|
Tweet |
Mehmet Zeki Özer
Barodan yapılan açıklamada, Said-i Kürdi'nin 23 Mart 1960 tarihinde Şanlıurfa'da hayatını kaybettiği ve ertesi gün Halil-ür Rahman Dergâhı Camii avlusuna defnedildiği hatırlatıldı. Açıklamada, defin işleminden 111 gün sonra, 12 Temmuz 1960 tarihinde 27 Mayıs darbesini gerçekleştiren yönetim tarafından mezarının açıldığı ve naaşının bilinmeyen bir yere götürüldüğü ifade edildi.
Urfa Barosu, dönemin Bakanlar Kurulu toplantı tutanaklarına atıfta bulunarak, naaşın nakledilmesine ilişkin gerekçenin Said-i Kürdi'nin Urfa'ya defnedilmesinin "Kürtlüğün merkezi" oluşturacağı yönündeki değerlendirmeler olduğu iddiasını dile getirdi. Açıklamada, toplantı tutanaklarında dönemin Milli Birlik Komitesi Başkanı Cemal Gürsel'in konuya ilişkin ifadelerine de yer verildi.
Baro ayrıca, darbe yönetiminin daha sonra Said-i Kürdi'nin kardeşi Abdülmecid Nursi'ye zorla dilekçe imzalattırdığı ve resmi kayıtlarda naaşın Isparta'ya defnedildiğinin belirtildiğini öne sürdü.
Açıklamada, Urfa Barosu'nun 2017 yılından bu yana kayıp naaşın akıbetinin ortaya çıkarılması amacıyla adli ve idari girişimlerde bulunduğu, iç hukuk yollarının tükenmesinin ardından konunun iki kez Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşındığı bilgisi paylaşıldı.
Baro, mezarın açılması ve naaşın götürülmesini "insanlık suçu" ve "mezar dokunulmazlığının ağır ihlali" olarak nitelendirerek, kayıp naaşın bulunup Urfa'daki mezarına iade edilmesini istedi.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu kapsamında hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunma görevleri doğrultusunda hareket ettiklerini belirten Urfa Barosu, konunun ulusal ve uluslararası platformlarda takipçisi olmaya devam edeceklerini bildirdi.
Açıklamanın sonunda Baro, Bediüzzaman Said-i Kürdi'yi vefatının 66. yılı dolayısıyla rahmet ve saygıyla andığını belirterek, mezarının açılması ve naaşının götürülmesinden sorumlu tuttuğu darbecileri kınadı.