|
Tweet |
Mehmet Zeki Özer
Alimler ve Medreseler Birliği (İTTİHADUL ULEMA) tarafından geleneksel olarak düzenlenen Âlimler Buluşması’nın 11’incisi, Diyarbakır’ın merkez Yenişehir ilçesinde bulunan Selahaddin Eyyubi Camii Konferans Salonu’nda başladı.
İki gün sürecek programda İslami davet çalışmaları, İslam ümmetinin birliği, toplumsal ihtiyaçlar ve davette yeni yöntem ve arayışlar ele alınıyor. Programın ilk oturumunda Filistinli âlim ve yazar Dr. Nevvaf Tekruri, Şeyh Muaz el-Hîn ve Irak Kürdistanı’ndan Dr. Ahmed Şafii konuşmalarını gerçekleştirdi.
Dr. Nevvaf Tekruri: Gazze, davetin ve sabrın merkezidir
Filistinli âlim ve yazar Dr. Nevvaf Tekruri, “Gazze Mücadelesinin İslami Davete Katkıları ve Küresel Yansımaları” başlıklı sunumunda, Gazze’de yaşananların İslam’ın inanç esaslarını, sabrı ve Müslümanların yaşam anlayışını ortaya koyduğunu belirtti.
İslam’ın ve Müslümanların muhakkak zafer elde edeceğini vurgulayan Tekruri, bu süreçte eziyet ve zulümlerin yaşanmasının kaçınılmaz olduğunu ifade etti.
Aksa Tufanı sürecine değinen Tekruri, “Aksa Tufanı’yla birlikte düşmanın yüzü kara çıktı. Onların gizledikleri ortaya çıktı. Foyaları ortaya çıktı. Akide, gizli ve saklı bir şeyken, Gazze bunu yaşayışlarıyla, amelleriyle, vakıayla ortaya koydu. Gazze, akideyi göz önüne serdi.” dedi.
Gazze’de ailelerini kaybeden insanların sergilediği teslimiyet ve sabrın önemli bir örnek teşkil ettiğini belirten Tekruri, şöyle konuştu:
“Gazze, davetin merkezidir, sabrın merkezidir! Bir Müslüman’ın gözünde dünya nasıl olması gerekiyor? Gazze bunu ortaya koydu; yaşayışlarıyla, tavırlarıyla, olaylar karşısında sergiledikleri davranışlarla… Akideyi amelleriyle ortaya koydular. Dolayısıyla Gazze, bir âlim görevi gördü. Bu mesajı bütün dünyaya iletti.”
“Avrupa da Müslüman oluyor”
Gazze’deki direnişin ve sabrın dünya genelinde etkiler meydana getirdiğini söyleyen Tekruri, Gazze’deki insanların tutumlarının İslam’a yönelik ilgiyi artırdığını ifade etti.
Tekruri, “Avrupa da Müslüman oluyor; Gazze’deki sabır ve davet örneklerinden dolayı. Dolayısıyla Gazze’nin tesiri, etkisi her yere ulaştı. Gazze’nin dünyaya etkisi çoktur ve bunun örnekleri de çoktur. Dolayısıyla Gazze, binlerce insanın İslam’a girmesine vesile olmuştur. Gazze örneği bir âlimin örneğini daha güncel bir şekilde ortaya koydu.” diye konuştu.
Gazze’nin davetinin aktif ve hayatın içinde yürütülen bir davet olduğunu vurgulayan Tekruri, yaşanan bütün acılara rağmen davet çalışmalarının sürdürülmesi gerektiğini belirterek, “Bütün yaralarına rağmen ayakta duruyorlar, bütün sıkıntılara, şehitlerine rağmen sabırla hayatta duruyorlar. Eğer zaferlerimizi istiyorsak, acılarımıza rağmen davetimizi sürdüreceğiz.” ifadelerini kullandı.
“Gazze ehli bize davet kapısı açtı”
Davet çalışmalarının Gazze üzerinden daha etkili bir şekilde yürütülebileceğini dile getiren Tekruri, Müslümanların bu imkânı değerlendirmesi gerektiğini söyledi.
Tekruri, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Dost acı söyler. Ben de sizin dostunuzum. Açık bir yüreklilikle diyorum ki yaptığınız şeyler çok güzel ama yeterli değil. Gazze ehli bize çok büyük bir kapı açtı. Davet kapısı açtı. Bu kapıyı kullanalım. Gazze’yi konuşalım, Gazze’yi anlatalım. Gazze üzerinde davet yapalım.
Peki, davetçiler ne yapacaklar? Bir kişi eğer Gazze’ye sahip çıkıyorsa vicdanı vardır. Dolayısıyla o kapıdan içeri girelim. O insanı alalım, davetimizi anlatalım. Davetçi Gazze’yi kendine dert etsin ve kendini Gazzeli saysın ve mesajı iletsin.
Büyük bir hedefimiz var, büyük bir mesajımız var. Bir araya gelmemiz çok güzel bir şey. Fakat dağıldığımız vakit, dağıldığımız kadarıyla kalmasın.”
Şeyh Muaz el-Hîn: Davetçiler toplumun ihtiyaçlarını doğru tespit etmeli
Programın ilk oturumunda “Toplumsal İhtiyaçlar Karşısında Davetçinin Sorumlulukları” başlıklı bir konuşma yapan Şeyh Muaz el-Hîn, davetçilerin toplumun ihtiyaçlarını doğru belirlemesi, dönemin şartlarını dikkate alması ve İslami çalışmaların önceliklerini buna göre şekillendirmesi gerektiğini söyledi.
Suriye’den Muhammed Veli’nin moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda konuşan el-Hîn, Hasan-ı Basrî’nin sohbetlerine çok sayıda insanın katılmasına ilişkin aktarılan bir örnek üzerinden ilim ve manevi katkının toplum üzerindeki etkisine dikkat çekti.
El-Hîn, insanların Hasan-ı Basrî’nin etrafında toplanmasının nedeninin onun ilmine ihtiyaç duymaları, Hasan-ı Basrî’nin ise insanların elindeki dünyalıklara ihtiyaç duymaması olduğunu belirterek, insanları bir araya getiren unsurun ilim ve manevi katkı olduğunu ifade etti.
Türkiye’de Bediüzzaman Said Nursî’nin davet çalışmalarına, İslam dünyasında ise Hasan el-Bennâ gibi isimlerin toplum üzerindeki etkilerine değinen el-Hîn, bu etkinin iman ve amelin bir araya gelmesiyle ortaya çıktığını söyledi.
Davetçilerin söylediklerini kendi hayatlarında da uygulaması gerektiğini vurgulayan el-Hîn, “Davetçinin etkisi yalnızca sözlerinin güzelliğiyle ölçülmez. İhlası, ibadeti, ameli ve Allah ile kurduğu bağ da davetinin etkisinde belirleyicidir.” dedi.
“Gençlerle ilgilenmek yalnızca nasihat etmekten ibaret değildir”
Peygamberlerin davetlerinde toplumlarının içinde bulunduğu sorunları dikkate aldıklarını belirten el-Hîn, davetçilerin de insanların ihtiyaçlarını ve toplumsal sorunları doğru teşhis etmesi gerektiğini ifade etti.
Hz. Hûd’un Âd kavmine yönelik uyarılarını örnek gösteren el-Hîn, kavmin güçleriyle övünmesi ve kibirlenmesi gibi özelliklerin peygamberin hitabında öne çıktığını belirterek, davetçinin toplumun karşı karşıya olduğu sorunları dikkate almasının önemini vurguladı.
Toplumları değiştiren ıslahçıların ortak özelliklerinden birinin ihlas olduğunu söyleyen el-Hîn, toplumsal sorunların doğru belirlenmesinin ve bunlara yönelik çalışmalar yürütülmesinin de önemli olduğunu kaydetti.
Gençlerin toplumun geleceği olduğunu belirten el-Hîn, onların yetişmesi, ahlaki gelişimi ve İslam’ı doğru anlaması üzerinde hassasiyetle durulması gerektiğini ifade etti.
El-Hîn, “Gençlerle ilgilenmek, yalnızca onlara nasihat etmekten ibaret değildir. Onlara zaman ayırmak, sorunlarını anlamak, ihtiyaçlarına cevap vermek ve kendilerini geliştirebilecekleri ortamlar hazırlamak gerekir.” diye konuştu.
“İslami çalışmalar birbirini tamamlamalı”
Davetçilerin yaşadıkları dönemin şartlarını ve toplumun ihtiyaçlarını göz önünde bulundurması gerektiğini belirten el-Hîn, İslami çalışmaların önceliklerinin doğru belirlenmesi ve ortak hedefler doğrultusunda hareket edilmesi çağrısında bulundu.
Bazı çalışmaların manevi ve ahlaki eğitime, bazılarının ise farklı alanlara ağırlık verdiğini hatırlatan el-Hîn, bu faaliyetlerin birbirine rakip olarak görülmemesi, aksine birbirini tamamlaması gerektiğini dile getirdi.
Özellikle gençleri bir araya getirmenin ve onların enerjilerini hayırlı işlere yönlendirmenin önemine değinen el-Hîn, İslami çalışmaların belirli bir alanla sınırlı kalmaması gerektiğini ifade etti.
Âlimlerin ve davetçilerin toplumsal meselelerle ilgilenmesi, toplumun ihtiyaçlarına göre sorumluluk üstlenmesi gerektiğini kaydeden el-Hîn, siyaset ve toplumsal hayat gibi alanların da bu sorumluluğun dışında düşünülemeyeceğini söyledi.
Davetin bir yönünün temel dinî bilgileri topluma ulaştırmak, diğer yönünün ise davetçilerin düşünsel, kültürel, bilimsel ve mesleki açıdan kendilerini geliştirmesi olduğunu belirten el-Hîn, toplumun sorunlarının yalnızca bilgi eksikliğinden kaynaklanmadığına dikkat çekti.
Ekonomik sorunlar, ailevi problemler ve davranışlarla ilgili meselelerin de toplum üzerinde etkili olduğunu belirten el-Hîn, özellikle aile kurumunun korunmasının önemini vurguladı.
El-Hîn, aile yapısının zayıflamasının toplumu da zayıflatacağını ifade ederek ailelerin karşılaştığı sorunları görmezden gelmeden, aileyi koruyacak ve güçlendirecek çalışmalar yürütülmesi gerektiğini söyledi.
“İnsanların sorunlarını yalnızca eleştirmek yeterli değildir. Onlara meşru ve uygulanabilir alternatifler sunmak gerekir.” diyen el-Hîn, davetçinin görevinin yalnızca yanlışları anlatmak değil, doğru olanın hayata nasıl geçirileceğini de göstermek olduğunu kaydetti.
Âlimlere ve davetçilere toplumsal sorumluluk çağrısı
İnsanların dinî konularda yeterli bilgiye sahip olmayan kişilerin yönlendirmelerine maruz kalmasının ciddi bir sorun olduğunu belirten el-Hîn, âlimlerin ve davetçilerin toplumu doğru bilgiyle buluşturması ve insanların zihinlerindeki şüphelere cevap vermesi gerektiğini ifade etti.
İbn Kayyim el-Cevziyye’nin de dikkat çektiği üzere insanları saptırmaya yönelik çabaların şüpheler ve arzular üzerinden yürüyebileceğini belirten el-Hîn, davetçilerin hem bilgi hem de ahlak alanında güçlü olması gerektiğini söyledi.
Âlim ve davetçilerin insanları bir araya getirmesi ve sorunların çözümünde olumlu rol üstlenmesi gerektiğini vurgulayan el-Hîn, davetin insanlardan uzak durarak yürütülemeyeceğini dile getirdi.
Toplumun içinde olmanın, insanların hayatını anlamanın, ihtiyaçlarını görmenin ve sorunlarına çözüm üretmenin başarılı bir davet çalışmasının temel unsurlarından olduğunu belirten el-Hîn, hayır faaliyetleri, vakıflar ve toplumsal dayanışma çalışmalarının da insanların ihtiyaçlarının karşılanmasında önemli bir yere sahip olduğunu söyledi.
Gençler arasında amaçsızlık ve boşluk duygusu yaşayanların bulunduğuna dikkat çeken el-Hîn, gençlerin zamanlarını faydalı faaliyetlerle değerlendirebilecekleri ortamların oluşturulması gerektiğini ifade etti. Bu konuda bireysel çabaların yanı sıra toplumsal kurumların ve devletin de sorumlulukları bulunduğunu kaydetti.
Dr. Ahmed Şafii: Ümmeti ayakta tutacak iki sütun, ihtilaf ahlakı ve kardeşlik hukukudur
Irak Kürdistanı’ndan Dr. Ahmed Şafii ise “Ümmeti Ayakta Tutacak İki Sütun: İhtilaf Ahlakı ve Kardeşlik Hukuku” başlıklı konuşmasında, Müslüman toplumların birlik ve beraberliğinin korunması için farklı görüşlere karşı ahlaki bir yaklaşım benimsenmesi gerektiğini söyledi.
İslam dünyasında yaşanan sorunların bir kısmının aşırılık ve ölçüsüzlüğün ortaya çıkardığı sonuçlarla bağlantılı olduğunu belirten Şafii, aşırılığın toplumsal, ekonomik, psikolojik ve güvenlik alanlarındaki etkilerinin doğru değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Âlimlerin ve davetçilerin sorumluluğunun yalnızca dinî bilgileri aktarmakla sınırlı olmadığını vurgulayan Şafii, topluma rehberlik etmenin, insanları doğruya yönlendirmenin ve ümmetin birlik ve beraberliğini korumaya katkı sunmanın da bu sorumluluğun bir parçası olduğunu dile getirdi.
Âlimlerin tarih boyunca Müslüman toplumların öncüleri ve yol göstericileri olduğunu belirten Şafii, birbirini tanımanın, karşılıklı saygının, birlikte yaşama kültürünün ve hoşgörünün geliştirilmesi gerektiğini söyledi.
“İslam, herkesin aynı düşünmesini zorunlu kılmamıştır”
Görüş ayrılıklarının zamanla kişisel husumetlere, kopuşlara, nefrete ve gruplaşmalara dönüşebildiğine dikkat çeken Şafii, İslam’ın her konuda insanların aynı düşünmesini zorunlu kılmadığını, ancak görüş ayrılıklarının düşmanlığa dönüşmesini önleyecek ahlaki ilkeler ortaya koyduğunu ifade etti.
Kardeşliğin yalnızca dille ifade edilen bir slogan olmadığını belirten Şafii, bunun hak ve sorumluluklardan oluşan bir bütün olduğunu söyledi.
Şafii, ümmetin iki temel ilkeye ihtiyaç duyduğunu belirterek bunları, “Fikir ayrılıkları karşısında ihtilaf ahlakı, kalpler arasındaki farklılıklar ve kırgınlıklar karşısında ise kardeşlik hukukunu korumak.” sözleriyle açıkladı.
İhtilaf ahlakının farklı görüşler sebebiyle ümmetin parçalanmasını engellediğini, kardeşlik hukukunun ise insanlar arasında ortaya çıkan düşmanlığın büyümesinin önüne geçtiğini belirten Şafii, güçlü, saygın ve birlik içinde bir ümmet oluşturabilmek için bu iki ilkenin birlikte yaşatılması gerektiğini kaydetti.
“Farklı görüşler ümmetin gelişmesine katkı sunabilir”
Farklı görüşlerin ümmetin gelişmesine katkıda bulunabileceğini ifade eden Şafii, bunun için ihtilafın ahlaki sınırlar içerisinde kalması gerektiğini söyledi.
Kişinin kendi görüşünü savunurken karşı tarafın düşüncelerini de nesnel bir şekilde değerlendirebilmesi, muhalifinin doğru yönlerini görebilmesi ve kendi görüşündeki eksiklikleri kabul edebilmesi gerektiğini dile getiren Şafii, insanın kendi düşüncesini mutlaklaştırmaması ve farklı görüşlere açık olması gerektiğini vurguladı.
İhtilaf sırasında karşı tarafın sözlerini en doğru şekilde anlamaya çalışmanın önemine değinen Şafii, meseleleri kişiselleştirmek ve karşı tarafın niyetini sorgulamak yerine tartışılan konuya odaklanılması gerektiğini belirtti.
Görüş ayrılıkları sırasında alay etmekten, aşağılayıcı ifadeler kullanmaktan ve karşı tarafın onurunu zedelemekten kaçınılması gerektiğini ifade eden Şafii, tartışmanın bir üstünlük mücadelesi olarak değil, hakikati bulmaya yönelik bir çaba olarak görülmesi gerektiğini söyledi.
İmam Şâfiî ile öğrencisi Yûnus bin Abdüla'lâ arasındaki örnek
Konuşmasında İmam Şâfiî ile öğrencisi Yûnus bin Abdüla'lâ arasında yaşandığı aktarılan bir olayı da anlatan Şafii, fıkhî bir meselede yaşanan görüş ayrılığının ardından öğrencisinin öfkelenerek ders halkasından ayrıldığını ve evine gittiğini belirtti.
Rivayete göre İmam Şâfiî’nin o gece öğrencisinin evine giderek kapısını çaldığını aktaran Şafii, İmam Şâfiî’nin öğrencisine şu anlamlı sözleri söylediğini ifade etti:
“Ey Yûnus! Yüzlerce meselede birlikte hareket ediyoruz da bir meselede anlaşamadığımız için kardeşliğimizi mi kaybedeceğiz?”
