|
Tweet |
Çok yakın zamanda Diyarbakır-Şanlıurfa yolu üzerinde PTT AŞ'ye ait çok değerli kupon arsanın değerinin çok altında ihale edildiğine ilişkin haberler kamuoyunda tartışılırken, Osmanlı Devleti'nden miras kalan ve toplumun hafızasında önemli bir yere sahip olan PTT'nin geleceği yeniden gündeme geldi. Kamuoyunda, "Acaba PTT miadını doldurdu diye kapatılacak mı?" sorusu yüksek sesle dile getiriliyor.
Türkiye Varlık Fonu'na devredildiği 2018 yılından bu yana kapsamlı tasarruf tedbirleri uygulayan PTT AŞ, ülke genelinde 200'ü aşkın şubesini kapattı, çalışan sayısını ise yaklaşık 38 bin seviyesinden 22 binlere kadar düşürdü. Kurumsal yapıda ciddi küçülmeye gidilmesine rağmen kurumun zarar etmeye devam etmesi dikkat çekiyor.
Şirketleşme modeliyle faaliyetlerini sürdürmeye çalışan PTT AŞ'nin, Osmanlı Devleti döneminde kurulan ve uzun yıllar kâr eden köklü bir kurum olmasına rağmen, 2018 yılından sonra neden sürekli zarar ettiği sorusu kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor.
İddialara göre yalnızca son yedi yılda toplam zararı 13 milyar TL'yi aşan PTT AŞ'de yeni bir reorganizasyon süreci hazırlanıyor. Tasarruf tedbirleri kapsamında tüm illerde faaliyet gösteren Başmüdürlüklerin kaldırılarak yerine "Bölge Müdürlükleri" sisteminin kurulmasının planlandığı belirtiliyor. Bu yapısal değişikliğin kurumun mali sorunlarına çözüm olup olmayacağı ise merak konusu.
Edinilen bilgilere göre reorganizasyon kapsamında mevcut personelin bir bölümünün özlük hakları ve çalışma statülerinde değişiklik yapılması da gündemde bulunuyor. Havuz sistemine alınacak personele üç farklı kamu kurumu önerileceği, tercih yapanların seçtikleri kuruma, tercih yapmayanların ise resen atanacağı ifade ediliyor.
Ancak bu uygulamanın kurumlar arası uyum, mevzuat farklılıkları, çalışma barışı ve personelin verimliliği açısından nasıl sonuçlar doğuracağı konusunda soru işaretleri bulunuyor. Uzmanlar, farklı kurumlara gönderilecek personelin yeni görevlerine ne kadar uyum sağlayabileceğinin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Kamuoyunda ayrıca, Osmanlı'dan miras kalan bu tarihi kurumun da geçmişte özelleştirme veya reorganizasyon süreçleri sonrasında el değiştiren ya da yapısı değişen diğer kamu kurumlarının akıbetini yaşayıp yaşamayacağı yönünde endişeler dile getiriliyor.
Öte yandan kurumun son yıllarda oluşan milyarlarca liralık zararının sorumluluğunun kimlere ait olduğu ve bu zararın nasıl karşılanacağı da tartışma konusu olmaya devam ediyor. Kamuoyunda, oluşan zararların yeniden "görev zararı" olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği ve mali yükün dolaylı olarak vatandaşın omuzlarına yüklenip yüklenmeyeceği yönünde sorular gündeme getiriliyor.
Haber: İhsan Yaşar