seks hikayesi seks hikayesi escort beylikdüzü beylikdüzü escort esenyurt escort avcılar escort esenyurt escort esenyurt escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü travesti beylikdüzü escort şirinevler escort beylikdüzü escort
Bugun...


Nurullah Yiğit

facebook-paylas
MİLLİ GÖRÜŞÇÜYSEK, NEDEN AYRIYIZ?
Tarih: 26-10-2026 00:01:00 Güncelleme: 26-10-2026 00:01:00


 

Kıymetli okuyucularım,

Bugün bir Milli Görüşçü olarak kendimize sormamız gereken zor ama samimi bir soru olduğuna inanıyorum: Aynı kaynaktan besleniyorsak, aynı medeniyet tasavvurundan söz ediyorsak, aynı hocanın rahle-i tedrisatından gelen bir siyasi anlayışı savunuyorsak neden bu kadar parçalıyız?

Kur'an bize birlik olmayı öğretirken, ayrılığın bereket değil zayıflık getirdiğini söylerken; Milli Görüş siyasetinin çocukları neden birbirlerine bu kadar uzak duruyor? Âl-i İmrân Suresi'nin 103. ayetindeki ölçü ortadadır: Allah'ın ipine hep birlikte sarılmak ve parçalanmamak...

Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın siyasi mücadelesinin merkezinde makam kavgasından daha büyük bir düşünce vardı. Ahlak ve maneviyat, adalet, hakkın üstünlüğü, üretim, kalkınma, bağımsızlık ve milletin kendi değerleri üzerinde ayağa kalkması...

Bugün isimler, partilerin tabelaları, genel merkezleri ve kadroları değişmiş olabilir. Fakat kendisini Milli Görüş fikrine yakın gören insanların birbirinden tamamen kopması gerektiğini kim söyleyebilir?

Bugün Yeniden Refah Partisi, Saadet Partisi, Huzur ve Güven Partisi var. Bunun yanında Milli Görüş'ün temel değerleriyle, ahlak ve maneviyat anlayışıyla, adalet düşüncesiyle ve bağımsız Türkiye hedefiyle kendisini yakın gören başka siyasi yapılar ve insanlar da var.

Peki neden konuşamıyoruz, neden aynı masaya oturamıyoruz? Neden geçmişte kimin kime ne söylediğini, kimin hangi makamda bulunduğunu, hangi kongrede kimin kimi desteklediğini milletin geleceğinden daha büyük görüyoruz?

Burada yapılması gereken herkesin kendi kimliğini yok etmesi değildir. Partiler kapatılsın, herkes tek tabelanın altında toplansın da demiyorum. Fikirde müşterek olanların, milletin geleceği söz konusu olduğunda müşterek bir irade ortaya koyabilmesinden söz ediyorum.

Türkiye'nin siyaseti uzun zamandır iki büyük kutup arasında sıkışmış durumda. Bu kutupların dışında kalan milyonlarca insan ise kendisini temsil edecek; ahlakı, adaleti, üretimi, sosyal dengeyi, manevi değerleri ve bağımsızlığı aynı cümlede buluşturabilecek güçlü bir siyasi seçenek arıyor. Belki de tartışılması gereken tam burada üçüncü bir siyasi hattır.

Ancak bu üçüncü hat sadece seçim zamanı yapılan matematik hesabından ibaret olmamalıdır. Üç milletvekili oradan, beş puan buradan hesabıyla kurulacak birliktelik uzun yaşamaz. Önce ilkeler konuşulmalıdır: ekonomi, adalet, ahlak ve maneviyat, Gazze, üretim, faiz düzeni, gençlerin geleceği, çiftçinin hali, emeklinin durumu, aile yapımız ve Türkiye'nin dünyadaki bağımsız duruşu...

Kanaatimce Milli Görüş geleneğinin önündeki en büyük imtihanlardan biri budur. Birlik çağrısı yapmak kolaydır; birlik için makamından, inadından, nefsinden ve geçmişteki kırgınlıklarından vazgeçebilmek zordur.

İslam siyaset anlayışında istişare, ehliyet, liyakat ve emanet vardır. Dolayısıyla kurulacak bir birliktelikte “Benim genel başkanım olsun” kavgası yerine, “Bu emaneti kim daha adaletli ve ehil taşıyabilir?” sorusu sorulmalıdır.

Gerekirse liderler bir masa etrafında oturmalı; geçmişin hatalarını ve sevaplarını önlerine koymalı, birbirlerinin kusurlarını saymak yerine kendi kusurlarını da konuşabilmelidir. Sonunda aralarından en fazla güven veren, en kuşatıcı, en samimi ve bu yükü taşıyabilecek isim üzerinde istişare edebilmelidirler.

Çünkü dava şahıslardan büyüktür. Tabela davadan büyük değildir. Makam da milletin geleceğinden büyük değildir.

Yeniden Refah Partisi'nin, Saadet Partisi yöneticilerinin, Huzur ve Güven Partisi'nin ve kendisini bu düşünce dünyasına yakın hisseden diğer siyasi yapıların önünde tarihî bir sorumluluk durmaktadır: Ayrı ayrı haklı çıkmak yerine ortak doğrularda buluşabilmek.

Elbette böyle bir birlikteliğin kolay olmayacağını biliyorum. Siyasi geçmişler farklıdır, kırgınlıklar ve fikir ayrılıkları vardır. Hatta bazı temel konularda ciddi görüş farklılıkları bulunabilir. Bunlar görmezden gelinmemelidir. Çünkü gerçek birlik, farklılıkları halının altına süpürmek değil; onları açıkça konuşabilecek bir ahlak ve olgunluk meydana getirmektir.

Fakat bütün farklılıklara rağmen ortak bir zemin kurulabiliyorsa, Türkiye açısından yeni bir siyasi seçeneğin tartışılması da son derece tabiidir. Aksi hâlde her yapı kendi küçük alanında haklılığını anlatmaya devam eder; fakat toplamda siyasi etkileri giderek küçülebilir. Günün sonunda herkes “Biz haklıydık” derken millet başka adreslere yönelir.

Milli Görüş sadece geçmişi anlatan nostaljik bir hatıra olacaksa zaten konuşacak fazla bir şeyimiz yok. Ama hâlâ yaşayan bir fikir, bir medeniyet iddiası ve Türkiye için bir gelecek tasavvuru olduğunu söylüyorsak bunun gereğini de göstermek zorundayız.

Bugün belki de yeni bir partiye değil; yeni bir kardeşlik hukukuna, yeni bir istişare kültürüne ve ortak bir siyasi iradeye ihtiyaç vardır.

Erbakan Hoca'nın mirasına sahip çıkmak yalnızca onun fotoğrafını duvara asmakla olmaz. Onun ortaya koyduğu ahlak, bağımsızlık, adalet ve millet anlayışını bugünün şartlarında yeniden üretebilmekle olur.

Milli Görüş birbirine küs insanların hatırası değil, ortak değerlerde buluşabilen insanların geleceği olmalıdır. Birlikten söz ediyorsak önce kendi aramızdaki duvarları yıkabilmeliyiz. Aksi hâlde başkalarına birlik çağrısı yaparken kendi parçalanmışlığımızla yüzleşmek zorunda kalırız.

Bazen tarih insanlara ikinci bir fırsat verir. Fakat siyaset, kaçırılan fırsatların sonsuza kadar beklediği bir yer değildir. Bugün aynı kökten gelenlerin önündeki tercih de budur: Ya ortak değerler etrafında yeni bir söz söylemek, ya da ayrı ayrı küçülerek aynı geçmişi anlatmaya devam etmek.

Kararı kişiler değil, ilkeler belirlesin. Nefis değil, istişare konuşsun. Makam değil, millet kazansın. Ve Milli Görüş, adının taşıdığı sorumluluğa yeniden yakışır hâle gelsin.

Nurullah YİĞİT



Bu yazı 318 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI