Diyarbakır için konuşma değil, hesap sorma zamanıdır! Yıllardır bu kente hizmet etmeyenlere, sorunları görmezden gelenlere, halkın beklentilerini karşılamayanlara sandıkta hesap sorma vakti gelmiştir.
Hangi siyasi parti olursa olsun, Diyarbakır'a hizmet etmeyen, halkın derdine derman olmayan hiçbir anlayış bu kentin geleceğini ipotek altına almamalıdır.
2028 Nisan ayında seçim kapımıza dayanacak mı, seçim takvimi nasıl şekillenecek, bunu zaman gösterecek.
Ancak bir gerçek var ki Diyarbakır'ın sabrı tükenmektedir. Halkın önüne yine aynı isimler, aynı vaatler ve aynı siyasi hesaplar konulursa bu kentin kaybedecek bir yılı daha yoktur.
AK Parti'den Diyarbakır adına umudumuz kalmadı.
DEM Parti'den de beklentilerimiz aynı ölçüde zayıflamış durumda.
Diyarbakır'ın yıllardır çözülemeyen sorunları ortadadır. Şehrin hangi caddesine, hangi mahallesine, hangi sokağına bakarsanız bakın, biriken sorunları görmek mümkündür.
Diyarbakır'ın ne kadar geride bırakıldığını hepimiz görüyoruz.
Peki, bu tablonun sorumluları ne zaman çıkıp hesap verecek?
Diyarbakır'da göreve gelen her yeni il başkanı, ne yazık ki kendisinden önceki dönemi aratır hâle geliyor.
İsimler değişiyor, koltuklar el değiştiriyor, açıklamalar yapılıyor; fakat halkın hayatına dokunan hizmetler aynı hızla gelmiyor.
Siyaset, yalnızca makam sahibi olmak, fotoğraf vermek ve seçim dönemlerinde halkın kapısını çalmak değildir.
Siyaset, sorumluluk üstlenmek, sorun çözmek ve halka hesap vermektir.
Peki, Diyarbakır'ın yıllardır çözülemeyen sorunları ne olacak?
Şehir içi ulaşım bir sorun.
Toplu taşıma bir sorun. Eğitimde yaşanan sıkıntılar bir sorun.
Sağlık hizmetlerine erişimdeki aksaklıklar bir sorun. Bu kentte yaşayan insanların her gün karşılaştığı problemler dağ gibi birikmiş durumda.
Sorunlar, adeta Uhud Dağı kadar büyümüşken siyasetçilerin hâlâ aynı tartışmaların içinde boğulması kabul edilebilir mi?
Diyarbakır halkı artık mazeret değil, çözüm istiyor. Açıklama değil, icraat istiyor.
Seçimden seçime hatırlanmak değil, her gün hatırlanmak istiyor. Çünkü bu şehir yalnızca oy zamanı kapısı çalınacak bir şehir değildir. Diyarbakır'ın insanı, hizmetin en iyisini hak etmektedir.
Bu nedenle Diyarbakır'ın önünde yeni bir siyasi anlayışa, yeni yüzlere ve gerçek anlamda halkın içinden gelen kadrolara ihtiyaç vardır.
Her seçim döneminde aynı isimleri halkın önüne koyarak farklı sonuçlar beklemek, akıl tutulmasından başka bir şey değildir.
Değişmeyen kadrolarla değişim vaat etmek, halka söylenmiş en büyük siyasi çelişkilerden biridir.
AK Parti ve DEM Parti, Diyarbakır'da yıllardır biriken sorunlar karşısında artık ciddi biçimde sorgulanmalıdır.
Bu iki siyasi yapının da kendilerine şu soruyu sorması gerekiyor: Diyarbakır'ın sorunları neden hâlâ çözülemiyor? Halkın beklentileri neden karşılanamıyor? Verilen sözler neden hayatın gerçeklerine dönüşmüyor?
