
SWOT Analizi: Güçlü ve Zayıf Yönlerimizi Tanımak
SWOT analizi, bir çalışmayı yürütürken güçlü ve zayıf yönlerimizi, önümüzdeki fırsatları ve karşılaşabileceğimiz tehditleri belirlememizi sağlayan bir yöntemdir.
Çalıştayda ortaya konulan fikirler doğrultusunda şu sorulara cevap aranır:
Güçlü taraflarımız nelerdir?
Zayıf taraflarımız nelerdir?
Önümüzde hangi fırsatlar bulunmaktadır?
Karşılaşabileceğimiz tehditler nelerdir?
Zayıf yönlerimizi nasıl güçlendirebiliriz?
Tehditleri nasıl bertaraf edebiliriz?
Bu sorulara verilecek cevaplar, elimizdeki imkânları daha iyi değerlendirmemizi ve eksiklerimizi gidermek için somut adımlar atmamızı sağlar. Çünkü insanın ya da bir kurumun kendi durumunu doğru tespit etmeden başarıya ulaşması oldukça zordur.
Stratejik Eylem Planı: Hedefleri Uygulamaya Dönüştürmek
Stratejik eylem planı, SWOT analizinde yapılan tespitlerin kısa, orta ve uzun vadeli hedefler doğrultusunda projelendirilmesidir.
Bu plan hazırlanırken gerekli finansman, çalışmaları yürütecek insan gücü ve ekip belirlenir. Yapılacak işler aşamalara ayrılır; her aşamanın ne zaman tamamlanacağı, kimler tarafından yürütüleceği ve sonuçların nasıl ölçüleceği ortaya konulur.
Böylece hedefler, yalnızca temenni olmaktan çıkar ve takip edilebilir bir çalışma programına dönüşür.
Unutmayalım ki böyle bir çalışma kişilere, ailelere, beldelere, kurum ve kuruluşlara gereklidir. Hatta hayatın her alanında daha verimli, daha düzenli ve daha kalıcı sonuçlar elde etmek isteyen herkesin bu yöntemlerden faydalanması mümkündür.
Peki, Biz Neredeyiz?
Ben şimdiye kadar bu modern çalışma yöntemlerinin nasıl uygulanabileceğini ve neden bu kadar önemli olduğunu üç defa öğrendim. Ancak ne hikmetse, ne duyarlı vatandaşlar nezdinde ne de kendilerine dava adamı adını veren kimseler arasında bu konuda ciddi çalışmalar yapıldığına pek şahit olmadım.
Oysa bir davaya gönül vermek, yalnızca iyi niyet taşımakla ya da güzel sözler söylemekle sınırlı değildir. Davanın gerektirdiği sorumlulukları yerine getirmek, imkânları doğru kullanmak, eksikleri görmek ve geleceğe yönelik hazırlık yapmak da gerekir.
Bu tür planlı çalışmaları siyaseten AK Parti nispeten yapıyor ve bu durum siyasi başarısına da yansıyor. Ancak bir yandan kazanırken diğer yandan kaybediyoruz. Çünkü siyasi başarı konjonktüreldir; toplam kalite ise uzun erimlidir.
Siyasi şartlar değişebilir, dengeler farklılaşabilir. Fakat bilgiye, liyakate, istişareye, kurumsal hafızaya ve planlı çalışmaya dayanan bir kalite anlayışı uzun vadede kalıcı sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle meseleye yalnızca kısa vadeli başarılar açısından değil, uzun vadeli kazanımlar bakımından da yaklaşmalıyız.
Planlı Çalışma, Kalıcı Başarı
Stratejik eylem planı hazırlanırken gerekli finansman ve çalışabilecek insan gücü belirlenmeli; görev dağılımı yapılmalı ve çalışmaların aşama aşama ölçülebileceği bir sistem kurulmalıdır.
Bir hedef belirleyip gerisini zamana bırakmak yeterli değildir. Hedefe ulaşmak için hangi adımların atılacağı, hangi kaynakların kullanılacağı, kimlerin sorumluluk üstleneceği ve sonuçların nasıl değerlendirileceği önceden düşünülmelidir.
Bakınız, Siyonist hareketin tarihî süreçte kongreler düzenleyerek hedeflerini belirlediği, kararlar aldığı ve bunları uygulamaya çalıştığı bilinmektedir. Bu tecrübe, planlı ve örgütlü hareket etmenin sonuçları üzerinde düşünmemiz gerektiğini göstermektedir. Bizim de bu tür organizasyonların karşısında daha nitelikli kongreler, daha güçlü istişare mekanizmaları ve daha etkili eylem planları ortaya koymamız gerekir.
Üstelik iletişim imkânlarının gelişmesi ve bilgiye erişimin kolaylaşması bizim için önemli avantajlardır. İnşallah, 38 kongreye ihtiyaç duymadan, belki sekiz nitelikli kongreyle daha etkili sonuçlar elde edebiliriz. Onların seksen yılda başardıklarını biz de daha kısa sürede başarmayı hedefleyebiliriz. Zira bizim sekiz yıl bile beklemeye tahammülümüz yoktur.
Ancak burada asıl önemli olan, yalnızca kongrelerin sayısı değildir. Önemli olan; ortaya konulan hedeflerin gerçekçi olması, kararların uygulanması, sonuçların takip edilmesi ve gerektiğinde yeni şartlara göre güncellenmesidir. Aksi hâlde en güzel kararlar bile kâğıt üzerinde kalmaya mahkûmdur.
“Ben Bilirim” Anlayışından İstişare Kültürüne
Yazımızın ana temasına dönerek bir kez daha ifade edelim: Artık “Ben bilirim.” anlayışıyla iş yapmanın zamanı değildir. Ortak akıl, kültürümüzdeki adıyla istişare, başarının vazgeçilmez unsurlarından biridir.
İstişareyi yalnızca bir araya gelip fikir alışverişinde bulunmak olarak görmemeliyiz. Onu, çalıştaylarla fikir üretmeye, SWOT analizleriyle mevcut durumu değerlendirmeye ve stratejik eylem planlarıyla hedefleri uygulamaya dönüştüren sistemli bir süreç olarak ele almalıyız.
Duyarlı vatandaşlar ve gayretli Müslümanlar olarak kendimize şu soruyu sormalıyız: İyi niyetimizi, inancımızı ve gayretimizi daha verimli, daha planlı ve daha kalıcı sonuçlara nasıl dönüştürebiliriz?
Bunun cevabı; ilim, amel ve ihlası bir arada tutmakta, istişareye önem vermekte, ortak aklı işletmekte ve hedeflerimizi somut eylemlerle desteklemektedir.
Unutmayalım ki salih insan olmak, yalnızca kendimiz için iyi bir hayat kurmak değil; ailemize, toplumumuza ve insanlığa faydalı olabilmek için de sorumluluk üstlenmektir. Bu sorumluluğu hakkıyla yerine getirmek ise gayretin yanında disiplin, planlama ve süreklilik ister.
Vesselam.