|
Tweet |
Mehmet Zeki Özer
Programda konuşan Şevket Gökşan Hoca, medreselerin toplumla bağlarını güçlendirmesi gerektiğini belirterek “Önce temsil, ardından tebliğ” mesajını verdi. Mehmed Göktaş, Kürt âlimlerin Anadolu’nun dinî hayatına sunduğu katkılara dikkat çekerken Dr. Abdulaziz Kıranşal, Müslümanların bütün insanlık için umut olması gerektiğini vurguladı. Mısırlı âlim Şeyh İsam Telime ise aile ilişkileri, yalnızlaşma ve sosyal medya kullanımına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İTTİHADUL ULEMA tarafından geleneksel olarak düzenlenen 11’inci Alimler Buluşması, Diyarbakır’ın merkez Yenişehir ilçesindeki Selahaddin Eyyubi Camii Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. İslam coğrafyasının ondan fazla ülkesinden âlimlerin katıldığı, iki gün süren programda “Davette Yöntem ve Yeni Arayışlar” teması çerçevesinde davet, tebliğ ve irşat faaliyetlerinin günümüz şartlarına uygun yöntemlerle yürütülmesi, İslam ümmetinin birliği ve toplumsal sorunlara yönelik çözüm önerileri ele alındı.
Programın açılışında Irak Kürdistanı’ndan Karî Sufyan Abdulkadir El Kurdî tarafından Kur’an-ı Kerim tilaveti gerçekleştirildi. Ardından İTTİHADUL ULEMA Genel Başkanı Molla Enver Kılıçaslan açılış konuşmasını yaptı ve selamlama konuşmalarına geçildi. Programın oturumlarında farklı başlıklarda sunumlar gerçekleştirilirken âlimler, medreselerin toplumsal rolünden gençlerin karşı karşıya kaldığı sorunlara, aile kurumunun korunmasından İslam coğrafyasındaki gelişmelere kadar birçok konuyu değerlendirdi.
Şevket Gökşan Hoca: Önce temsil, ardından tebliğ
Buluşmanın ikinci oturumunda araştırmacı yazar Molla Mahmud Kılınç’ın moderatörlüğünde “Medrese Merkezli Davet Faaliyetleri ve Yöntemleri” başlıklı sunum yapan Şevket Gökşan Hoca, medreselerin mevcut durumunu tespit, teşhis ve teklif çerçevesinde değerlendirdi.
Medrese geleneğinin yalnızca dil ilimleri, klasik ilimler ve dinî derslerin okutulduğu kurumlardan ibaret olmadığını belirten Gökşan, bu geleneğin Hz. Peygamber dönemindeki Darülerkam ve Suffe ile başladığını, sonraki dönemlerde ilim halkaları aracılığıyla devam ettiğini ifade etti. Abbasiler döneminde kurumsallaşmaya başlayan medreselerin Selçukluların Nizamiye medreseleriyle önemli bir aşamaya ulaştığını, Osmanlı medreseleri ve Fatih Sultan Mehmet döneminde kurulan Sahn-ı Seman medreseleriyle de gelişimini sürdürdüğünü söyledi.
Medreselerin geçmişte âlim, ârif, mütefekkir ve mücahit özelliklerini bir arada taşıyan şahsiyetler yetiştirdiğini kaydeden Gökşan, bu kurumların kendi çağını anlayan, hayatın farklı alanlarında söz söyleyebilen ve hakikati temsil edebilen insanları yetiştirdiğini vurguladı.
Osmanlı döneminin son iki yüz yılı ve Cumhuriyet dönemiyle birlikte medreselerin ağır sorunlarla karşı karşıya kaldığını belirten Gökşan, bu kurumların varlıklarını sürdürebilmek için eğitim programlarını ve müfredatlarını daraltmak zorunda kaldıklarını dile getirdi. Bütün zorluklara rağmen medrese geleneğini yaşatmaya çalışan âlimlerin önemli bir mücadele ortaya koyduğunu belirten Gökşan, bugün akademik alanda, Diyanet bünyesinde ve sivil toplum kuruluşlarında ilmî birikimiyle öne çıkan birçok kişinin bu geleneğin yetiştirdiği kuşaklardan geldiğini kaydetti.
“Biz toplumdan koptuk”
Medreselerin günümüzde yaşadığı sorunların yalnızca talebe eksikliği üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Gökşan, asıl problemin toplumla kurulan bağların zayıflaması olduğunu söyledi.
Osmanlı döneminde önemli bir noktaya ulaşan medrese kurumlarının zaman içerisinde çeşitli sorunlarla karşı karşıya kaldığını ifade eden Gökşan, kurumların işleyişindeki bozulmanın eğitim süreçlerini ve yetiştirilen insanları da etkilediğini belirtti.
2000’li yıllardan sonraki sürece ilişkin değerlendirmesinde Gökşan, “Bizler, kendi kuşağımız ve bizim dönemimizdeki medreseler olarak hayattan ve hakikatten uzaklaştık. Neden uzaklaştık? Bugün nereye giderseniz gidin medreselerin talebe sorununun konuşulduğunu görürsünüz. Sürekli öğrenci eksikliğinden söz ediliyor. Ancak bana göre burada sorunu yanlış yerde arıyoruz. Asıl problem yalnızca talebe sayısı değildir. Biz toplumdan koptuk. Toplumun dilinden, kullandığı kavramlardan, jargonundan ve duygu dünyasından uzaklaştık.” dedi.
Medreselerin yeniden toplumla güçlü bağlar kurabilmesi için Hz. Peygamber’in insani yönünün bütün boyutlarıyla anlaşılması gerektiğini belirten Gökşan, merhamet, anlayış ve insanlarla gönül bağı kurmanın davet faaliyetlerinde önemli bir yere sahip olduğunu ifade etti.
Hz. Peygamber’in yalnızca helal ve haram hükümlerini bildiren yönüyle değil, insanların üzüntülerini paylaşan, çocuklarla ilgilenen ve merhamet gösteren örnek kişiliğiyle de anlatılması gerektiğini kaydeden Gökşan, Müslümanların İslam’ın güzelliklerini öncelikle kendi hayatlarında göstermeleri gerektiğini söyledi.
Medreselerin temel misyonuna dikkat çeken Gökşan, “Medreselerin, kendilerinden beklenen İslam medeniyetinin hamurunun yoğrulduğu merkez olma misyonunu yerine getirebilmesi için ilk olarak tebliğden önce temsili esas alan kadrolar yetiştirmesi gerekiyor: Önce temsil, ardından tebliğ.” ifadelerini kullandı.
Gökşan, insanlara merhameti anlatanların merhametli olması, adaleti anlatanların adaleti gözetmesi ve iletişimi öğütleyenlerin insanlarla gönül bağı kurabilmesi gerektiğini vurguladı.
Medreseler üç seviyede yapılandırılmalı
Çağın iletişim biçimlerini, insan psikolojisini ve toplumsal yapıyı anlamanın önemine de değinen Gökşan, insanların nasıl düşündüklerinin, olaylara nasıl tepki verdiklerinin ve nasıl öğrendiklerinin dikkate alınması gerektiğini söyledi. Muhatapların yaşlarına ve şartlarına uygun iletişim yöntemlerinin geliştirilmesinin davet faaliyetlerinin vazgeçilmez bir parçası olduğunu dile getirdi.
Dijital çağın imkânlarının etkin şekilde değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Gökşan, yalnızca dijital mecraları kullanmanın yeterli olmadığını, bu alanlarda özgün içerikler üreterek insanlara ulaşılması gerektiğini belirtti.
Medreselerin tek tip kurumlar olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Gökşan, eğitim kurumlarının hedefleri ve yetiştirecekleri insan profilleri doğrultusunda alt, orta ve üst seviye olmak üzere sınıflandırılmasını önerdi.
Gökşan’ın önerdiği modele göre alt seviye medreseler toplumun içinde, sahada ve doğrudan insanlarla birlikte çalışacak kişileri; orta seviye medreseler daha derinlikli ilmî eğitimle ilim alanında yetkinleşecek insanları; üst seviye medreseler ise gelecek yüzyıllara yönelik düşünce ve paradigma inşa edebilecek, geleceğin meselelerini öngörerek fikir üretebilecek şahsiyetleri yetiştirmeli.
Her mahallede bir medresenin bulunması gerektiğini belirten Gökşan, özellikle alt seviye medreselerin ailelerin, gençlerin, çocukların ve esnafın ihtiyaçlarını tanıması gerektiğini ifade etti. Eğitimcilerin toplumun ihtiyaçları dikkate alınarak yetiştirilmesi ve eğitim programlarının buna göre planlanması hâlinde medreselerin toplumla yeniden güçlü bağlar kurabileceğini kaydetti.
Mehmed Göktaş: Anadolu, Kürt âlimlerin ilmî birikimiyle beslendi
Peygamber Sevdalıları Vakfı Onursal Başkanı Mehmed Göktaş da buluşmada yaptığı selamlama konuşmasında Diyarbakır ve çevresinin İslam dünyası açısından önemine, âlimlerin tarihî rolüne ve toplantılarda ortaya konulan fikirlerin hayata geçirilmesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Bölgenin geçmişten günümüze İslamî ilmin yaşatılmasında önemli bir rol üstlendiğini belirten Göktaş, Diyarbakır’ın ümmetin meselelerinin ele alındığı önemli merkezlerden biri olduğunu söyledi.
Göktaş, “Allah-u Teâlâ bu şehre gerçekten bir fazilet vermiş olmalı ki yıllardan beri, Allah’ın izniyle, ümmetin sorumluluğunu taşıyan insanlar buraya geliyor ve ümmetin dertlerini burada dile getiriyor. Bu, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir meseledir.” dedi.
Bölgenin İslam tarihindeki yerine değinen Göktaş, “Bizim anladığımız kadarıyla bu süreç, İyaz bin Ganem ile birlikte başlamıştır. Bu şehir ve bu bölge, sahabe-i kiram tarafından fethedildikten sonra bir daha kâfirlerin eline geçmemiştir. O günden bugüne özellikle bu bölgenin, Anadolu Kürt âlimleri tarafından beslendiğini, yetiştirildiğini ve ilmî açıdan doyurulduğunu görüyoruz. Bunu söylerken diğer âlimlerimizin yanlış anlamamasını özellikle isterim.” ifadelerini kullandı.
Bölgedeki din âlimlerinin ve tasavvuf önderlerinin uzun yıllar boyunca Anadolu’nun farklı bölgelerinde insanlara hizmet ettiğini belirten Göktaş, özellikle dinî ilmin zayıflatıldığı dönemlerde bu katkıların daha belirgin hâle geldiğini söyledi.
Göktaş, “Yıllar boyunca bu bölgenin, bu diyarın meşayihi ve üstatları gerek tasavvuf alanındaki önderleri gerekse medrese âlimleriyle bu ülkenin insanlarını beslemiş, yetiştirmiş ve onların dinî hayatına katkı sunmuştur. Özellikle son yüzyılda, kemalizmin hâkim olduğu fetret döneminde Anadolu’nun dört bir yanına dikkat ediniz. Bu bölgeden giden medrese âlimleri ve şeyhlerimiz, Anadolu’nun farklı bölgelerinde insanlara dinî eğitim vermiş, onların ilmî ve manevi ihtiyaçlarını karşılamıştır.” dedi.
Kafkasya’dan Trakya’ya kadar Anadolu’nun farklı bölgelerinde Kürt âlimlerin önemli hizmetler yürüttüğünü ifade eden Göktaş, dinî ilmin zayıflatıldığı ve âlimlerin etkisizleştirildiği dönemlerde bölgeden giden ilim ehlinin İslamî eğitimin devam etmesine katkı sunduğunu kaydetti.
“Toplantılarda konuşulanlar hayatın gerçeklerine aktarılmalı”
Dünyanın farklı yerlerinde Hz. Peygamber’e, Kur’an-ı Kerim’e ve İslam’a yönelik hakaretler karşısında bölgede tepkilerin ortaya konulduğunu belirten Göktaş, bunun bölgenin dinî hassasiyetini ve İslam’a bağlılığını gösterdiğini ifade etti. Bu nedenle bölgedeki İslamî çalışmalara ve medreselere daha fazla önem verilmesi gerektiğini vurguladı.
Alimler Buluşması gibi programların farklı şehirlere de yayılması gerektiğini belirten Göktaş, âlimlerin bir araya gelerek ümmetin meselelerini ele almasının önemli olduğunu ancak çalışmaların toplantı salonlarıyla sınırlı kalmaması gerektiğini söyledi.
Göktaş, “Gönül ister ki bu tür programlar başka şehirlere de yayılsın. Oralarda da âlimler bir araya gelsin, ümmetin meseleleri ele alınsın ve burada ortaya konulan fikirler daha geniş çevrelere ulaştırılsın. Ancak bunun yalnızca büyük toplantılarla sınırlı kalmaması gerekir. Bu toplantılarda konuşulanlar, alınan kararlar ve ortaya konulan hakikatler hayatın gerçeklerine aktarılmalı, insanların günlük yaşamlarında karşılık bulmalıdır.” diye konuştu.
İmam Şâfiî’nin öğütlerinin günümüzde yeniden gündeme getirilmesi gerektiğini belirten Göktaş, insanların yaptığı hatalarla hatanın kendisinin birbirinden ayrılmasının önemine dikkat çekti. Yanlışların değerlendirilmesinde kişilerin doğrudan hedef alınması yerine hataların anlaşılması ve düzeltilmesine odaklanılması, meselelerin ilmî bir şekilde ele alınması gerektiğini vurguladı.
Konuşmasının sonunda âlimlerin toplumun rehberleri olduğuna işaret eden Göktaş, “Allah-u Teâlâ, âlimlerin önderliğini hiçbir zaman bu ümmetin üzerinden eksik etmesin. Çünkü bu millete, bu topluma ve bu ümmete bir şey kazandırılacaksa bunun âlimlerin eliyle, âlimlerin diliyle ve onların rehberliğiyle gerçekleşmesi gerekir. Bugün burada bunun örneklerini gördüğümüze inanıyorum.” ifadelerini kullandı.
Dr. Abdulaziz Kıranşal: Müslümanlar tüm dünyaya umut olmalı
Buluşmanın ikinci oturumunda “Sınırları Aşan Kimlik Tasavvuru: Gençlikte Ümmet Şuurunun İhyası” başlıklı sunum yapan Dr. Abdulaziz Kıranşal, Müslüman kimliğinin en önemli özelliklerinden birinin insanlara umut olmak olduğunu söyledi.
Hz. Peygamber’in hayatından örnekler veren Kıranşal, İslam’ın toplumun farklı kesimlerine umut olduğunu belirtti. Kız çocuklarının öldürülmesine karşı çıkılmasının kadınlara, kölelerin kardeş olarak görülmesinin kölelere, faizin yasaklanmasının ise borç ve tefecilik baskısı altında yaşayan insanlara umut verdiğini dile getirdi. Irkçılığa karşı ortaya konulan mesajların da toplumun farklı kesimleri için umut olduğunu belirten Kıranşal, Müslümanların bugün aynı sorumluluğu üstlenmesi gerektiğini kaydetti.
Müslümanların yalnızca dış görünüşleriyle değil, davranışlarıyla da insanlara güven vermesi gerektiğini ifade eden Kıranşal, geçim sıkıntısı yaşayanlar, işsiz gençler, evlilik kuramayanlar ve şiddete maruz kalan kadınlar üzerinden Müslümanların toplumdaki rolünü sorguladı.
Kıranşal, “Bugün bizler takkemizle, cübbemizle, sakalımızla, başörtümüzle şehirlerin sokaklarında yürüdüğümüz zaman; asgari ücretle çalışanlar, evinin kirasını ödeyemeyenler, elektrik faturasını ödeyemeyenler bizleri umut olarak görüyor mu? Evlenemeyen gençler, geçinemeyen gençler, işsiz gençler Müslümanları, hocaları, dindarları umut olarak görüyorlar mı? Şiddet gören kadınlar dindarları umut olarak görüyorlar mı?” diye sordu.
Toplumun sorunlarına dokunulmadığı sürece vaazların, nasihatlerin, hutbelerin ve ilmî çalışmaların tek başına yeterli olmayacağını belirten Kıranşal, Müslümanların yeniden umut olarak görülmesinin toplumsal sorunlara çözüm üretmekten geçtiğini vurguladı.
Gazze ve Doğu Türkistan için öz eleştiri çağrısı
Konuşmasında Gazze’de yaşananlara da değinen Kıranşal, İslam dünyasının mazlumlara ne ölçüde umut olabildiğinin sorgulanması gerektiğini ifade etti. Gazze’de kadınların ve çocukların yaşadığı acılar karşısında Müslüman ülkelerin ve sivil toplum kuruluşlarının etkisinin değerlendirilmesi çağrısında bulundu.
Kıranşal, “O yüzden bu toplantı bizim kendi toplantımız olduğu için öz eleştirimizi de yapmak zorundayız. Bugün biz Gazze’deki çocuklar için umut muyuz? Doğu Türkistan’daki mazlumlar için umut muyuz? Suriye için umut muyuz?” ifadelerini kullandı.
Müslümanların yalnızca kendi toplumlarına değil, bütün insanlığa umut olması gerektiğini vurgulayan Kıranşal, “Birinci önceliğimiz, ümmet olarak yeniden umut olmak zorundayız. Yerelde de umut olmak zorundayız. İslam coğrafyasında da umut olmak zorundayız. Dünyada da umut olmak zorundayız.” dedi.
Müslümanların toplumsal ve uluslararası düzeyde haksızlıklara karşı durması gerektiğini de belirten Kıranşal, muhalif kimliğin İslamî davetin önemli unsurlarından biri olduğunu söyledi.
Kıranşal, “Ümmet olarak şunun farkında olmamız gerekiyor. Müslümanlığımızın ve mücadele kimliğimizin en önemli özelliklerinden birisi de muhalif olmaktır, muhalefet edebilmektir. Uluslararası anlamda küresel şirk düzenlerine, yerel anlamda da bozuk düzenlere muhalefet eden insanlar olmak zorundayız. Bizim davetimiz kendiliğinden, doğal olarak bir muhalefeti de içermek zorundadır.” değerlendirmesinde bulundu.
Şeyh İsam Telime’den bireyselleşme ve yalnızlaşma uyarısı
Buluşmanın ikinci oturumunun sonunda “Gençliğin Bireyselleşme ve Yalnızlaşma Eğilimlerinde Evlilik Müessesesi ve Ahlaki Krizler” başlıklı sunum yapan Mısırlı âlim Şeyh İsam Telime, bireyselleşme ve yalnızlaşma eğilimlerinin aile yapısını ve toplumsal ilişkileri olumsuz etkilediğini söyledi.
Bireyselleşme sorununun yalnızca İslam dünyasına özgü olmadığını, Avrupa ve dünyanın farklı bölgelerinde de benzer sorunların yaşandığını belirten Telime, bazı gençlerin evlilik düşüncesinden uzaklaştığına dikkat çekti. Aile kurumunun İslam’ın insanlığa kazandırdığı önemli değerlerden biri olduğunu ifade eden Telime, aile ve evlilik konusunda yalnızca şikâyet etmenin yeterli olmadığını, sorunların nedenlerinin araştırılması ve çözüm yollarının geliştirilmesi gerektiğini dile getirdi.
İslam’ın bireysel haklarla toplumsal sorumluluklar arasında denge kurduğunu belirten Telime, Asr suresine atıfta bulunarak iman, salih amel, hakkı ve sabrı tavsiye etmenin bireysel kurtuluş ile toplumsal sorumluluk arasındaki ilişkiyi ortaya koyduğunu söyledi.
İnsanlardan uzaklaşarak daha huzurlu bir hayat yaşanabileceği düşüncesini de değerlendiren Telime, Hz. Peygamber’in insanlarla birlikte yaşamayı, onların sıkıntılarına sabretmeyi ve ilişkileri sürdürmeyi daha faziletli bir tutum olarak gösterdiğini belirtti.
Telime, “İnsanlarla görüşmeyen, onların sıkıntılarından uzak duran ve kimseyle ilişki kurmayan bir hayatın daha huzurlu olacağını düşünebilirler. Fakat bu zorluklara sabretmek, insanlardan bütünüyle uzaklaşmaktan daha faziletli olabilir.” dedi.
Başka toplumların yaşam biçimlerini sorgulamadan taklit etmenin de yalnızlaşmanın nedenlerinden biri olduğunu ifade eden Telime, modern görünme arzusuyla benimsenen bazı alışkanlıkların toplumsal sorunları beraberinde getirebildiğini söyledi.
Telime, “Bugün Avrupa’yı ve Batı dünyasını taklit etmeye çalışıyoruz. Ancak taklit ettiğimiz şeylerin, o toplumların da şikâyet ettiği, çözmeye çalıştığı ve kurtulmak istediği sorunlar olduğunu çoğu zaman gözden kaçırıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Çocukların dil ve kültür eğitimi
Çocukların eğitiminde dil öğrenimi ile kültürel aktarım arasındaki ilişkinin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Telime, yabancı dil eğitiminin önemini kabul etmekle birlikte çocukların kendi dillerini, dinlerini, kültürlerini ve ahlaki değerlerini öğrenmelerinin de sağlanması gerektiğini kaydetti.
