Bugun...


Halit Eşkan

facebook-paylas
Milli Eğitim ve Muallim-1
Tarih: 31-08-2026 00:02:00 Güncelleme: 31-08-2026 00:02:00


 

Eğitim, inanç bütünlüğü temelinde milli ve manevi değerlerini, örf ve adetlerini benimseyen ve koruyan, inanç ideali olan, ortak benliği (kimliği) oluşturan, aidiyetleri özümseyen ve bunu toplumsal düzeyde ifade eden, sonraki kuşaklara aktarmayı vazife bilen, beşeri münasebetlerinde adabı muaşeret kurallarına uyan, büyüklerini sayan, ecdadını rahmet ve minnetle anan, küçüklerine karşı muhabbetle davranan, talim ile terbiyenin bilim ile ahlakın birlikte tahsil edilmesinin önemini idrak eden, zorla değil, seve seve iyilik yapan ve istediğini yapmakta hür olan, toplumsal dayanışma ruhunu yaşatan, sosyal hayatta sorumluluk üstlenen, toplumun yaşayan değerlerine hak ve hukuka, düşünceye ve fikirlere bilime saygılı olan, özgüven sahibi ve bu esasta kendisini ifade etme hakkını kullanan, aklen irfanen, kültür, (kültür) vicdanen hür ve ahlaken mazbut olan, bütün gücünü ve kabiliyetlerini kendisinin ve toplumun insanlığın mutluluğuna faydalı şekilde mümkün olan en iyiye doğru geliştirmeyi gaye edinen, manevi olgunluk sahibi, nesillerle birlikte bilim insanlarını yetiştirmeyi hedefleyen etkinliklerin bütününü kapsayan bir süreçtir. Bu sürecin en önemli aktörü devlettir, yönetimdir. Çünkü devlet eğitimi programlayan ve planlayan bir organdır. Yönetim, eğitim ve öğretimi programlarken bir millet için hayırlı olanın başka milletleri taklit etmeden yalnız kendi özünden ve ihtiyaçlarından ortaya çıkan, değerleri olduğunun şuurunda olmalıdır. Yani mukallit olmamalıdır. Zira taklitçilik kendi benliğinden uzaklaşma ve yozlaşmadır. Aklını başka bir akla tabi kılma zilletidir. Sonuçta akıllı olma vasfını kaybetmektir yani ahmaklıktır. Bu sebeple yönetim, eğitimi, toplumun irfanı, kültürel değerlerine yani dinine örf ve adetlerine, tarihine, ahlak ve maneviyatına bağlı kalacak ve bu değerleri hayata geçirecek, ehliyet ve liyakat sahibi, adil, güvenilir ve ideal olan ve ihtiyaç duyulan mümtaz şahsiyetli insanların yetişmesini gerçekleştirecek şekilde planlanmalıdır. Bu planlamada sorumlulukla birlikte hür düşünce ve düşünce hürriyeti her türlü baskıdan ve korkudan emin olmalıdır. Böyle bir ülkenin insanları riyakârlıktan uzak olup, ötekine yönelişleri boyun eğerek değil, başları dik şekilde olur. Bu sebeple namuslu fikir adamı için etkin sınıfın meddahlığını yapmadan, ilmin haysiyetine uygun olarak, hukuka saygılı ve aynı zamanda hak ve hukukun savunucusu olmak, abeste direniş yerine hakikate teslimiyet namus borcudur.

Esasen emanetleri ehline vermek, insanlar arasında adaletle hükmetmek, hükümranlığı Allah adına kullanmak, saygın devlet olmanın mutlak şartıdır. Çünkü genel esasları ile hayati tanzim etme hakkı insanı ve hayatı yaratan Allah'a ve onun habibi resulüne aittir. Bu sebeple cüzi irade alanına müdahale hakkını veya yetkisini kendisinde gören yönetim anlayışı, ilahi yetkiye ortak olmak isteğiyle eş değerdir.

Bu anlayışta kanunlar insanlar için değil, insanlar kanunlar içindir ki bu da batıldır. Çünkü hukukun vicdanlarda saygınlık kazanması ancak ve ancak Allah korkusuyla mümkündür. Yoksa devlet korkusuyla değildir.

Yüce Allah her şeyi insan için insanı kendisi için yaratmış ve onu halifelik göreviyle yükümlü kılmıştır. Bu gerçeği idrak edemediği için inkâr eden, bu yüzden günaha dalıp tövbe etmeyi akıl etmeyen, marufu (iyiyi) tanımaz ve münkeri (kötüyü) reddetmez hale gelen, sonuçta kalpleri katılaşan ve Kur’an ifadesiyle ‘Yüce Allah tarafından kalpleri ve kulakları mühürlenen, gözleri perdeli olan, hakikati yalanlayan, iyiliği hep engelleyen, zandan başka bir şeye tabi olmayan, yalandan başka söz söylemeyen, insanları Allah yolundan saptırmayı meslek edinen, dinsizliği fikri bir üstünlük alameti şeklinde algılayan, dini terakkiye (yükselme) mânidir diyen, kendi irfanı (kültürel) değerlerine kör bir taassupla karşı çıkan, ruhları vatan değiştirmiş olmaları yüzünden, başka milletlerin mukallidi olmayı üstünlük olarak niteleyen, onlar karşısında hep başları eğik ve belleri bükük duran, efendilerinden öğrendiklerini, kendi anlayışlarına göre topluma dayatan, kendilerini azim, halkı hor ve hakir gören, müfsit, (bozguncu) oldukları halde ıslahatçı olduklarını iddia eden, layık olmadıkları şeyler peşinde koşan, devletin bütün imkanlarından yararlanarak, sefih bir debdebe içinde yaşayan, çalıp çırpan, helal haram demeden yiyip yutan, ayrıca bir de soysuzlukla damgalanmış, şahsiyetsiz, devrimci, yobaz, kaba ve haşin bağnaz olan, kendi ideolojilerini her şeye hakim ve her şeyi tayin eden bir tanrı gibi topluma dayatan, efendilerinin emri doğrultusunda hile ile yönetime cebren el koyan, bu ihanetleri yüzünden efendilerince alenen veya perde arkasında takdir edilen, meddahlarından başkasına hürriyet hakkı tanımayan, konuşmayı ve yazmayı yasaklayan, hür ilim ve ilmi hürriyeti, hür ahlak ve ahlaki hürriyeti, hür adalet ve adil hürriyeti tanımayan, yüksek bir nam ile anılmak için milli kurtuluş ve selameti, materyalizm ve dinsizlikle temellendiren, bu bağlamda toplumun bir kesimini potansiyel suçlu veya düşman kabul eden, insanların eğitim haklarını ellerinden alan veya engelleyen, tahsil hayatını cehalete dönüştüren, yükselen her feryadı kendilerine yönelik bir tehdit olarak algılayan, kendileri gibi düşünmeyenlerden nefret eden, kan, gözyaşı ve zulme dayalı icraatlarını liyakatsiz ehliyetsiz vicdansız, ahlaksız, menfaatçi, riyakar, köle ruhlu, şahsiyetsiz, hukuk tanımayan, dinsiz veya din düşmanı ve milli bünyeyi, kanser hücreleri gibi tahribe memur olan, yargıçlar ve yandaş medya maharetiyle meşrulaştırmak isteyen, ayrıca devlet erkini ellerinde tutmak için her vasıtayı mubah sayan, bir icraat yanlısı ve vesayetçi zalimlerdir.

Esasen dinsizlik ruhi ve fikri bir çöküştür. Dalaletin bataklığıdır. Zira insan ve sosyal hayat dinsiz dolayısıyla ahlaksız ve hukuksuz payidar olamaz.

Yüce Allah'ın ‘Ben cinleri ve insanları bana kulluk etsinler diye yarattım.’ (51/56) ayeti kerimesi ile yaratılandan gaye insanın mümin olduğunun beyanıdır.

Mümin inancından emin olan ve kendisinden emin olunan insandır. Mümin mülkün mutlak maliki Yüce Allah'ın bütün kâinatın hâkim, tabii ve ezeli kanunlarıyla yüce iradesinden başka hiçbir iradeye boyun eğmeden, hükümranlığı Allah adına kullanma, sorumluluğunun şuurunda olan, böylece ahlakın, hukukun, sosyal adaletin tabii koruyucusu ilahi kudretin emirleri doğrultusunda, aklın ve ilmi düşüncenin, hikmetin, hayata hâkim olmasını sağlayan insandır. Bu insanı yetiştirme görevi ise muallimlerin, yani öğretmenlerindir.

Muallim, ilim ve irfan şefkat ve merhamet sahibi olan, ilmi ile amel eden, inanç bütünlüğü esasında ideal nesiller yetiştirmeyi gaye edinen davranışlarıyla örnek teşkil eden talim ve terbiye ordusunun gönül erleridir. Yüce Allah'ın, ‘Yaratan Rabbinin adıyla (besmele) okuyun. İnsana bilmediklerini öğreten ve kalemle yazdıran rabbin ekremdir (en cömert).’ Ayetleri mucibince besmele ile okuyan ve öğrenen Yüce Allah’ın yeryüzündeki halifesi ve ayrıca muallim olarak gönderilen bir peygamberin ümmeti olduğu şuuru ile, öğrencilerine bilmediklerini ve kalemle yazmayı öğreten, olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olan, hoşgörülü mümtaz bir şahsiyettir.

Muallim alanındaki yeterlilik ve liyakati ile orantılı olarak saygınlık kazanacağını akleden, bu sebeple öğrencilerine öğreteceklerinden çok daha fazlasını bilen, eğitim ortamının disiplin ile tesis edilebileceği anlayışı ile davranan, öğrencileriyle olan münasebetlerinde uzaklık içinde yakınlık, yakınlık alanında uzaklık kuralını maharetle uygulayan, akleden, vicdanen ve irfanen hür olan, sorumluluk şuuru ile hareket eden, öfkesini yenen, öfkelendiği zaman adil olan, zorluklar karşısında sabreden, her türlü münakaşadan kaçınan, ikna yöntemini benimseyen bir icraatın uygulayıcısıdır.

Muallim eğitim sürecinde Mevlâna hazretlerinin ‘Şefkat ve merhamette akarsu gibi ol’ sözünü hafızasında canlı tutan bir anlayışla davranmalıdır. Çünkü merhamet sevginin tezahürüdür, affetmektir, hoşgörüdür eşyayı dahi incitmemektir, paylaşmaktır. Merhamet insanlık sermayesi, gönül servetidir, ana kucağı gibidir. Merhamet insana, hayvana, çiçeğe, toprağa hülasa dokunduğu her şeyi hayat veren, girdiği her yeri cennete çeviren, bütün ahlaki ve insani güzellikleri kuşatan, rabbani kaynaklı bir erdemdir. Merhamet bütün canlılara, en çok da insana yakışır. Bu sebeple eğitim görevlisi öğrencilerine çok güçlü ve başarılı olmanın, çok merhametli olmakla elde edilebileceğini, başarılı olmanın sırrının rekabette, kıskançlıkta, bencillikte değil, merhamette iyilikte saklı bulunduğunu, yeryüzündekilere merhamet edildiğinde göktekilerin, meleklerin, Yüce Allah'ın merhametine mazhar olunacağını, bana ne! duyarsızlığı yeri ne, bana düşen ne? Hassasiyetini göstermenin fazilet olduğunu öğretmek çabasında olmalıdır.

Çünkü kafa ile kalp, mal veya makam boyutu ile ilgili konulara odaklanınca, insanın manen gelişmesi mümkün olamayacağı gibi beşerî münasebetleri de menfaat esasına bağlı bir düzeyde kalır. Hırs gelir, kalp katılaşır, göz kararır.

Bu durum sosyal hayatta kıskançlık, üstünlük taslama, kendi amelini beğenme, kibir (kendini başkalarından üstün görme), haset, riyaset ve bu gibi hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olur. O zaman insan, kendisini daha fazla kazanç elde etmeye, hep önde olmaya, daha yüksek makamlarda bulunmaya şartlandırır. Böylece kanaat, merhamet, yardımlaşma gibi insani değerlerden uzaklaşır.

Bu sebeple muallim talebelerini cehaletten ilme, ahmaklıktan ferasete (ileri görüş) gafletten uyanıklığa, nifaktan ihlasa, istismardan hizmete, hıyanetten sadakate, tefrikadan cemaate, hizip ve kavmiyetçilikten ümmet şuuruna yönlendirmeli ve onlara itaat etmeyi öğretmelidir. Çünkü itaat etmeyen egemen olamaz. 

                                                                                                               Matematik Muallimi

                                                                                                                     Halit EŞKAN



Bu yazı 711 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI