Bu ülke çok şey yaşadı.
Acılar yaşadı, kayıplar verdi, gözyaşı döktü.
Yıllarca aynı topraklarda yaşayan insanlar birbirlerinin acısını uzaktan izledi. Anneler evlatlarını bekledi, gençler toprağa düştü, şehirler ağır bedeller ödedi.
Ben Diyarbakır'dan baktığımda şunu çok açık görüyorum:
Artık bu ülkenin yeni acılara değil, yeni bir başlangıca ihtiyacı var.
Bugün önümüzde belki de uzun yıllar sonra yakaladığımız önemli bir fırsat bulunuyor.
Meclis'te komisyon kuruldu. Siyasi partiler aynı masa etrafında oturdu. Silahların bırakılması için adımlar atıldı. Ardından yasal düzenlemeler yapıldı.
Elbette her şey çözülmüş değil.
Hala cevap bekleyen sorular, giderilmesi gereken kaygılar ve atılması gereken adımlar var.
Ama ben şuna inanıyorum:
Barış, bütün sorunların çözüldüğü gün başlamaz. Sorunları silahla değil konuşarak çözmeye karar verdiğimiz gün başlar.
Bu nedenle bugün siyasete büyük sorumluluk düşüyor.
İktidarıyla muhalefetiyle herkes günlük siyasi hesaplarını bir kenara bırakabilmeli.
Çünkü barış bir partinin seçim kazanmasından çok daha büyük bir meseledir.
Barış; Diyarbakır'daki annenin de Trabzon'daki annenin de oğlunun yarınından korkmamasıdır.
Barış, bir gencin eline silah değil kalem almasıdır.
Barış, dağlara gençlerin değil turistlerin gitmesidir.
Barış, bu ülkenin parasının çatışmaya değil fabrikaya, okula, hastaneye, üretime ve istihdama harcanmasıdır.
Ve en önemlisi barış, birbirimizi değiştirmeye çalışmadan birlikte yaşayabilmektir.
Kürt'ün Türk'e, Türk'ün Kürt'e kendisini ispatlamak zorunda olmadığı bir Türkiye kurabilmeliyiz.
Kimsenin kimliğinden, dilinden, memleketinden dolayı ötekileştirilmediği; herkesin kendisini bu ülkenin eşit yurttaşı olarak gördüğü bir Türkiye...
Bence gerçek kardeşlik tam olarak budur.
Geçmişi elbette unutmayacağız.
Şehitlerimizi de unutmayacağız, hayatını kaybeden insanlarımızı da, yıllardır evladının ardından gözyaşı döken anneleri de...
Ama geçmişin acısını çocuklarımıza miras bırakmak zorunda da değiliz.
Birileri mutlaka bu süreci sabote etmek isteyecektir.
Birileri eski korkuları yeniden hatırlatacak, birileri "olmaz" diyecek.
Ben ise tam tersini söylüyorum:
Olmak zorunda.
Çünkü başka bir 40 yılı daha kaybetmeye tahammülümüz yok.
Şimdi devletin, siyasetin ve toplumun yapması gereken; süreci şeffaf, hukuka dayalı ve toplumun vicdanını gözeten sağlam bir zemine oturtmaktır.
Silah tamamen aradan çıkmalı.
Onun yerini siyaset, hukuk ve demokratik mücadele almalı.
Ve artık bu ülkede çocuklarımıza çatışmanın hikayesini değil, barışın nasıl başarıldığını anlatmalıyız.
Belki yıllar sonra bugüne dönüp baktığımızda, "Türkiye o gün çok önemli bir karar verdi" diyeceğiz.
Ben o kararın savaş değil barış, ayrışma değil kardeşlik, silah değil söz olmasını istiyorum.
Çünkü bu topraklarda acıyı yeterince konuştuk.
Artık barışı konuşalım.