Bugun...


Mehmet Şerif Cebe

facebook-paylas
İNSAF
Tarih: 06-06-2026 00:03:00 Güncelleme: 06-06-2026 00:03:00


 

   “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır!” Yani, bir kişi suçlu olduğu halde kendini üste çıkarmaya çalışıyor ya da kendi yanlışlarını görmezden gelip sadece karşısındakini/karşısındakileri suçlu gösterip temize çıkmaya ya da “Zeytin yağı gibi üste çıkmaya” çalışır. Bu gibilere, Nasrettin Hoca gibi, ”Hırsızın hiç mi suçu yok!” demek yerinde ve uygun olur!

   Bugünlerde siyasi arenada alevlenen ve televizyon kanallarını işgal eden konuyu; köşe yazarları arkadaşlarımız, hangi siyasi görüşe sahipse ya da kiminle bir alıp veremediği varsa onunla/onlarla hesaplaşmaya; yanlış ve haksız da olsa savunmaya çalışıorlar! Oysa önemli olan; işimize geleni ya da çıkarımıza uygun olanı, intikam duygularımızı dinleyerek bir görüşü savunmak değil; doğruyu savunmaktır.

   Yani biz tek başımıza da kalsak doğruyu savunmak zorundayız. 

   Kendi arkadaşlarından ve partisinden olan biri:”Ben, onun talimatıyla parayı aldım ve ilgili kişiye teslim ettim!” gibi kesin açık ve tartışılmaz bir ifade kullanıyor! Köşe yazarlarımız ise bu ifade ve itirafları görmezlikten gelerek suç zanlısını (Suçludur diyemiyeceğim gibi; köşe yazarımız da buna doğru değildir diyemeyecek) mağdur göstermeye çalışıp bunun iktidarın yargı üzerindeki etkisiyle oluştuğunu savunuyorlar! Bu tavır gariptir ve ahlaki değildir! Bu köşe yazarları, geçmişteki bir olayı ileri sürüp o gün nasıl ahlaki olmayan bir müdahale olmuşsa bu gün de “mutlak butlan” olayını karşılaştırıp buradan bir yere varacaklarını düşünüyorlar. Bir kere bu olaylar, bırakın aynı olmayı benzer bile değil! Hafızamızı, Haber Türk Gazetesi’nin haberi yardımıyla tazeleyelim:

   “Seçim dönemine, başörtüsü ve laiklik tartışmalarıyla gelinmişti. Ülkenin çeşitli yerlerinde “Cumhuriyet Mitingleri” adıyla geniş katılımlı gösteriler düzenlendi ve iktidar partisinin, kendi siyasal çizgisinden bir ismi cumhurbaşkanlığına seçmesi engellenmek istendi. Seçimin kaderini ise, dört ay önce ortaya atılan 367 tartışmaları belirledi. Anayasa’nın 102. Maddesine göre cumhurbaşkanı seçilebilmek için, ilk iki turda nitelikli çoğunluk (367 oy), sonraki iki turda ise salt çoğunluk (276 oy) aranıyordu. Eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, anayasada belirtilen 367’nin sadece karar yeter sayısı değil, aynı zamanda toplantı yeter sayısı olduğunu ortaya attı. Bu görüşe göre oylamalara en az 367 kişinin katılması gerektiği, aksi halde sonucun geçersiz olacağı iddia edildi. Böylece meclisteki sandalye sayısı 354 olan iktidar partisi, tek başına kendi oylarıyla cumhurbaşkanı seçemeyecekti. Aynı dönemde ana muhalefet partisi lideri Deniz Baykal, iktidar partisinin uzlaşma olmadan kendi adayını çıkarması durumunda oylamalara katılmayacaklarını ve 367 tartışmalarının ciddiye alınması gerektiğini söyledi.

   İktidar partisi Abdullah Gül’ü aday gösterdi. Toplam 361 oy kullanılırken, Abdullah Gül 357 oy aldı. Oylamanın hemen sonrasında, CHP 367 iddiasıyla seçimi Anayasa Mahkemesine taşıdı.

   Aynı günün akşamı Genelkurmay Başkanlığı internet sitesine, daha sonra e-muhtıra olarak anılacak, bir basın açıklaması konuldu. Açıklamada seçimlerde laikliğin tartışma konusu yapıldığı ve Genelkurmayın bu konuda taraf olduğu söylendi. Anayasa Mahkemesi 1 Mayıs’ta verdiğ kararla, 367 iddiasını kabul ederek yapılan birinci tur oylamayı iptal etti. Bunun üzerine 6 Mayıs’ta yapılan iki yoklamada da toplantı yeter sayısının (367) bulunamayışı yüzünden 11. Cumhurbaşkanı seçilemedi.

   Seçimlerden yüzde 47 gibi ezici bir çoğunlukla çıkan AK Parti, bir kez daha 367 sorunuyla karşı karşıyaydı. CHP, yine Meclis’i boykot ederse seçim için yeterli katılım oranı yani 367 yeter sayısı nasıl sağlanacaktı. İşte tam bu notada AK Parti’ye sürpriz destek geldi. MHP “AKP kimi isterse aday gösterebilir. Biz Meclis’e gireriz, 367 sorunu yaşanmaz” açıklamasıyla krizin çözülmesini sağladı. 3’ncü tura 448 milletvekili katıldı ve Gül, 339 oyla 11’inci Cumhurbaşkanı seçildi.”

   “Efendim geçmişte iktidar partisi de mağdur olduğu zaman böyle bir yola başvurmuştu diyorlar. Karşılaştırmalar da insaflı ve ölçülü olmalı ve göz göre göre gerçekler sırf “benim gerçeklerim değil” diye örtbas edilmemeli! Bir kere geçmişteki olay bir tarafın haklı ve suçsuzluğundan ötürü mağdur olduğu; diğer tarafın ise siyasi, askeri ve yersiz endişelerle ona hükmetmeye çalıştığı yani gerçekte bugünkü olayla benzerliğinin olmadığı bir bir olaydan ötürü verilen bir karardır.”diyorlar! Eski deyimle söylersek: “Karşılaştırma yanlış olursa yapılan çıkarım da yanlış olur.”



Bu yazı 1828 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI