|
Tweet |
Mehmet Zeki Özer
HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, İTTİHADUL ULEMA tarafından düzenlenen 11’inci Âlimler Buluşması’nda katılımcılara hitap etti. İslam âleminin ve insanlığın çetin sınavlardan geçtiği tarihî bir dönemden geçildiğini belirten Yapıcıoğlu, âlimlerin toplumsal sorumluluklarına, İslam’a davette yeni yöntemlerin gerekliliğine ve ümmetin birliğine ilişkin önemli mesajlar verdi.
“Âlim, çağın sorunlarına çözüm üreten bir yol göstericidir”
Âlimlerin İslam ümmeti açısından taşıdığı öneme işaret eden Yapıcıoğlu, âlimlerin yalnızca geçmişin mirasını aktaran kişiler olmadığını, aynı zamanda çağın sorunlarına Kur’an ve Sünnet ekseninde çözümler üretmesi gerektiğini vurguladı.
Yapıcıoğlu, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Bizler, ‘Âlimler, peygamberlerin varisleridir.’ diye buyuran bir peygamberin ümmetiyiz. Âlim, sadece geçmişin mirasını tozlu raflardan bugüne taşıyan bir nakledici değildir. Âlim; zamanın ruhunu okuyan, çağın sorunlarına Kur’an ve Sünnet ekseninde çözümler üreten bir yol göstericidir.
Fıtrat dini olan İslam’ın ortaya koyduğu hakikatler evrensel nitelikte olup bütün çağlara ve nesillere hitap etmektedir. Bütün mesele, Mehmet Âkif Ersoy’un ‘Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı / Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı’ diyerek işaret ettiği o asil sorumluluğu kuşanabilmektir. Yani çağın ruhuna İslam’ın hakikat mührünü yeniden vurmaktır.”
Dijital çağda bilgi kirliliği ve değer erozyonu uyarısı
İslamî daveti her zamankinden daha önemli hâle getiren küresel tehditlerin ve fırsatların doğru değerlendirilmesi gerektiğini belirten Yapıcıoğlu, dijitalleşmenin toplumsal etkilerine dikkat çekti.
Dünyanın büyük bir dönüşümden geçtiğini ifade eden Yapıcıoğlu, yapay zekâ, algoritmalar, dijitalleşme ve sosyal medyanın insan hayatını önemli ölçüde etkilediğini belirterek şöyle konuştu:
“Dünya büyük bir dönüşüm geçiriyor. Yapay zekânın, algoritmaların, dijitalleşmenin ve sosyal medyanın yön verdiği, sınırların ortadan kalktığı ama kalpler arasındaki mesafelerin hiç olmadığı kadar açıldığı bir ‘dijital çağda’ yaşıyoruz.
Bugünün genci, bilgiyi kürsülerden veya kitap sayfalarından ziyade, ‘aklı körelten’ telefon ekranlarındaki saniyelerle yarışan videolardan alıyor. Dijital çağın getirdiği veri bombardımanı, bilgiye erişimi daha hızlı ve daha kolay hâle getirse de bu durum çok ciddi bir bilgi kirliliği ve değer erozyonunu da beraberinde getiriyor.”
Küresel ölçekte aile kurumunun hedef alındığını savunan Yapıcıoğlu, ekranlar ve algoritmalar aracılığıyla gençlerin ahlaki bir buhrana sürüklendiğini ifade etti.
Yapıcıoğlu, “Biz kürsülerde konuşurken gençlerimiz modern dünyanın girdaplarına çekilmekte, kalplerini kazanamadığımız her bir genç elimizden kayıp gitmektedir.” dedi.
“Gazze, küresel vicdanın üzerindeki sis bulutlarını dağıttı”
Dünyadaki olumsuz gelişmelere rağmen insanlığın geleceği açısından umut verici bir uyanış yaşandığını dile getiren Yapıcıoğlu, Gazze’deki direnişin küresel vicdan üzerindeki etkisine değindi.
Yapıcıoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Siyonist terör rejiminin soykırım uygulayarak yok etmeye çalıştığı Gazze, sergilediği sarsılmaz iman ve teslimiyet örneğiyle küresel vicdanın üzerini kaplayan sis bulutlarını darmadağın etmiştir.
Bugün başta Avrupa olmak üzere dünyanın her köşesinde materyalizmin ve kapitalizmin ruhsuz kıskacından kurtulmak için çırpınan devasa bir kitlenin varlığına, muazzam bir küresel uyanışa şahitlik ediyoruz. İşte bu tarihî eşikte ulemanın ve bizlerin asıl misyonu, yönünü fıtrata çeviren, nefes alacak bir liman arayan bu kitlelere doğru yöntemlerle yol göstermek ve onlara rehberlik edebilmektir.”
İslam’a davet çalışmalarının iki yönlü yürütülmesi gerektiğini belirten Yapıcıoğlu, bir yandan hakikati arayan gayrimüslimlerin İslam’ı tanımalarına rehberlik edilmesi, diğer yandan Müslümanların takva, istikamet ve vahdet bilincinin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Yapıcıoğlu, “Bir yanda modernitenin bunalımlarından yorulup yönünü fıtrata çevirip hakikati arayan gayrimüslimleri İslam’ın aydınlığına, yani imana; diğer yanda da istikametini şaşırmış Müslümanları daha derin bir şuurla takvaya, istikamete ve vahdete davet etmek zorundayız.” ifadelerini kullandı.
“Kendi içimizdeki vakar ve muhabbeti korumalıyız”
İslam’a davette daha etkili sonuçlar alınabilmesi için öncelikle Müslümanların kendi aralarındaki saygı ve sevgiyi koruması gerektiğini vurgulayan Yapıcıoğlu, ilmî meselelerin kamuoyu önünde gelişigüzel tartışılmasının âlimlerin saygınlığına ve davet çalışmalarına zarar verdiğini belirtti.
Yapıcıoğlu, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“Büyük bir üzüntüyle şahit oluyoruz ki sadece ulemanın kendi ihtisas alanında kalması ve ilmî meclislerde derinlemesine tartışılması gereken hassas meseleler, bugün uluorta tartışma konusu hâline getirilmektedir. Bu durum ne yazık ki ulemanın saygınlığına gölge düşürmekte; aziz İslam’a davet çalışmalarına da zarar vermektedir.
Bizler kendi içimizde didişirken İslam’a ve Müslümanların kutsallarına yönelik küresel ölçekte yürütülen fiilî ve fikrî saldırılara karşı ne yazık ki yeterince güçlü ve ortak bir cevap veremiyoruz.”
Selâhaddîn-i Eyyûbî örneğiyle birlik çağrısı
Konuşmasında Kudüs’ün fethinin tarihî önemine de değinen Yapıcıoğlu, Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin Kudüs’ü fethettiği dönemde İslam dünyasının yaşadığı siyasi dağınıklık ile günümüzdeki durum arasında benzerlik kurdu.
Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin mücadele azmi ve Müslümanları bir araya getirme yönteminin örnek alınması gerektiğini belirten Yapıcıoğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:
“(Selâhaddîn-i Eyyûbî) Fethetmek üzere Kudüs’ü hedefine koyduğu zaman İslam dünyasının siyasi hâli ile ulemanın durumu aşağı yukarı günümüzdeki gibiydi. İslam âlemi dağınık ve ihtilaf içerisindeydi. Fakat menfi şartlar Selâhaddîn-i Eyyûbî’yi ümitsizliğe düşürmedi. Onun mücadele azmi ve ümmeti bir araya getirme metodu bizler için numune-i imtisaldir.
Kudüs Fatihi Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin tarihe altın harflerle kazınan şu sözünü hepimiz şiar edinmeliyiz: ‘Dostlarıyla uğraşanlar, düşmanlarıyla savaşamazlar.’ Bugün İslam coğrafyasını kuşatan işgallere karşı durabilmemizin, Kudüs’ü ve mazlum coğrafyaları yeniden özgürlüğe kavuşturabilmemizin yolu, bu tarihî tecrübeden ilham alarak Müslümanların birliğini ve vahdetini yeniden tesis etmektir.”
“Vahdet, imanî bir mecburiyettir”
Müslümanların yaşadığı acıların sona erdirilmesi ve birliklerinin sağlanmasında âlimlere büyük sorumluluklar düştüğünü vurgulayan Yapıcıoğlu, vahdetin yalnızca siyasi bir tercih olmadığını belirtti.
Yapıcıoğlu, “Zira vahdet, bizim için siyasi bir tercih veya konjonktürel bir ittifak meselesi değil; Rabbimizin ‘Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, bölünüp parçalanmayın.’ emriyle üzerimize farz kıldığı imanî bir mecburiyettir. Bir asrı aşkın süredir yaşadığımız acıların dindirilmesi, ancak ulemanın ve ümeranın üreteceği ortak akılla ve vahdet bilinciyle mümkün olacaktır.” dedi.
Geçen yılki Âlimler Buluşması’nda verdiği mesajı da hatırlatan Yapıcıoğlu, Müslüman halkların kurtuluşunun kendi özlerine dönmeleri ve medeniyetlerini yeniden ihya etmeleriyle mümkün olacağını ifade etti.
Modernleşme adına Batı medeniyetini taklit etmenin kimlik kaybına yol açtığını savunan Yapıcıoğlu, “Modernleşme adına benzemeye çalıştığımız Batı uygarlığının bize biçtiği gömlek bedenimize uymadı. O gömleği giyenler onlar gibi olamadı, kendi gibi de kalamadı.” ifadelerini kullandı.
Yapıcıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Başkasını taklit edenler önce kimliğini kaybeder. Kendi olmaktan çıkınca saygınlığını da kaybeder. Kardeşleriyle çekişip kavga edenler önce heybetini kaybeder, sonra düşmanla savaşma gücünü kaybeder.”
“Ya küresel zilleti kabul edeceğiz ya da birlik olup yeniden izzet bulacağız”
Konuşmasının sonunda Müslümanların önünde iki yol bulunduğunu belirten Yapıcıoğlu, birliğin sağlanması ve kardeşlik hukukunun yeniden tesis edilmesi çağrısında bulundu.
Yapıcıoğlu, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:
“Ya küresel zilleti kabul edip şer güçlerin bize dayattığı rolü oynayacağız; maddi ve manevi dünyamıza çizilen sınırlara hapsolacağız. Birbirimizi sahip olduğumuz etnik ve mezhebi aidiyetler üzerinden öteki kabul edip kırmaya devam edeceğiz.
Ya da özümüze dönüp kendimiz olacağız, sorunlarımızı emperyal güçlerin müdahalesine fırsat vermeden, adalet temelinde çözüp kardeşlik hukukunu yeniden tesis edeceğiz ve böylece birlik olup yeniden izzet bulacağız. Bunun için öncelikle zihinlerimize ve kalplerimize örülen kalın duvarları yıkmalı ve istikamete odaklanmalıyız.”