Halk kitleleri, kendilerini en iyi şekilde yönetsinler diye siyasetçileri seçer. Onlara umut bağlar, geleceklerini ve hatta her şeylerini emanet ederler. Ancak bugün dönüp baktığımızda, nereye el atsanız elinizde kalan, kirlenmemiş alanın neredeyse kalmadığı bir tabloyla karşı karşıyayız.
Sanki siyaset, millete hizmet etmek için değil; rant elde etmek ve makam sahibi olmak için yapılan bir meslek hâline geldi. Siyasetçilerin bir kısmı, halkın sırtında bir yük, adeta bir ur gibi duruyor. Gerçekten de artık vatandaşın güven duyacağı siyasetçi sayısı parmakla gösterilecek kadar azaldı.
Eğer siyaset kurumu kendi kendini temizlemezse, halk eninde sonunda bildiğini okuyacaktır. Nasıl mı? Güvenmediği siyasetçiyi seçmeyecek; ya sandığa gitmeyerek protesto edecek ya da tepkisini en sert şekilde sandıkta gösterecektir. Çünkü bu millet, güvendiği siyasetçiler tarafından arkadan vurulmaktan, ekmeğinin boğazından çekilip alınmasından bıktı.
Bir tarafta muhalefet belediyelerine bakıyorsunuz; ellerindeki imkânlara rağmen doymak bilmeyen bir hırs ve usulsüzlük iddiaları... Diğer tarafta iktidara bakıyorsunuz; bütün imkânlar ve kaynaklar elinde olmasına rağmen hâlâ gözü haramda, gözü rantta olan isimler... Bu insanları ne doyurabilir? Allah korkusu ve kul hakkı bilinci olmayınca, yasaların yanı sıra kendi vicdanları da bunları durduramıyor.
Oysa unutmamak gerekir: Mülkün gerçek sahibi Yüce Allah’tır. Dilediğini aziz kılar, dilediğini rezil eder. Bugün mevki ve makama gelip bununla yetinmeyen; hem partisine hem ülkesine hem de temsil ettiği değerlere leke sürecek şekilde dünya malına tamah edenler, bu dünyada da ahirette de rezil olmaktan kaçamazlar. İlahi adalet tecelli edecektir. Zerre miktarınca hayır işleyen de zerre miktarınca şer işleyen de karşılığını görecektir.
Peki, biz halk olarak kime güveneceğiz? Yöneticilerimizi başka bir gezegenden mi getireceğiz? Seçtiğimiz, güvendiğimiz insanlar bizi zenginleştirmek ve huzura kavuşturmak yerine kendi mülklerini artırma derdine düşüyor; devasa servetler ediniyor ama yine de doymuyorlar. Üstelik bir de millete efendilik taslamaya kalkıyorlar.
Buradan siyasetçilere açıkça sormak lazım: Siz kendinizi ne zaman temizleyeceksiniz?
İlahi uyarılar ve toplumsal patlamalar gelmeden önce kendi içinizdeki kirleri temizleyin. Bu millet sizi kendinize ve yakınlarınıza imtiyaz sağlayın diye değil, bu vatana hizmet edin diye seçti. Mezarlığa sadece bir kefenle gidileceğini, haramla kazanılan her kuruşun hesabının çetin olacağını unutmayın.
İnşallah siyaset kurumunda yeni ve samimi bir diriliş başlar. Partiler, kendi içlerindeki yozlaşmış unsurları temizler de yeniden toplumun karşısına yüzleri ak çıkma cesaretini bulurlar. Özellikle Sayın Cumhurbaşkanımıza bu noktada büyük bir tarihî görev düşmektedir. Bu memlekete ve bu değerlere sevdalıysak, “Bizim partidendir.” demeden, kim olursa olsun bu kirlenmeye tolerans tanınmamalıdır. Çünkü temizlenmeyen her kir, eninde sonunda herkesi yakar.
Rabbim ülkemizi ve milletimizi muhafaza eylesin; kötü niyetli ve hırslarına yenik düşmüş insanların şerrinden korusun.