İnsanın hayatta olmasını sağlayan, iç ve dış duyguların taşıyıcısı olan, insanın ahlaki niteliklerine içerik kazandıran, ölümden sonra da varlığı devam eden özü, anlamında bir kavramdır.
Hayat, nefes, kan, asıl, zat, beden ve ruh gibi anlamları vardır.
Nefis maddi bir öze sahip olmayan, ruhani bir cevherdir. Maddeden soyutlanarak düşünme niteliği taşır. Nefis, cismani değil ancak cisimle birlikte bedendir ve bedenden bağımsız olarak, etkinliğini sürdürür. Özü gereği; akıldır. İnsanın aklı yönü nefse, maddi yönü bedene karşılık gelir. Nefis, beyinde güç, kalpte fiildir. İnsanın, zahiri ile batını, dünyevi ve uhrevi duyguları, manevi ve akli melekeleri, maddi ihtiyaçları, arzu ve hevesleri, kendi öz varlığı, kişiliği, ruh ve can, hayat ve hayatın ilkeleri, beden ve bedenden kaynaklanan kötülükleri ve süfli, arzularıdır.
Nefis, kalbi kötülüklerin, ilahi emirlere zıt isteklerin, günaha iten düşüncelerin kaynağıdır.
‘İnsanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz.’ (Kaf 16) ayeti mucibince insana vesvese veren, nitelikteki özdür. Duyu organları vasıtasıyla insanı bedeni zevklere, dünyevi menfaatlere yönlendiren şer odağıdır. İyilikle kötülüğün mücadele alanıdır. ‘Nefsimin şerrinden sana sığınırım’ hadisi şerifi gereğince şerrinden Allah'a sığınılması gereken bir düşmandır. ‘Nefsimi temize çıkaramam. Çünkü Rabbimin acıyıp koruduğu hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emredicidir.’ (Yusuf. 53) ‘Sana gelen iyilik Allah'tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir.’ (Nisa 79) ayetlerinde belirtildiği gibi kötülükleri teşvik eden, bir iç dinamiktir. ‘Hevasını (kötü duygularını) Tanrı edinen ve Allah'ın da bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını, kalbini mühürlediği, gözünün önüne perde çektiği kimseyi gördün mü?’ (Casiye 23) Ayetinde anlatıldığı gibi dünyevi arzularını, hayatın merkezine yerleştirenlerin, heva ve heveslerini ilah edinenlerin, kalpleri, anlama, kulakları işitme, gözleri görme vasfını kaybeder. Bu sebeple Muti Razi'nin deyimiyle: ‘Dağı tırnaklarla kazmak, nefse yerleşmiş olan hevayı kaldırmaktan daha kolaydır.’
‘Ey Davut! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında adaletle hükmet. Heva ve hevesine uyma, sonra bu seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu Allah'ın yolundan sapanlara hesap gününü unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır.’ (Sad 26) Bu demektir ki heva ve hevesleri peşinde bir hayat sürdürenler için dünyada zillet, ahirette ise çetin bir azap mutlaktır.
Haset de nefsani bir sıfattır. Misal babında Kuran anlatımı ile Âdem aleyhisselamın iki oğlunun takdim ettikleri birer kurbandan, birisinin ki kabul edilip, diğerinin ki kabul edilmeyince, takdim ettiği kurbanı kabul edilmeyen kardeş haseti yani kıskançlığı yüzünden andolsun seni öldüreceğim deyince kurbanı kabul edilen kardeş; ‘Allah ancak sakınanları kabul eder dedi.’
‘Nihayet nefsi onu, kardeşini öldürmeye itti, Onu öldürdü. Bu yüzden kaybedenlerden oldu.’ (Maide 30)
Aynı şekilde Yusuf aleyhisselam'ın kardeşlerinin ‘nefisleri, kötü bir işi kendilerine güzel göstermesi sonucu.’ (Yusuf 18) Hasetleri yüzünden Yusuf aleyhisselamı kuyuya attılar.
Ancak Allah'ın takdiriyle Mısır azizi olan Hz. Yusuf ile. Kıtlık yüzünden buğday almak için Mısır'a giden kardeşleri karşılaştılar. Yusuf aleyhisselam onları bildi. Ve istedikleri buğdayı verdi ve onlara; bundan sonra baba bir kardeşleri ile birlikte gelmelerini, aksi halde buğday alamayacaklarını tembihledi.
Kardeşi gelince onu yanında tutmak için Kral’ın su kabını onun yüküne yerleştirdi. Yapılan aramada su kabı kardeşinin yükünde çıkınca. Diğer kardeşler ‘Eğer o çaldıysa? Daha önce onun kardeşi de çalmıştı.’ (Yusuf 77) Diye. Yusuf aleyhisselama iftira ettiler.
Kuran’ın bu anlatımlarından anlaşılıyor ki haset eden canın, malın, bütün nimetlerin düşmanı olması yanında, müfteridir. Dolayısıyla haysiyet düşmanıdır. Şerrinden Allah'a sığınılması gereken hasta ruhlu bir zalimdir. Haset, Allah'ın takdirine ve yaptığı taksimata rıza göstermemektedir. Tevhidin, özüne ters düşen, kalbin saflığını kirleten, ‘ateşin odunu yakıp yok ettiği gibi iyi amelleri yok eden.’ (Hadisi şerif). Çirkin huyların en zararlılarından olan kalbi bir hastalıktır.
Haset edenin karnı doymaz, cebi dolmaz, gözü daralır, yüzü gülmez uykusu kaçar, düşmanlığı ve ağrısı devamlı olur.
Nefis, yeryüzünde ululanmak isteyen, mutlak güç sahibi, zannı ile emrederim, itaat ederler diyen, haddini aşan, bu yüzden cüz-i irade alanına müdahale, hak ve yetkisini kendisinde gören, bir anlayışın sahibidir. Bu hal kalbi fesada vermek, dini zaafa uğratmak, Yüce Allah ile azamet yarışına kalkışmaktır. Aşırı kibirdir. Her şeyi kendi hükmü altına almaya yöneliştir.
Kudret ve celal sahibi olan Yüce Allah’ın, her cebbarı zelil, her mütekebbiri hakir edeceğini, akletmemektir. Allah'ın yeryüzündeki halifesi olduğundan gafil olmaktır. Bu sebeple hükümranlığı Allah adına kullanmayı düşünmemektir. Hür düşünce ve düşünce hürriyetine karşı saygısızlıktır. Meddahlarının dostu, dik duruşlu olanların can düşmanı olmaktır. İşleri olduğundan fazla göstermek, çok kısa zamanda çok büyük işler başardık iddiasıyla hakikati perdelemektir. İnsanlar arasına kin ve nefret tohumları ekmek, öç alma duygusunu körüklemek, toplumsal barışı bozmaktır. Nefsi muhasebe nefsi muhakeme, nefsi murakabe gücünü kaybetmektir. Öfkesine diline, eline hakimiyetten uzaklaşmaktır.
Nefsin bu sıfatının en baskın hali, kanla darbeyle iktidara sahip olan, devrimci ve zalim diktatörlerde tezahür eder. Nitekim Kur'an anlatımıyla, Tanrılık iddiasında bulunan, iktidarı için tehlike olarak değerlendirdiği Beni İsrail'in erkek çocuklarını katleden Firavun da çok zalim, pek zorba bir diktatördü. Süreç içerisinde Yüce Allah’ın ‘Firavuna git, çünkü o tuğyan (azgınlık) etti.’ (Naziat 17). Vahyi mucibince Musa aleyhisselam Firavunu, ‘Allah sizin de rabbiniz, daha önceki atalarınızın da rabbidir.’ (Şura 26) ikazı ile uyardı.
Firavun, ‘Benden başkasını tanrı edinirsen andolsun ki seni zindana kapatılmışlardan ederim.’ (Şura 29). Diyerek Hz Musa'yı tehdit etti ve nefsi onu ilahlık iddiasında bulunmaya yöneltti. Adamlarını topladı onlara ben sizin yüce rabbinizim şeklinde hitap etti.
Musa aleyhisselam ona apaçık bir delille ve pek büyük bir mucize gösterince onu bir büyücü veya bir deli diye nitelendirdi. Musa aleyhisselam ile yarıştırmak için bütün bilgili sihirbazların toplanmasını istedi. Nihayet Bayram günü kuşluk vakti. ‘İnsanların toplandığı zaman. Musa aleyhisselam ile sihirbazlar yarıştılar. Hazreti Musa üstün gelince sihirbazlar secdeye kapanıp ‘Harun'un ve Musa'nın Allah'ına iman ettik’ dediler.’ (Taha 70) ‘Andolsun biz ona Firavuna delillerimizin hepsini gösterdik. Yine de yalanladı ve diretti.’ (Taha 56) Ayetince iman etmekten kaçınan firavun ‘Ben size izin vermeden ona inandığınız için şimdi ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve sizi hurma dallarına asacağım.’ (Taha 71) tehdidinde bulundu. Çünkü o ilahlık iddia eden bir diktatör ve diktatör olduğu için de bir zalimdi.devamı yarın