Diyarbakır'ın geleceği, siyasi partilerin birbirleriyle girdiği güç mücadelesinden daha değerlidir.
Bu şehir, parti hesaplarına kurban edilemeyecek kadar köklü, insanı da verilen sözlerin tutulmamasını sineye çekemeyecek kadar bilinçlidir.
Diyarbakır'ı Diyarbakırlılar Yönetmeli!
En önemli meselelerden biri de budur: Diyarbakır'ı Diyarbakırlılar yönetmelidir!
Komşu illerden gelen isimlerin Diyarbakır'da söz sahibi olması, bu kentin kendi içinden yetişen insanlarının önünün kapanması ve yerel dinamiklerin geri plana itilmesi artık ciddi biçimde tartışılmalıdır.
Elbette bir insanın nereli olduğu tek başına ölçüt değildir; önemli olan liyakat, aidiyet, sorumluluk ve bu şehrin sorunlarını gerçekten bilmektir.
Ancak Diyarbakır'ın geleceğine yön verecek kadrolar belirlenirken bu kentin ruhunu, kültürünü, ihtiyaçlarını ve insanını tanıyan isimlere öncelik verilmelidir.
Düşünün ki yaklaşık 50 yıldır Diyarbakır'ın bir ilçesi kadar görülen bazı komşu şehirlerden gelen isimler burada söz sahibi olabiliyor. Peki, Diyarbakır'ın kendi yetiştirdiği, bu sokaklarda büyüyen, bu sorunlarla yaşayan insanları neden aynı ölçüde öne çıkamıyor?
Bu kentte liyakatli, birikimli ve sorumluluk alabilecek insanlar yok mu?
Elbette var! Mesele, bu insanlara fırsat verilip verilmediğidir.
Zamanında sorunlara müdahale edilmiş olsaydı bugün bu kadar büyük bir sorun yığınıyla karşı karşıya kalmayabilirdik. Ulaşımda, eğitimde, sağlıkta ve yerel yönetim anlayışında zamanında atılmayan adımlar, bugün Diyarbakır halkının omuzlarına yüklenmiştir.
Sorunlar büyürken sessiz kalanların, çözüm üretmek yerine günü kurtaranların artık kendilerini sorgulama zamanı gelmiştir.
Kanaat Önderleri Susarken Halkın Sesi Kim Olacak?
Diyarbakır'ın toplumsal hayatında yıllardır önemli bir yeri olan kanaat önderlerinin de bugün ciddi bir sorgulama içinde olması gerekiyor.
Çünkü toplumun önünde duran, halkın derdini bilen ve gerektiğinde yetkililere iletmesi beklenen isimlerin etkisi giderek tartışmalı hâle geliyor.
Bugün Diyarbakır'da kanaat önderlerinin yerini kimlerin aldığı, halkın sorunlarını kimin dile getirdiği ve kimin gerçekten toplum adına konuştuğu sorulmalıdır. Kamuoyunda Sakızcı Memo, Çekirdekçi Mustafa gibi lakaplarla anılan isimler üzerinden yürüyen tartışmalar da bu sorgulamanın bir parçasıdır.
Mesele insanların lakapları, meslekleri veya kimlikleri değildir.
Mesele, halkın derdini kim dinliyor, kimin sözü yetkililere ulaşıyor ve kim gerçekten sorumluluk üstleniyor meselesidir.
Eğer birileri halkın sorunlarını dinliyor, bu sorunları muhataplarına iletiyor ve insanların sesini duyurmaya çalışıyorsa, o zaman yıllardır bu görevi üstlendiğini söyleyenlerin de kendilerine dönüp bakması gerekir.
Halkın derdini duymayan, sorunları gündeme taşımayan ve gerektiğinde yetkililerin karşısına çıkıp hesap soramayan bir anlayış, yalnızca unvan taşımakla topluma öncülük edemez.