Çocukların erken yaşlarda dil öğrenirken ailelerinin değerlerini ve yaşam biçimlerini de öğrendiklerini ifade eden Telime, ana dilin yeterince öğrenilmemesinin aile içindeki iletişimi ve kültürel aktarımı olumsuz etkileyebileceğini dile getirdi.
Telime, “Çocuklarımızın başka dilleri öğrenmesine karşı değiliz. Ancak kendi dillerini, dinlerini, kültürlerini ve ahlaki değerlerini öğrenmelerini de sağlamalıyız. Eğitim anlayışımızı bu dengeyi gözeterek oluşturmalıyız.” dedi.
Sosyal medya kullanımının insan ilişkileri üzerindeki etkilerine de değinen Telime, iletişimi kolaylaştırmak amacıyla ortaya çıkan dijital araçların yanlış kullanıldığında insanları birbirinden uzaklaştırabildiğini söyledi. Aile üyelerinin ve arkadaşların yüz yüze görüşmek yerine sosyal medya üzerinden mesajlaşmakla yetinmesinin ilişkileri zayıflatabildiğini belirten Telime, gerçek ilişkilerin zaman, emek ve samimiyet gerektirdiğini ifade etti.
Aynı evde yaşayan insanların bile zamanlarının büyük bölümünü telefonlarıyla geçirebildiğini kaydeden Telime, bunun aile içindeki iletişimi olumsuz etkilediğini dile getirdi. Sosyal medyada yayılan yanlış bilgilere karşı da uyarıda bulunan Telime, içeriklerin doğruluğu araştırılmadan paylaşılmasının bilgi kirliliğini artırdığını belirtti.
Evlilik ve aile kurumunun korunmasının önemine işaret eden Telime, kadın ve erkek arasındaki ilişkinin bir tarafın diğerine üstünlük kurması üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Aile hayatının karşılıklı hak ve sorumluluklara dayandığını ifade eden Telime, adalet, merhamet ve karşılıklı anlayışın aile ilişkilerinin temelini oluşturması gerektiğini vurguladı.
Evliliğin yalnızca zorluklardan ibaretmiş gibi sunulmasının gençleri evlilikten uzaklaştırabileceğini kaydeden Telime, gençlere aile hayatının sevgi, huzur, dayanışma ve sorumluluk boyutlarının da anlatılması gerektiğini belirtti.
Molla Beşir Şimşek: Konuşmaların sokağa inmesini arzuluyoruz
İTTİHADUL ULEMA Genel Başkan Yardımcısı Molla Beşir Şimşek de buluşmada ele alınan konulara ve ortaya konulan çözüm önerilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İslam coğrafyasındaki sorunların, gençlerin karşı karşıya kaldığı tehlikelerin ve toplumsal yozlaşmanın âlimler tarafından gündeme taşınmasının önemine dikkat çeken Şimşek, toplantılarda dile getirilen görüşlerin toplumda karşılık bulması gerektiğini söyledi.
Programa İslam coğrafyasının ondan fazla ülkesinden âlimlerin katıldığını belirten Şimşek, davet, tebliğ ve irşat faaliyetlerinde çağın şartlarına uygun dil ve yöntemlerin ele alındığını ifade etti.
Şimşek, “Bugün İslam coğrafyasının ondan fazla ülkesinden âlimlerimizi davet ettik. Elhamdülillah, onlar da programımıza iştirak ettiler. Burada âlimlerimizin dilinden insanlarımıza, gençliğimize ve neslimize, bugünün şartlarında davet, tebliğ ve irşat hususunda dilin ve metodun nasıl olması gerektiğini konuştuk. Seydalarımız bu konuları dile getirdiler ve bunlarla ilgili çözüm önerilerini ortaya koydular.” dedi.
Buluşmada yalnızca davet yöntemlerinin değil, İslam coğrafyasında yaşanan sorunların ve özellikle Gazze’deki gelişmelerin de ele alındığını belirten Şimşek, âlimlerin bu sorunların nedenlerini değerlendirdiğini ve çözüm önerilerini paylaştığını kaydetti.
“Bu sesin sokağa çıkmasını, sahaya inmesini istiyoruz”
Toplantılarda dile getirilen görüşlerin yalnızca konuşma düzeyinde kalmaması gerektiğini vurgulayan Şimşek, ortaya konulan fikirlerin topluma ulaşmasını ve yetkililer tarafından dikkate alınmasını arzuladıklarını söyledi.
Şimşek, “Biz tabii ki bu konuşmaların burada kalmasını değil, bu sesin sokağa çıkmasını, sahaya inmesini ve yetkililere ulaşmasını arzuluyoruz. İnşallah sizin vasıtanızla işitmesi, duyması gereken makamlar ve merciler de bu sesleri duyuyor. Onların da gerekeni yapacaklarını umuyoruz.” ifadelerini kullandı.
Toplumun rehberleri olan âlimlerin halkın sorunlarını gündeme getirmesi gerektiğini belirten Şimşek, gençlerin karşı karşıya kaldığı tehlikelere dikkat çekerek, “Biz halkımıza karşı sorumluluğumuzu yerine getiriyoruz. Bu halkın rehberleri olan seydalarımızın halkın problemlerini konuşması lazımdır. Çünkü hakikaten toplumumuz gün geçtikçe edep, ahlak ve ibadet konusunda bozuluyor. Gençlerimiz çok büyük bir tehlikeyle karşı karşıya.” dedi.
Gençlerin yaşadığı sorunlara da değinen Şimşek, intihar vakaları, cezaevlerinde bulunan gençler ve manevi sorunların toplum açısından ciddi meseleler olduğunu ifade etti.
Buluşmanın önemli yönlerinden birinin farklı bölgelerden gelen âlimlerin tanışması, fikir alışverişinde bulunması ve ortak meseleleri birlikte değerlendirmesi olduğunu belirten Şimşek, programın her yıl daha fazla ilgi gördüğünü söyledi.
Şimşek, “En önemlisi de bu kadar âlimin bir araya gelmesi, omuz omuza vermesi, tanışması, muhabbet etmesi, birbirleriyle fikir alışverişinde bulunması ve aynı sesle bazı meseleleri dile getirmesidir. Bunu çok önemli buluyoruz.” ifadelerini kullandı.
Toplumun programa gösterdiği ilginin kendilerini memnun ettiğini belirten Şimşek, katılımın her yıl arttığını ve bunun yürütülen çalışmalar açısından önemli olduğunu kaydetti.
Buluşmanın son oturumunun ertesi gün öğleye kadar devam edeceğini belirten Şimşek, oturumların, selamlama konuşmalarının ve değerlendirmelerin sürdürüleceğini ifade etti. Şimşek, Alimler Buluşması’nın sonuç bildirgesinin açıklanmasının ardından programın tamamlanmasının planlandığını söyledi.
Ortak mesaj: Âlimlerin rehberliği ve toplumsal sorumluluk
11’inci Alimler Buluşması’nda yapılan konuşmalarda medreselerin toplumla bağlarını yeniden güçlendirmesi, âlimlerin toplumsal sorunlara çözüm üretmesi, gençlerin ve ailelerin karşı karşıya kaldığı sorunların dikkate alınması ve İslam dünyasındaki gelişmeler karşısında daha etkili bir sorumluluk üstlenilmesi gerektiği vurgulandı.
Konuşmacılar, davet ve irşat faaliyetlerinin yalnızca sözlü anlatımla sınırlı kalmaması, günlük hayatın içinde karşılık bulması ve çağın iletişim imkânlarından yararlanılarak toplumun farklı kesimlerine ulaşılması gerektiğine dikkat çekti.
Buluşmada öne çıkan değerlendirmeler arasında medreselerin temsil sorumluluğunu taşıyan şahsiyetler yetiştirmesi, Kürt âlimlerin tarih boyunca Anadolu’nun dinî hayatına sunduğu katkıların hatırlanması, Müslümanların mazlumlar ve ihtiyaç sahipleri için umut hâline gelmesi, aile kurumunun korunması ve âlimlerin dile getirdiği çözüm önerilerinin sahaya yansıtılması yer aldı.
İTTİHADUL ULEMA tarafından düzenlenen 11’inci Alimler Buluşması’nın, oturumların tamamlanması ve sonuç bildirgesinin açıklanmasıyla sona ermesi planlandı.