Şafii, anlatılan olayın temel mesajının, bir görüşü yanlış bulmanın o görüşü savunan kişiye düşmanlık beslemeyi gerektirmediği olduğunu belirtti.
İhtilaf sırasında asıl amacın karşı tarafı yenmek değil, hakikati ortaya çıkarmak olması gerektiğini söyleyen Şafii, bazen haklı çıkmaktan daha önemli olanın insanlar arasındaki bağları koruyabilmek olduğunu vurguladı.
İhtilafın düşmanlığa dönüşmesi ümmetin birliğini zayıflatıyor
Görüş ayrılıklarının ahlaki ölçülerden uzaklaşmasının ümmeti ciddi tehlikelerle karşı karşıya bıraktığını ifade eden Şafii, insanların birbirlerini küçümsemesi, dinî ve ilmî meselelerde kolayca suçlaması ve farklı görüşleri düşmanlık sebebi olarak görmesinin toplumsal yapıya zarar verdiğini söyledi.
Fikir ayrılıklarının zamanla tekfir ve dışlama anlayışına dönüşmesinin insanlar arasındaki güveni zedeleyebileceğini ve ortak çalışma imkânlarını ortadan kaldırabileceğini belirten Şafii, âlimler ve davetçilerin ihtilafın nasıl yönetilmesi gerektiği konusunda topluma örnek olması gerektiğini kaydetti.
Dr. Şafii’den ümmetin birliği için 7 önemli mesaj
Dr. Ahmed Şafii, ümmetin birlik ve beraberliğinin korunması için yedi temel noktaya dikkat çekti:
İslam’ın doğru ve dengeli bir şekilde temsil edilmesi, dinin mesajı aktarılırken aşırılıktan uzak durulması ve adil bir yaklaşım benimsenmesi.
İslam ahlakının gerektirdiği şekilde karşılıklı saygının korunması, birlikte yaşama kültürünün güçlendirilmesi ve farklı düşüncelere karşı tahammül gösterilmesi.
Farklılıkların ümmetin aleyhine değil, ortak iyilik için değerlendirilmesi ve ortak meselelerde iş birliği yapılması.
Ayrılıkları derinleştiren tutum, itham, önyargı ve haksız suçlamalardan uzak durulması.
Ümmetin birlik ve beraberliğini tehdit eden sorunlar karşısında ortak bir duruş sergilenmesi; Müslümanların temel hakları, güvenliği ve geleceği konusunda sorumluluk üstlenilmesi.
Kardeşlik bağlarının güçlendirilmesi, ihtilafların büyütülmesi yerine çözülmesi ve insanların birbirine yakınlaştırılması.
Birbirini kolayca suçlamaktan ve itham etmekten kaçınılması; farklı düşüncelere sahip olmanın kardeşlik hukukunu ortadan kaldırmadığının bilinmesi.
Şafii, mesajlarını “Görüşlerimiz farklı olabilir; ancak kardeşliğimiz devam etmelidir. Çünkü kardeşlik, ihtilaf ettiğimiz meselelerden daha geniştir.” sözleriyle tamamladı.
Âlimlerin ve medreselerin sorumluluğu vurgulandı
İslam âlimlerinin tarih boyunca aşırılığın ve yanlış dinî yorumların karşısında durduğunu belirten Şafii, İslam’ın hakikatini ve ahlaki ilkelerini savunmanın önemine dikkat çekti.
İslam’ı şiddet ve aşırılıkla özdeşleştiren anlayışlara karşı dinin gerçek mesajının ortaya konulması gerektiğini ifade eden Şafii, İslam’ın ilkeleri ile bu ilkeleri istismar eden kişilerin eylemlerinin birbirinden ayrılması gerektiğini söyledi.
Şafii, âlimlerin ve davetçilerin karşılaştıkları zorluklara rağmen sürdürdükleri hayırlı faaliyetlerin desteklenmesi gerektiğini belirterek konuşmasını tamamladı.
İki gün sürecek 11’inci Âlimler Buluşması’nda davet çalışmalarının geliştirilmesi, İslam ümmetinin birlik ve beraberliğinin güçlendirilmesi, toplumsal ihtiyaçlara yönelik sorumlulukların belirlenmesi ve farklı görüşler arasında kardeşlik hukukunun korunması konularının ele alınması hedefleniyor.