Kanaat önderliği, isimle veya makamla değil; toplumun güvenini kazanmakla, gerektiğinde güçlülerin karşısında durabilmekle ve halkın sorunlarını kendi sorunu gibi sahiplenmekle anlam kazanır.
Sandık Geldiğinde Kimse Halkın Hafızasını Hafife Almasın!
Diyarbakır halkı artık eski Diyarbakır halkı değildir. İnsanlar kimin ne söylediğini, kimin ne vaat ettiğini, kimin hangi sorunu çözdüğünü ve kimin yalnızca koltuğunu korumaya çalıştığını görüyor.
Her seçim döneminde aynı yüzleri, aynı vaatleri ve aynı siyasi hesapları halkın önüne koymak, bu kentin insanlarını hafife almaktır.
Sandık, yalnızca bir siyasi partiyi seçme aracı değildir; aynı zamanda hesap sorma, değişim talep etme ve geleceğe yön verme iradesidir.
Hiçbir siyasi parti, hiçbir yönetici ve hiçbir makam sahibi kendisini halkın üzerinde göremez. Halkın oyuyla gelenler, halka hizmet etmekle yükümlüdür.
2028 seçimleri yaklaşırken Diyarbakır'da asıl konuşulması gereken konu, kimin hangi partiden olduğu değil, kimin bu kente ne kattığıdır.
Kim ulaşımı düzeltti?
Kim eğitimdeki sorunlara çözüm üretti?
Kim sağlık hizmetlerindeki aksaklıkları gidermek için mücadele etti?
Kim Diyarbakır'ın gençlerine umut oldu? Kim bu kentin kaynaklarını, potansiyelini ve insan gücünü değerlendirdi?
Bu sorulara verilecek somut cevaplar yoksa, geriye yalnızca siyasi söylemler kalır.
Diyarbakır'ın artık yeni bir başlangıca ihtiyacı var. Bu başlangıç, yalnızca yeni isimlerle değil; yeni bir yönetim anlayışıyla, liyakatle, şeffaflıkla ve hesap verebilirlikle mümkün olacaktır.
Halkın önüne konulan adaylar, yalnızca parti yönetimlerinin tercihiyle değil, halkın beklentileri ve kentin ihtiyaçları gözetilerek belirlenmelidir.
Artık Diyarbakır'ın kaybedecek zamanı yok!
Bu şehrin insanı daha iyi ulaşımı, daha nitelikli eğitimi, daha erişilebilir sağlık hizmetlerini, daha güçlü bir yerel yönetimi ve kendi geleceği üzerinde daha fazla söz sahibi olmayı hak ediyor.
Kim hizmet etmişse elbette takdir edilmelidir. Kim görevini yerine getirmemişse de bunun hesabı sorulmalıdır.
Bu hesaplaşma ne bir partiye düşmanlık ne de bir kişiye husumettir.
Bu, Diyarbakır'ın geleceğine sahip çıkma meselesidir.
AK Parti de DEM Parti de diğer siyasi partiler de şunu bilmelidir: Diyarbakır kimsenin siyasi kalesi, hiçbir partinin vazgeçilmez mülkü değildir. Bu şehrin sahibi Diyarbakır halkıdır.
Artık söz değil, hizmet zamanı! Artık mazeret değil, hesap verme zamanı!...
Artık aynı yüzleri değil, hak eden insanları öne çıkarma zamanı!
Diyarbakır'ın geleceği, bu kentin sorunlarını gerçekten bilen, halkın sesini duyan ve çözüm üretmeye cesaret eden insanların elinde şekillenmelidir.
Sandık günü geldiğinde halkın önüne yine aynı vaatlerle çıkacak olanlar şunu unutmamalıdır: Halkın hafızası sandıktan sandığa sıfırlanmaz.
Yapılmayan hizmetler, tutulmayan sözler ve görmezden gelinen sorunlar unutulmaz.
Diyarbakır artık uyansın, kendisine sahip çıksın ve geleceğine kendisi karar versin. Çünkü bu şehir daha iyisini hak ediyor!